BİR İHTİMAL DAHA VAR MI?

53 okunma 01/09/2019

 

Fasıl müziği dinlenilen ortamlarda, hüznün doruğa çıktığı anlarda en çok istek alan klasik Türk müziği eseri bellidir:                                                                                                     

Bir ihtimal daha var; o da ölmek mi dersin?                                                                     

Vuslatın başka alem, sen bir ömre bedelsin!                                                                 

Vuslat kavuşmak demektir. Şair sevdiğine bu dünyada olmasa bile öteki tarafta kavuşacağını ümit etmektedir. Hatta aşkına kavuşmak uğruna ömrünü feda etmeye, bu dünyadan vazgeçmeye hazır olduğunu ifade etmektedir.                                                                                                                                

Ben bu şarkıyı ekonomiye uyarlıyorum ve diyorum ki;                                                         

Bir ihtimal daha var? o da devalüasyon mu dersin?                                                       

Şarkının yükseldiği çıkış (meyan) bölümü de şöyledir:                                                       

 Sükut etme (sessiz kalma) nazlı yar, beni mecnun edersin.                                               

Bu sözlerin piyasaya uyarlanmış hali şöyledir:                                                                    

Bizi TL’siz bırakma ey Merkez, yoksa deli edersin.

Ufukta deva-lüasyon mu var?                                                                                                      

Lafı eğip bükmeden sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; devalüasyon olmadan bu darboğazdan çı-kıl-maz! Bunu temenni ettiğimden söylemiyorum (asla!). Ama başka çıkış yolu da göremiyorum. Merkez Bankası (MB) karşılıksız para basamayacağı, bu yılki karını ve ihtiyaç akçesini de peşinen hazineye aktardığı için bu görev artık vatandaşa düşmektedir. Vatandaş ve şirketler dolar pozisyonu (DTH) tutmuş ‘pusuda’ beklemektedir. Bu döviz hesaplarının boz(dur)ulması için TL’nin değer kaybetmesi ve dövizin (siz dolar olarak anlayın) 7’li hatta 8‘li seviyeleri görmesi beklenmektedir. TL’yi suni olarak değerli tutma denemeleri tarih boyunca hep hüsranla, krizle ve devalüasyonla sonuçlanmıştır. Zorla suyun altında tutulan lastik top gibi hep yukarıya fırlamıştır. Ekonomimiz hastadır ve ilacı (devası) ne yazık ki deva-lüasyondur. Dost acı söyler, acı ilacı içmeden bünye iyileşemez.

Paramız neden ‘deve’ oluyor?                                                                                          

Argoda ‘deve yapmak, deve olmak’ deyimleri vardır. Bir şeyi (malı, eşyayı, parayı) ikna veya hile yoluyla ele geçirmek ‘iç etmek’ anlamında kullanılır. Bir para biriminin (Türk Lirası) diğer para birimleri (Dolar, Euro, Sterlin) karşısında değer kaybetmesine Fransızca söylenişiyle “de-valüasyon” yani “değer düşürme” denir. Bu kelime Türkçede “deve-lüasyon” şeklinde telaffuz edilir. Çünkü elinde TL ve TL cinsinden tasarrufu (mevduatı, bonosu)  olanların, parasal varlıkları kısmen ‘deve’ olur. Alım gücü düşer yani tutar olarak değil; değer olarak erir, eksilir. Deve-lüasyon aslında sonuçtur yani paranız zaten ‘deve’ olmuştur. Evalüasyon (yeniden değerleme) kaçınılmaz olarak arkasından gelir. Elektrikte voltaj ve amperin birbirini takip etmesi gibidir bu süreç; voltaj (enflasyon) yükselmiştir, amper (develüasyon) mecburen onu takip eder. Paracıkları ara sıra deve olan ülkelerin vatandaşları “düşmez kalkmaz bir dolar var” deyip, tasarruflarının önemli bir kısmını dövizde tutmayı tercih ederler. Bu cari açık mahkûmu ülkelerin merkez bankaları da “şu kadar döviz rezervimiz var” diye böbürlenerek halkına güven vermeye çalışır. Bu rezervlerin büyük kısmı aslında borçtur. Çünkü ülke cari açık vermekte yani ihraç ettiğinden çok daha fazlasını ithal etmektedir. Aradaki farkı borçlanarak kapatmaktadır. Bu borç yurtdışından döviz olarak veya kendi vatandaşlarından TL ve döviz olarak temin edilmektedir. TL’de kalıp yüksek faiz getirisi almanın bedeli günün sonunda enflasyon ve/veya deve-lüasyon olarak fazlasıyla geri ödenir. Bunu yerli yatırımcı da yabancı spekülatör de iyi bilir. Bu yüzden Türkiye’ye döviz getirirken çok temkinlidir; stoploss emri verir.

