AKSAK ANGUT

47 okunma 01/09/2019

Yazarın Notu:Değerli Ekonomik Rapor okuyucuları;yaklaşık 13 yıldır bu köşeden hemen her konuda yazdığım yazılarımı beğenilerinize sunmaktayım.Ayrıca zaman zaman iki kitabımın içinde yer alan bazı deneme yazılarını da yine bu köşeden sizlerle paylaşmıştım.Bir deneme yazarı olarak bugüne kadar ekonomi,iş dünyası,eğitim,sağlık,sanayi,güncel hayat gibi bir çok konuda yazdığım ve sayısını şu an bile bilemediğim kadar çok deneme yazılarımı okumanız için sizlere sundum.Sizlerden gelen sayısız maillerle yazılarımın ne kadar çok okunduğunu fark ettim.Bundan sonra yine aynı köşeden ama biraz farklılıklar yaparak öykülerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.Bu arada üçüncü kitabımın öykü türünde olacağını da buradan duyurmuş oldum.

Beğenmeniz dileğiyle,

Sevgi ve saygılarımla

AKSAK ANGUT

-Kıyma makinesinin, boyundan büyük sesi eşliğinde;parça etleri kıymaya dönüştürürken, yedim enseye şaplağı.O ne şaplaktı öyle!

-Adeta sekiz şiddetinde deprem misali,sarsılıp tekrar kendime geldim.Geldim gelmesine de ,az daha parça et niyetine, elimi sokacaktım kıyma makinesinin içine .Şükür ki ;son anda, tezgaha tutunabildim.Başımın etrafında yıldızlar dönmeye devam ederken ,refleks haliyle arkama bir döndüm ki; ustamı gördüm.

-Ulan hayırsız,bir saattir çalan telefona niye bakmazsın?Ararım açmazsın,ararım açmazsın.Bana doğruyu söyle, yine uyuya mı kaldın?

-Yok usta ne uyuması.Sabah erkenden geldim, dükkanı bir güzel temizledim.Kapı önünü suladım.Cumanın hayrına buhuru da yaktım, duamı da ettim,kendi halinde tütmeye devam etsin diye de dükkanın girişine koydum buhurluğu.Sonra da dünden verdiğin siparişleri yetiştirmek için makinenin başına geçtim. Bu mübareğin sesinden de telefonun çaldığını duymamışım yeminle.

-Ben de bu oğlan yine uyuya kaldı,siparişler de bana kaldı diye ,karga bokunu yemeden çıktım evden. O zaman koş, bakkal Münif efendiden ekmek arası kaşar sardır da getir, kahvaltı niyetine yiyelim.Ustamın selamı var demeyi de ihmal etme sakın.

-Ha bana bak hele,günahını almışım.Kusura kalma,yediğin şaplağın da hakkını helal et.

-Helal olsun usta.O nasıl söz öyle,yıllardır ekmeğini yedim.Sen almasan kim alırdı beni çırak diye yanına.Asıl sen hakkını helal et.

-Tamam tamam gevezelik etme de koş git hadi, midemiz bayram etsin.Birazdan gelir,etini almaya Tülin hanım.

-İşte bizim usta da hep böyledir.Hem sever hem döver.Sonra da yufka yüreği dayanamaz, af diler.Yine de baba adamdır.Bu Nisan ayında tam sekiz yıl olacak ,o gün bugündür yanındayım.Bizim usta,hem kasap hem de sol bacağından aksak.Görseniz,tezgahın arkasında bütün gün aksaya aksaya siparişlerini yetiştirmek için bir sağa bir sola durmadan koşuşturup durur.Hayvanın ciğerinden girer böbreğinden çıkar.Eti türlü türlü parçalara ayırır sonra da müşterisine tarif verir. Et ,haşlanacaksa gerdandan,kıyma dolmaya konacaksa kaburgadan,ızgara olacaksa pirzoladan,Fırında biftek  ya da bonfile yapılacaksa sırtından,sebzelerle birlikte şifa niyetine pişirilecekse incikten yapılmalıymış.Öyle her önüne gelen istediği yerden et alamazdı bizim kasaptan.Akşama kadar mahallede kim ne pişirecek kime misafir gelecek hepsini bilirdi.Hem sohbetini yapar hem de gelen müşterisinin her türlü derdini dinler,parası olmayanın da halinden anlardı.Kimseyi boş göndermez, misafirine de mahcup etmezdi. Çok vefakâr ve çalışkan olduğu kadar da unutmadan söyleyeyim aynı zamanda çok da yakışıklıdır benim ustam. Bütün mahallelinin de en kral abisidir.Demiştim ya ,yanında çırak olarak başlayalı tam sekiz yıl oldu diye.Ona sorarsanız beni hala çırak olarak görür.

