KABUĞUNUZ SİZİ NE KADAR KORUR?

30 okunma Ocak 2019

Akvaryumun içerisinde bir köpekbalığı 20 cm'ye kadar büyür.                                      Okyanusta ise 2 metreden daha fazla büyüyebilir.                                                      Köpekbalığı bulunduğu çevreye uyum sağlar ve siz de öylesiniz.                                 Çevrenizde çoğu zaman küçük düşünen insanlar vardır;                                                               ve bu yüzden gelişemezsiniz.                                                                                 Bulunduğunuz ortamı değiştirin ve büyümenizi izleyin…
Aksakallı haham ne anlatıyordu?                                                                             instagramda bu yazıyı okuyunca birden aydınlandım. Yıllar önce internette izlediğim bir konuşmayı hatırladım. İzlediğim videoda konuşan, aksakallı dedeye benzeyen bir hahamdı. Psikiyatrist ve haham olan Abraham Twerski’nin ıstakozlar hakkındaki bu videosu bir dönem viral (çok popüler) olmuştu. Şöyle anlatıyordu; "Bir gün dişçide sıra beklerken önümdeki dergideki makalenin başlığı ilgimi çekti: `Istakozlar nasıl büyür?’’Bildiğiniz gibi ıstakozlar sert bir kabuğun içinde yaşayan yumuşak hayvanlardır. Sert kabuk genişlemediğine göre, bir ıstakoz nasıl büyür? Gerçekte olan şudur: Istakoz büyümeye başlayınca kabuğun içinde rahatsız olmaya ve baskı hissetmeye başlar. Güvenli bir yere gider ve kabuğunu atıp kendine daha büyük bir kabuk oluşturur. Bir süre sonra o kabuk da küçük gelmeye başlayınca daha büyüğünü meydana getirir. Bunu hayatı boyunca defalarca tekrarlayarak büyümesini sürdürür. Bir ıstakozun büyümesini tetikleyen faktör kendini rahatsız hissetmesi ve baskı altında olmasıdır. Istakozlar doktora gitselerdi asla büyüyemezlerdi! Çünkü doktor ona bir sakinleştirici verir, o da kendini iyi hissetmeye başlayınca o küçük kabuğun içinde yaşamına devam ederdi. Bu yüzden bizim de baskı altında olduğumuz durumları kendimizi geliştirmek için sinyaller olarak görmemiz gerekir. 
  Istakozlara neden saygı duymalıyız?                                                                        İnternette okuduğum ya da izlediğimiz her şeye şüpheyle yaklaşırım. Istakozların hayatını incelemeye karar verdim ve inanılmaz şeyler okudum, okudukça bu ‘omurgasız’ deniz canlılarına hayranlığım arttı, saygı duydum. Istakozlar, yengeçler ve diğer kabuklu canlıların büyümesindeki en büyük engel kendi kabuklarıdır çünkü kabuk sabittir, genişlemez. Istakozlar aslında yumuşak ve pelte kıvamında bir vücuda sahiptirler. Bu halleri ile kırılması son derece zor olan ve hiç genişlemeyen kabuklarının içinde yaşarlar. Peki bu kabuğun içinde nasıl büyürler? Bu sorunun cevabı, ıstakozun gizemli dünyasına atılan ilk adımdır. Istakozlar çok uzun süre yaşayabilirler ve yaşadıkları sürece büyümeye devam edip devasa boyutlara ulaşabilirler. Büyüme sürecinde ıstakozlar sürekli vücutlarını yenileyebildikleri için yaşlanma belirtisi de göstermezler. Sizce ıstakozların genç ve diri kalmasının sırrı ne olabilir? Kabuğunu kırma cesareti gösterebilmek ve bunu defalarca yapabilmek. Rekabetin ve günlük stresin arttığı bu günlerde ıstakoz olmaya ihtiyacımız var gibi görünüyor. Stresi azaltamıyorsak, stresle başa çıkamıyorsak kesin çözüm; stresi yaratan sebebi ortadan kaldırmaktır.  
  Kabuğunu kırmak tek çözüm mü?                                                                                    Kabuk değiştirmek göründüğü kadar kolay değil hatta tehlikelidir. Çünkü kabuksuz kalınan dönemde gövde pelte gibi yumuşak ve her türlü saldırıya karşı savunmasızdır. Bu nedenle farklı omurgasız canlılar farklı ‘kabuk’ stratejileri geliştirmişlerdir. Örneğin böceklerin çoğu ıstakozlar ve yengeçler kadar ‘cesur’ değillerdir; büyümeyi durdururlar. Yaşam döngülerinde belirli bir büyüklükten sonra gövdeleri büyümez ve böylece kabuk değiştirmeye gerek kalmaz. Örneğin kanatlarını oluşturduktan sonra, kelebekler ve güveler daha fazla büyümezler, bu da onları kabuk değiştirme mecburiyetinden kurtarır. İşte bu yüzden insanların dünyasında da büyük çoğunluğun tercih ettiği kolay yol, budur.  Ama kelebekler bile hayatlarında bir kez, onları sıkıca sarıp koruyan kozalarını yırtmayı göze alırlar ve kanatlanırlar. İkinci strateji ‘orta yol’ stratejisidir; kabuğunu parça parça yenilemek. Örneğin tespihböcekleri, önce dış iskeletlerinin arka kısmını sonra da ön kısmını değiştirirler. Böylece her seferinde hayvanın sadece yarısı savunmasız kalır. Peki kabuk değiştirme sırasında saldırıya uğrayan canlılar ne yaparlar? Saldırgan ve tehditkar bir tutum takınarak kavgaya girecekmiş gibi blöf yaparlar. Demek ki neymiş? Bazı insanların saldırganlığı ‘kabuksuz’ olduklarını gizlemek içinmiş.


