EŞEK Mİ, FİL Mİ?

30 okunma Ocak 2021

2020 yılı üzerimizden ‘Fil sürüsü’ gibi geçti ama bazı olumlu gelişmeler de olmadı değil. Corona aşısının bulunması ve aşılamanın başlaması başta olmak üzere Trump’ın başkanlığı kaybetmesi de çok sevindiriciydi. Joe Biden’ın yeni ABD Başkanı seçilmesi sürpriz değildi ama Trump’ın başkanlık dönemi kabus gibiydi. Trump siyasete ‘zücaciye dükkanına dalan fil gibi’ girdi. Her konuya ve her soruna pervasızca daldı; kendi vatandaşları dahil birçok ülkenin tepkisini çeken skandal kararlara imza attı, Çin’le ticaret savaşı başlattı. Bizdeki ‘zücaciye dükkanına girmiş fil’ tabiri, başka dillerde de porselen dükkanına (Çin Porseleni) girmiş fil şeklinde yaygın olarak kullanılıyor. Hassas ve özenli olmayı gerektiren bir durumda fevri ve aceleci davrananlar için kullanılan bu söz tam da Donald Trump’ın dış politika tarzını betimliyor. Aslında büyük devletlerin birçok icraatı bana fillerin doğasını anımsatıyor. ‘Fil hafızası gibi’ deyimini duymuşsunuzdur. Filin beyni cüssesiyle orantılı olarak büyüktür ve işlevseldir. Duygusal zekası yüksek, uzun dönemli belleği çok güçlüdür; gittiği gördüğü yerleri,  nesneleri ve kişileri unutmaz. Fillerde de bizdekine benzeyen, travma sonrası stres bozukluğu sendromu teşhis edilmiştir. Fil hafızası; tıpkı tarihindeki travmaları, dost ve düşmanlarını unutmayan ve nesilden nesile aktaran devlet hafızası gibidir.

ABD Başkanı ‘Eşek’ mi?            

Bilindiği gibi;  Trump’ın partisi Cumhuriyetçilerin resmi semolü de Fil’dir. Rakibi Biden’ın partisi Liberaller ise Eşek sembolünü kullanır. Bu hayvan amblemlerinin kökeni yüz yıl öncesine kadar uzanır. Andrew Jackson 1828’deki seçim yarışında başkan adayı olunca rakipleri adının sonuna ‘ass’ ekleyip (jackass argoda eşek) onunla alay etmeye çalıştılar. Jackson ‘eşek’ lakabını bir iltifat (azimli, kararlı, istekli)  kabul edip kampanyasında ve seçildikten sonra da sembol olarak kullanmaya devam etti. Cumhuriyetçilerin fil sembolünü almasının hikayesi ise siyasi karikatürleriyle tanınan Thomas Nast’e ait. Çizgilerinde hayvan sembollerine çokça yer veren Nast 1874’te çizdiği bir karikatürde, o yılların siyasi atmosferini betimlemek için; aslan postuna girmiş bir eşeğin ormandaki diğer hayvanları korkutmasını tasvir ediyor.  Korkan hayvanların birisi de yerde yatan bir fildir ve filin gövdesinde ‘Cumhuriyetçi oylar’ diye yazıyor. Nast’in fili seçmesinin muhtemel nedeni;  iri cüsseli, güçlü ama korktuğunda tehlikeli ve dikkatsiz hareket eden bir hayvan olmasıydı. Peki, bir ‘deli’ Başkan olursa sistemi esir alabilir mi? Sistemi devre dışı bırakabilir mi? son ABD seçimi bunun mümkün olmadığını; sistemin ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gösterdi. Trump başkanlıktan elendi, sistem devam etti. Bir Afrika atasözünde söylendiği gibi;  Filler tepişirken çimenler ezildi. Fil ve deveyle ilgili deyim çok; mesela ‘Deveden büyük fil var!’. Bir de çok sevdiğim şu deyim var; Devede de boy var ama 40 develik kervanı bir eşek çeker. Umarım ABD’de işbaşına gelen ‘Eşekler’ tarihi İpekyolu kervanlarını yeniden yürütürler; ‘deve kinini’ unutup Çin başta olmak üzere tüm ülkelerle serbest ticari ilişkileri sürdürürler.

Odun filden büyük mü?        

Rivayet odur ki; Hindistan’da yabani bir fil yavrusunu evcilleştirmek için kalın zincirle bir ağacın gövdesine bağlarlar. Yavru fil kaçmaya çalışır ama zinciri kıramaz. Zamanla kaçma denemelerinden vazgeçer, durumunu kabullenir. Çünkü esareti benimsemiş ve o ağaçtan hiçbir zaman kurtulamayacağına inanmıştır. Bir gün ayağındaki zinciri ağaçtan çözerler ve boştaki bir ağaç kütüğüne bağlarlar. Yavru fil her adım attığında kütüğün yerinden oynadığını ve hatta peşinden sürüklendiğini görür ama özgür bırakıldığını anlamaz. Hala o ağaca bağlı olduğunu düşünür ve yerinden çok uzaklaşmaz, kaçma girişiminde de bulunmaz; kaderine razı olmuştur. İşte biz buna ‘öğrenilmiş çaresizlik’ veya ‘kaderine mahkum’ olma hali diyoruz. Bazı milletler de kendilerine biçilen tarihsel rolü benimser;  yüzyılların getirdiği ezikliği ve sömürüyü kabullenirler. Yeni nesiller işbaşına gelse, Dünya jeopolitiği kendi lehine değişse ve ellerine bağımsız olmak için fırsat geçse de bunu denemezler. Çünkü eskil nesiller ağır bedeller ödemiş ve ‘odun’ korkusu benliklerine işlemiştir. Düşünceleri ‘zincirlenmiş’, geçmişi peşinden sürüklenip gelmektedir.

