PROKSEMİK

30 okunma Eylül 2021

Yine yeni bir kavramla Eylül ayına merhaba demek istedim değerli okurlar.Hatırlayacağınız üzere Ağustos ayında beden dili ile ilgili olan yazımda; İnsanların birbirleriyle iletişim kurarken kullandıkları beden hareketlerini inceleyen çalışmaların tek bir kelime ile ifade edilmiş şekli olan Kinezik’ten bahsetmiştim.

”Beden dili gerçek duygu ve düşüncelerin bir ayna gibi yansıtılmasına yarar. İletişimin sözsüz olanıdır.Bu nedenledir ki beden dili dillerin en güçlüsüdür. “demiştik. 

Beden dilinde kullandığımız güçlü enstrümanlar olan ellerimiz, ayaklarımız, başımız ve mimiklerimiz iletişim sırasında kendimizi doğru ifade etmemizi sağladığı gibi iletişimin samimi ya da samimiyetsizliğini de belirler. Hatta beden dilimiz, bilinçli zihnimizin dışında bilinç dışı ne kadar duygu ve düşüncemiz varsa biz fark etmesek de karşı tarafa farklı mesajların verilmesine sebep olur. Hele ki iletişim kurmaya çalıştığımız ya da ikna etmeye, inandırmaya çalıştığımız kişi beden dilimizi okuyabilecek kadar iletişim yöntemlerine vakıfsa işte o zaman işimiz biraz zorlaşabilir. Beden dilinde başımızın hangi yöne yatık olduğundan tutun da toplantı sırasında ellerimizin masanın üstünde, altında, cebimizde ya da göğsümüzün üstünde bağlı olmasına veya bedenimizin konuşan kişiye dönük olup olmamasına, ayaklarımızın duruş pozisyonuna  kadar sayısız örnekle beden dilimiz ile gerçek duygu ve düşüncelerimizi, konuya veya kişilere olan ilgimizi istesek  de istemesek de karşı tarafa iletmiş oluruz.  

Şimdi gelelim bu ayki yazı konumuz olan Proksemik’in tanımına. İnsanların iletişim sırasında duygu düşünce ve bilgileri aktarmak üzere seçtikleri mesafeyi inceleyen çalışmalara Proksemik(kişisel alanlar teorisi) adı verilir.Beden dili ile iletişim kurarken sadece bedenimizdeki organların hareketleri değil iletişim esnasında bedenimizin iletişim kurmak istediğimiz kişiye olan mesafesi de oldukça önemlidir.

Proksemik kişisel alanlarımız içinde birbirimizle olan mesafe kullanımını ve bu mesafelerin iletişimimize olan etkilerini inceleyen çalışmaların bütünüdür şeklinde de tanımlayabiliriz.

Muhtemelen şu deneyimi hayatınızın bir döneminde yaşamışsınızdır; Biri sizinle konuşmak ya da size soru sormak için yanınıza gelir ama o kadar çok yaklaşır ki kendinizi çok rahatsız hissedersiniz. Bu rahatsızlık hissi ile ya sorduğu soruyu dinlemez oradan hızlıca uzaklaşırsınız ya da yarım yamalak cevaplarla bu iletişime bir son vermeye çalışırsınız.

Başka bir örnek vermek gerekirse çalıştığınız iş yerinde, gittiğiniz  AVM’lerde, oturduğunuz yüksek binalarda hemen her gün kullanmak zorunda olduğunuz asansörlere, yabancılarla bindiğinizde yaşadığınız gerginliği hatırlayın. Yalnız olduğunuzda asansörün tam ortasında dururken bir kişinin dahi binmesi sizin köşelere ve mümkünse göz temasından kaçmanıza sebep olmaktadır.  

 Sonuç olarak gerildiniz, korktunuz ve kaçtınız. Şimdi proksemik açıdan biraz yorum yapalım. Mesafe gereği kişisel alanınız ihlal edildi ve beyniniz bilinçaltında bunu bir tehdit olarak algıladı. Buradan yola çıkarak alanları incelemek gerekirse; 

1) Mahrem (özel) Alan: 45 santimetreye kadar olan alan

2) Kişisel Alan: 45 cm ile 1.2 metre arası alan

3) Sosyal Alan: 1.2 metre arası ile 3.6 metre arası alan

4) Kamu Alanı: 3.6 metre ile 7.6 metre arası

Proksemik terimi, ilk kez 1963 yılında, insanların uzamsal ilişkileri ve alanları kullanarak sözsüz iletişimlerini inceleyen antropolog ve araştırmacı Edward Twitchell Hall  tarafından kullanılmıştır. Araştırması sırasında, prosemikle ilgili bu sıraladığımız dört alanı tanımlamıştır.

 Bu rakamlar Amerika’da yapılan araştırmalar sonucunda elde edilmiş olsa da, unutulmamalıdır ki kişisel alan kültürden önemli ölçüde etkilenmektedir. Birçok Latin ve Orta Doğu ülkesinde kişisel alan nispeten daha yakındır. Oysa birçok İskandinav ve Asya ülkesinde kişisel alan daha uzaktır. Bu nedenle yukarıdaki rakamları sadece ortalamalar olarak kabul etmekte ve milimetrik ölçümler yapamasak da genel anlamda iletişim sırasında olması gereken alanlarımızı bu çerçevede değerlendirmeliyiz. Alanlarımızın kendi mahremiyetini koruması için kişisel sınırlarımızın ne olduğu konusunda açık ve dürüst olmakta fayda var diye düşünüyorum.

  Zira asansörde, okulda, ofiste, eğlence ve park alanlarında, çarşı-pazarda, AVM’lerde, toplu taşıma araçlarında, lokanta ile sinemalarda ve özellikle yaya yürürken-trafikte araç kullanırken karşı tarafın kişisel ve mahrem alanlarını engellemeden hareket etmek en akıllıca ve uygar olan davranış biçimidir. Aksi takdirde kendi alanlarımızı herkese karşı savunmak zorunda kalmak çatışmaya ve gayret sarfına yol açacaktır. Birçok insanın sosyal alandan kişisel alana hızlı bir giriş yaptığını ve bu yüzden çok itici bulunduklarına bizzat şahit oldum. Ülkemizde, bu alanların görünmez kurallarına saygı gösterilmemesinden kaynaklanan, toplumsal çatışmalara gittikçe daha sık rastlanıldığını görüyoruz, duyuyoruz.

Bu sebeple, mahremiyetimize saldıran ve güçlü birer stres kaynağı işlevi gören tüm dış dinamiklere karşı hem fiziksel hem de psikolojik mesafe koymayı öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekmektedir.

Öte yandan özel alanımıza kabul ettiğimiz insanlarla da kamusal alanda evde olduğumuz gibi her zaman yakın duramayabiliriz. Bu yakınlaşmanın “normal” ölçülerde olmasını haklı gerekçelerle kamu bizden talep eder.

 Bu da demek oluyor ki alanlarımız arasındaki hiyerarşi bulunduğumuz mekâna göre de yeniden şekil almak zorundadır. 

Öyle sanıyorum ki Pandemi süreci Proksemik alanlarımızı yeniden yapılandırmamız konusunda bize farklı bakış açıları kazandırdı.Pandemi krizi ,proksemik açıdan fırsata dönüştü de diyebiliriz.Eskiler buna her şerde hayır var diyor.Tüm Şer’lerin hayırlara vesile olması dileği ile sağlıkla kalın.