On yıl önce,babasından devralmış dükkanı.Askere gidene kadar hem okumuş hem de meslek öğrenmiş.Zaten liseden sonra da üniversite sınavını kazanamayınca, vatan borcu namus borcu demiş, askerliği aradan çıkarmış. Sonra bir daha girmemiş sınava.Askerliği çıkarmış çıkarmasına da terhisine bir ay kala, sağlam gittiği askerlikten bir ayağı aksak olarak dönmüş memleketine.Sorsan, çok da anlatmıyor neler olduğunu ama mahalleli mayına bastığını biliyor.Daha doğrusu, mayına basan arkadaşının hemen yanındaymış ve patlamada yaralanmış.Arkadaşı, gözlerinin önünde ölünce, uzun bir süre kendini toparlayamamış.Aksayan ayağına mı ,yoksa asker arkadaşına mı yansın bilememiş.Memlekete döndüğü yıl da , babasını kaybedince dükkanın bütün yükü üstüne kalmış.Evde üç kardeş bir de anne, kendini de sayarsak beş kişinin geçimi ondan sorulur olmuş.O gün bugün tam on yıl olmuş.Zaman içinde kardeşlerinden kimini okutmuş kimini de evlendirmiş sıra nihayet kendine gelmiş.Gelmiş gelmesine de, yüreğinin sevdiğini dili bir türlü söyleyememiş.

-Ama ben biliyorum.Bizim mahallede vergici bir Tahsin abi var,onun kızına yanık yıllardır.Vergi dairesinden emekli şefmiş, Tahsin ağabey.Ama herkes, hala işini yapıyormuş gibi vergici diyor ona.Mahalledeki esnafın akıl babası gibi kimin devlet dairesinde işi olsa ,önce ona danışırmış.Ustam da ne işi olsa önce ona danışır onu babası yerine koyar  ama gelin görün ki; iş, kız mevzusu olunca her şey değişirmiş.

Kız daha 15 yaşındaymış o, askere giderken.Dönünce babasından isteyeceğim, hayalleri ile gittiği askerde başına bu iş gelince bir daha ağzını bıçak açmamış.Sevdasını kalbinde yaşamaya başlamış.Gidememiş de buralardan.İstese şimdi bile gider ama onu görememek çok ağır geliyormuş.Sonra bir karar vermiş kendi kendine.Sevdiği evleninceye kadar buraları terk etmemeye yemin etmiş.O gün bugündür beraberiz anlayacağınız.Kardeşi Ali’den ayırt etmez beni.

Anasına sorsanız, Ahmet abi tam bir angut. Önceleri anlamadım. Kargaya yavrusu, şahan görünür derler bizim oralarda oysa. Halime ana,” angut bu bizim oğlan” dediğinde hakaret ediyor sandıydım önce.Hindi gibi kabarıp  “o nasıl laf öyle ana” diye çıkıştım.Ustamdı nihayetinde, anası bile olsa laf söyletmezdim.Ama Halime ana bu, yaş tahtaya basar mı hiç.Oturttu beni karşısına “bak oğul şimdi anlatacaklarımı iyi dinle” dedi.”Ben Ahmedimi bu dünyada hiçbir şeye değişmem.Allah da biliyor ya üç evladım bir yana Ahmet bir yana.İlk göz ağrım o benim.Değil anası olarak ben,hiçbir insan evladının ona kötü söz söylemesine izin vermem.Ben ona angut diyorsam bir sebebi var bilesin.Bizim oralarda eski bir hikaye var ,dur sana anlatayım.İşin özünü kavrayasın.Hikaye şöyle; Beyşehir’in kıyı köylerinin birinde yaşlı bir balıkçı varmış. Kendi yaptığı kayıkla kış demez, yaz demez gölde balığa çıkar geçimini bu yoldan sağlarmış.


Yaşlı balıkçı, bir gün avcıların yaraladığı bir angut kuşuna rastlamış. Bakmış ki, kuşcağız ağır yaralı ve ölecek; onu yakalayarak yarasını sarmış ve iyileştirmiş. O günden sonra balıkçı ile angut kuşu dost olmuşlar. Öylesine dost olmuşlar ki, Balıkçı gölde avlanırken kuş gelip balıkçının omzuna konarmış.