Carry trade nedir?                                                                                                               

Bu yazıyı 26 Ağustos’ta yani USD’nin 5.7 TL’den, gece geç saatlerde 6.4’e kadar tırmandığı günün sabahında yazıyorum. Peki ne oldu da pazarı pazartesiye bağlayan sakin bir gecede böyle ani bir yükseliş oldu? Piyasa uzmanları bunu Japon Yeni / TL pozisyonlarındaki stoploss yani zararkes mekanizmasının otomatik olarak çalışmasına bağlıyor. Bu açıklamadan bişey anlamayanlar üzülmesin hemen izah ediyorum. Gelişmiş ülkelerde özellikle de Japonya’da enflasyon sıfır, faizler neredeyse eksi düzeyde yani bankaya yatırdığınız 100 birim paranızı (Yen’inizi) bir yıl sonra 99 birim olarak geri alıyorsunuz. Paranız artmıyor aksine eksiliyor. Çünkü gelişmiş ülkeler paranın bankada yatmasını değil ekonomiye katılmasını teşvik etmek istiyor. Yani parasını bankada tutanı cezalandırıyor, yatırım yapanı (iş kuranı, istihdam sağlayanı) ödüllendirmek istiyor. Bunun için de eksi faiz veriyorlar. Zaten bütçeleri fazla verdiği için vatandaşın parasına (mevduatına) da ihtiyaçları olmuyor. Peki, yüksek getiri elde etmek isteyen Japon (veya Avrupa vatandaşı) ne yapıyor? Parasını yüksek getiri vadeden (yüksek faiz veren) az gelişmiş ülkelere gönderiyor. Bu yüksek getiri örneğin TL’de olduğu için Japon Yeni önce dolara ve ardından TL’ye çevriliyor (bozduruluyor) ve o ülkenin tahviline, borsasına yatırılıyor. Buna carry trade (taşımalı kazanç) deniliyor. Peki o yüksek faiz veren ülkenin riski nasıl bertaraf (hedge) ediliyor? stoploss yani zararkes yazılımları sayesinde oluyor.

Stoploss neden çalıştı?                                                                                                      

Biz paramızın değerini ne pahasına olursa olsun korumaya çalışırken Çin'in ABD’ye cevap olarak parasını (Yuan) devalüe etmesi bizi de vurdu. Ne diyordu Kaos teorisi: Pekin’de bir kelebek kanat çırparsa yaratacağı titreşim dalgaları Atlantik’te bir kasırgayı tetikleyebilir. 950 kilometrelik güney sınırınızda bir Fil (Cumhuriyetçi Trump) bir Ayı (Rusya)  bir ejderha (Çin) ve bir aslan (Esad) iktidar mücadelesi veriyorlarsa siz bir huzur ve istikrar adası olabilir misiniz? Siz istediğiniz kadar paranızı değerli tutmaya çalışın, Akdeniz'de bir ada ülkesi misiniz? Dünya piyasalarından izole değilsiniz. Hele de gırtlağınıza kadar dış borca batmış ve ithalat bağımlısıysanız. Rus uçağını düşürdüğümüzde ‘ya Ruslar doğalgazı keserse?’ diye sorulduğunda bazı sivri zekalılar ‘’biz de tezek yakarız!’’ diye parlak bir çözüm önermişti. Yahu senin yakacağın tezekin hammaddesi olan saman ve onu imal eden Angusu bile ithal ediyorsun. Harcadığın elektriğin %30’unu doğalgazdan üretiyor, kullandığın petrolün tamamını dolar ödeyerek ithal ediyorsun. Artık yabancı yatırımcı gelmiyor diyene ‘gelmezse gelmesin biz kendimize yeteriz!’ diyorsun. Böyle bir ortamda yolunu şaşırıp da piyasana giren yabancı da ilk fırsatta zararı göze alıp (stoploss) topuklar zaten.

Fasıl gecelerinin son şarkısı en kederli ve en acı olanıdır:                                                                                 Dönülmez akşamın ufkundayım. Umarım vakit çok geç değildir!