Yengeçlerin emlak piyasası hareketli mi?                                                         Keşiş Yengeci (Hermit Crab) ya da ‘münzevi’ yengeç adı verilen bir yengeç türünün barınma stratejisi hayranlık uyandırır. Hermit yengeçlerinin, doğal bir kabukları yoktur; kendilerini düşmanlarından koruyabilmek için genelde boş deniz kabukları bulup içerisine yerleşerek orada yaşarlar. Boyları 1 cm den 20 cm ye kadar olabilir. Yengeçler, büyüdükçe yaşadıkları kabuğun (konutun) içine sığamamaya başlarlar. Bu nedenle aynı bizler gibi sürekli kabuk değiştirirler yani taşınırlar. Her zaman istenilen ebatlarda bir kabuk bulabilmek mümkün değildir. Evsiz kalmak ise avcılarına karşı kolay lokma olmak demektir. Bu yüzden, daha büyük ve güzel bir ev bulmadan eski evlerini terk etmezler. Bu yengeçlerin ev değiştirme ve taşınma süreci tam bir seyirliktir. Boş bir kabuğa rastlayınca birden fazla yengeç kabuğun etrafına toplanıp birbirlerinin boyunu ölçüyorlar, boy sırasına giriyorlar. Derken, büyük bir yengeç geliyor en öne geçip, boşta olan kabuğun içine giriyor ve bir zincirleme reaksiyon başlıyor. Onun çıktığı kabuğa diğeri, diğerinin çıktığı kabuğa diğeri, arada ufak kapışmalar, itiş kakışmalar da olmuyor değil ... Ama emlakçıya gerek olmadan, kimse de açıkta kalmadan taşınma işini kısa sürede çözüyorlar. Hepsi yeni evlerine yerleşiyor ve takas merkezinden ayrılıyor. Taa ki, yeni evine sığamayıncaya kadar. 
İnsanın kabuğu var mı?                                                                                                    Her canlı dünyaya kabuğunu kırarak gelir. Bir kuş, kaplumbağa, yılan hatta kertenkele yavrusu artık yumurtaya sığmadığında, kırıp kabuğunu çıkmaz mı dışarıya, başlamaz mı hayata? İnsan yavrusu da anne karnında büyürken, annesinden beslenirken, güven içindeyken artık oraya sığamadığında annesinin sancıları başlar, kan revan içinde doğar bu dünyaya. İnsanlar ‘omurgalı’ canlılardır yani iskeletleri gövdelerinin içindedir, gövdeyle beraber iskelet de büyür. İnsanın kabuğu kafatasıdır, beynini korur ama büyümez! İnsanı büyüten hayalleridir erdemleridir.  Hani sözünde durmayan, tutarlı olmayan insanlar için ‘omurgasız’ tabirini kullanırız ya; böcek, ıstakoz, yengeç bunlar doğuştan omurgasız canlılar ama onlardan alınacak çok ince dersler var. Mutlu yıllar!