Soğuk ve fırtınalı bir kış günü Balıkçı yine ava çıkmış. Ancak dalgalar bir süre sonra öylesine azmış ki, köhne kayığı parçalanıp batmış. Balıkçı yüzerek kendini bir adaya zor atmış. Bir süre sonra kar da yağmaya başlamış. Yaşlı Balıkçı, sığındığı Taş kovuğunda, ıslak elbiseleri ile neredeyse donacakmış.


O sırada dostu olan angut kuşunun yanındaki bir ağacın dalında tüneyerek, acılı gözlerle kendine baktığını ve cıvıldadığını görmüş. İhtiyar ,kuşa balıkçılardan yardım getirmesini söylemiş.


Bunun üzerine kuş, yardım getirmek üzere uçup gitmiş. Diğer balıkçılar, kıyıda bir avcı kulübesinde oturmuşlar, yaktıkları ateşte ısınıp, sohbet ediyorlarmış. Uçarak içeri giren kuş önce çırpına çırpına dolanmış ve sonra yanan ateşli bir dal parçasını, gagasına alarak uçup gitmiş.


Aldığı ateşi götürüp yaşlı balıkçının önüne bırakmış. Balıkçı hemen tutuşturduğu dal parçaları ile ısınıp donmaktan kurtulmuş.


Ölümden dönen balıkçı dua etmiş. Demiş ki; “ Her kim angut kuşuna tüfek atarsa tüfeği parçalansın.”


Duası kabul olası imiş. Bu yüzden o gün bugündür avcılar, angut kuşuna tüfek atamazlar, atarlarsa tüfeklerinin parçalanmasından korkarlarmış.

İşte oğul senin anlayacağın Angut kuşlarının en bilinen özelliklerinden biri sadakatleriymiş. Bu öyle böyle bir sadakat değilmiş.Angut kuşu  eşi öldüğü zaman ,yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi  gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda beklermiş... İşte bu canlının yaptığı en büyük"Angut"luk sadık olmakmış. Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elini uzatsanız dahi oradan kaçmaz günlerce beklermiş.Adeta kendini sevdiğinin arkasına feda edermiş. Benim kınalı kuzum ahmedimde tıpkı bu angut kuşu gibi arkadaşı yanında can verirken kendi yarasının farkında olmaz bir halde oradan uzaklaşmamış saatlerce arkadaşının yanında beklemiş,yardım getirmek için uğraşıp didinmiş.

Askerliği bitirip,Mahalleye döndüğünden beridir  de  yıllar geçti hala sevdiği kıza açılamadı.Uzaktan uzağa angut misali kıza bakar bakar durur oldu.Bu gidişle de açılacağı, sevdasını dile getireceği de yok.Ama angutluk içine işlemiş bir kere bırakıp gidesi de yok.Öyle de böyle de bu sevda ile ölümü göze almış.Kıza açılıp kabul görmemek de ölümmüş,başkasıyla evlendiğini görmek de.İşte bu yüzden Ahmedimi kuşların en sadakatlisi olan Angut kuşuna benzetiyorum ben.Amacım hakaret etmek değil.Misal Ahmet’in babası öldüğü zamanda ne beni ne de kardeşlerini bırakmadı.Bu kadar sadık bir evlat her anaya kısmet olmaz.

-Vay anam vay.

Angut kuşu olmak varmış bu hayatta? Birisini ölesiye sevmek. Gözyaşı dökmek, onun için . Belki de angut kişi olmak var bu hayatta? Sevdanın kıymetini bilmek için.

Hani derler ya "Angut gibi bakmasana lan".. bunu öğrendikten sonra,keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine..

Birisi bir salaklık yapınca, bir laftan anlamayınca, böyle boş boş bakınca hemen "Angut'musun" deriz ya! Ben dahil,Angut'un aslında bir kuş olduğunu hem de ne kadar sadakatli bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton "Angut!" var demek ki memlekette.

Ben de Halime anamın anlattıklarından  sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kez daha düşünmem gerektiğini öğrenmiştim.

-Hadi Münif efendi ,nerde kaldı bizim ekmek arası kaşar sarması.Ustam kızacak şimdi,sarıver de gideyim.Yiyelim de midemize bayram eyleyelim.