Filler neye benzer?          

Siyasetçiler bir sorunu tartışırken aklıma hep “Körlerin Fil Tarifi” hikâyesi gelir.  Hikayenin orijinali şöyledir; “Naklederler ki bir grup körün yolu Hindistan’a düştü. Sonra Allah’ın izniyle tekrar kendi memleketlerine döndüler. İçlerinden biri, ‘Fili gördünüz mü?’ diye sordu. Arkadaşları, evet deyince ‘Öyleyse buna delil getirebilir misiniz?’ dedi. Filin ayaklarına dokunan bu hayvan sütündür diyordu. Göbeğini elleyen hayır sütunsuzdur, hortumuna dokunan hayır bu ejder gibidir diyordu. Dişlerini elleyene göre ise fil dediğin iki uzun kemikti yalnızca. Kuyruğunu elleyen onun asılmış bir yılan olduğunu söylüyordu. Kulaklarını tutan ise bu hareketli bir yelpazedir demişti. Kısaca hepsi kör olduğundan fili ancak bu kadar tasvir ediyordu.”  Aslında hepsi fili bildiği kadar anlatmıştı. Her birinin sözü farklı olsa da hakikatin en azından bir doğru yönünü görmüşlerdi. Körlerin bu sıfatları bir araya getirilse tabi ki,  ortaya fil hakkında doğru bir tasvir çıkacaktı. Bu hikayenin farklı bir anlatımında fili tarif edenler kör değil ama filin tutulduğu mekan karanlıktır. Bazen de fil ortada bütün heybetiyle durmaktadır, ortam aydınlıktır ama kimse görmek istemez. Tıpkı dünyadaki  açlık, gelir dağılımı adaletsizliği, küresel ısınma ve çevre sorunlarında olduğu gibi. İngilizcede bunun için kullanılan deyim ilginçtir: ‘Odadaki fili hiç kimse görmek istemiyor!’ denir. Evet fil gözümüze batıyor ama hiçbiri onu ‘sahiplenmek’ istemiyor. Öyleyse fil nedir? Görmek istemeyenler için ‘yok hükmündedir’.

Beyaz Fili beslemek çılgınlık mı?             

Doğada nadir bulunsalar da fillerin beyaz (albino) olanları mevcuttur. Bunlara beyaz rengini (renksizliğini) veren şey albinizm (renk pigmenti eksikliği) hastalığıdır. Günümüzde ‘Beyaz Fil’ terimi; gösterişli, büyük bütçeli, devasa ama verimsiz ve israf kaynağı ‘çılgın’ projeleri tarif etmek için kullanılıyor. Bütçeye büyük yük getiren ve kamu kaynaklarını sömüren bu yatırımlar için neden ‘Beyaz Fil’ benzetmesi yapıldığını anlatayım. Hikayesi Antik Siyam (bugünkü Tayland) imparatorluğuna kadar uzanıyor. Fillerin günlük hayatın (hatta orduların) içinde çokça bulunduğu o dönemlerde beyaz filler nadir görüldükleri için kutsal kabul ediliyormuş. İmparatorluğun ilahi gücünün sembolü olarak bizzat imparator tarafından sahiplenip büyütülüyor ve besleniyorlarmış. Rivayete göre saray mensuplarından biri imparatorun canını sıkacak fena bir şey yapmış ve imparator onu cezalandırmak için beyaz fillerinden birini bu adama hediye etmiş. Başta büyük bir jest gibi görünen bu kutsal ödülün o soyluyu mahvedeceğini düşünmüş. Zira, hiçbir iş yapmayan ve tonlarca yiyecek tüketen bu filin bakımını kusursuz olarak yapmanın zengin bir soylu için bile büyük külfet olacağını ve neredeyse bütün servetini tüketeceğini biliyormuş; nitekim öyle de olmuş.                                                                                                         

Bir direğinin arkasına kaç fil saklanabilir?                                                                            

Çocukken birbirimize saçma bilmeceler sorardık: Bir (kaplumbağaya) Vosvagene 4 fil nasıl sığar? ‘2 ön koltuklara, 2 de arkaya’ gibi absürt cevapları olurdu. Geçenlerde okuduğum haber beni hem gülümsetti hem de çocukluğuma götürdü. Tayland’ın Chiang  Mai eyaletinde şekerkamışı tarlasına dalan yavru bir ‘hırsız’ fil suçüstü yakalandığını anlayınca hemen oracıktaki bir elektrik direğinin arkasına saklanmış. Gece olduğu için o incecik direğin koca gövdesini saklayacağını düşünmüş. Yöre sakinleri tarafından çekilen fotoğrafta gözüne ışık tutulmuş olan yavru filin kımıldamadan durduğu görülüyor. Yavru filin bu sevimli fotoğrafı internet ortamlarında adeta fenomen oldu ve çokça paylaşıldı. Umarım 2021 yılı böyle küçük muzipliklerle dolu ve neşeli paylaşımlarla keyifli geçer. Hepimize mutlu seneler…