SEVGİ… BİLDİĞİMİZ GİBİ Mİ?

30 okunma Şubat 2021

Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay şöyledir: Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıktırır. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışarıdan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da.

Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Peki, nasıl olmuş da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmış? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı.

Böylece adam çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar. Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir... Sevgi böyle bir şey demek ki…

Bazı kavramlar hemen her yere, her şeye yapıştırılmaktan esasını yitirmiştir. Sevgi, en çok tahribata uğrayan kavramların başında gelir. Neredeyse insan adedince sevgi ve sevme mevcut. Sevginin gerçeği nedir, ne olmalıdır, neleri kapsar vb. sorular inceden inceye tetkike muhtaç.

Bilinçli yapılanın bilinçaltı karşılığını fark etmek; hayatı doğru okumada ilk çıkış noktası olmalı. Dille “Seviyorum” diyenler, gerçekten seviyor mu? “Seviyorum” diyenlerin % 99.9u bilinçaltının “Sevilmek İstiyorum” beklentisine “Seviyorum” gömleği giydirmiştir.

Sevgi ısıtır ama yakmaz! Sevgi aydınlatır ama kör etmez! Sevgi can verir ama can almaz. Sevgi kanı kaynatır ama kanatmaz! Etrafınıza bir bakın hele! Sevgi adına olanları görünce yaşanan sevgi mi beklenti mi açık değil mi?

“Sevdim, anlamadı; kıymet bilmedi” Sıkça duyulan arabesk sitemler bunlar. Acı yansıtan çöküntüler. Sebebi? Söyleyenin dilinde açık aslında: “Anlaşılmayı bekledim, Kıymetim bilinsin istedim” Özeti “Beklenti içindeydim.” Beklentiye sevgi giydirmenin bedelidir yanmak! Sonuç normal!

İnsan nasıl ki Rabbinin hükümranlığından rahatsızlık duymaz içtenlikle ona boyun eğerse; seven de gerçekten sevmişse sevdiğinin kudreti karşısında aynıdır. Rabbine, biraz da ben Rab olayım sen kul ol diyor musun ki sevdiğinden beklenti içindesin?

Aslında sevgi, doğal akıştır. İçine sevenin beklentisi de, sevilenin arzusu da karışmaz. İnsanlar Kâbe’ye gidiyor akın akın. Kâbe, aman ne olur, gelin diyor mu? Gelmeyene yaptırım uyguluyor mu? Giden, zorunlu eziklikle mi gidiyor? Hayır. Gören, onu vatan biliyor da gurbete gelir gibi geri dönüyor.    

Dünyada köpek sahiplerinin kedi sahiplerinden fazla oluşunu da dikkatle değerlendirmek gerek. İtaat, sadakat, bağlılık, yağcılık, eğitip hizmet ettirmeyi seviyor insan. Nankör kediden sadık köpek yeğdir. Seviyoruz ama hayvanları, mı? Hayvanlarda kendimizi, mi? Yoksa egomuzu mu? Gerçek sevgi de sevilenin ezikliği, sevenin hükümranlığı ikisi tarafından da hissedilmeyecek derecede iç içe geçmiş, arada yoğrulmuştur. Güneşin, yeşilliklere olmasam olmazdınız baskısı,  yeşilliklerin de güneşe karşı ezikliği diye bir şey hiç duyulmamıştır! Gerçekten sevmişlerdir!

Şu iki gerçeği bilirsen yanmaz, acı çekmezsin: “Hükmetmek istediğine seviyorum deme! Eziklik duyduğunun da seni sevdiğini sanma!” Bir ilişkide ikisinden biri varsa seviyorum diyende yalancılık vardır. Yağmurun yere doğru yağması, denizin göğe doğru buharlaşması kadar doğal bir akış ve döngüdür Sevgi. Öylesi bir sevda kulu hakikatine, hakikati kuluna taşır da “Sadece Allah” gerçeğini yaşatır.  

Sevgiye dair yanlış genellemelerden biri de sevenin, sevdiğinin her haline razı olmasıdır. “Hakikate ulaştıran sevgide ise bu tam tersidir. Seven, sevdiğini olduğu gibi kabul etmez! Oldurmaya, dönüştürmeye çalışır. Bunun için ne lazımsa yapar! Kalbine hançer sokmak dahi olsa! Peki, bunları bilerek yaşayan insanlar kavga eder mi? Boşanır mı?  

             SEVGİ NE DEĞİLDİR? Sevgiye dair insanların en büyük yanılgısı; onun bir duygu olduğunu zannetmeleridir. Bu zan, sevginin de duygusal bir ilişki ve bağ olduğu yanılsamasını getirir. Sevgi duygu, sevmek duygusallık değildir. Bağ, hiç değildir.

Sevgiyi duygu olarak anlayanlar, bilinçli ya da bilinçsiz ona bedensellik ve beşeriyet karışmasına kapı açmışlardır. Bu, bağ ve bağlanmayı besler. Nihayetinde çok azı cennet yaşarken çoğu sevmek zannettikleri şeyle yıkım, acı ve yangınlarını tetiklerler. Zira içine duygu karıştığı için beşeriyet boyutunda yaşanan benimsemeyi insanlar sevgi sanıyorlar.

“Benim olmalı” düşüncesinin olduğu yerde sevgi yoktur. Seven, benim olmalı yerine “Kendi olmalı” nazarıyla bakar sevdiğine. İnsanlar, kontrolleri altında tutmaya çalıştıklarına, kendilerine bağımlı olmalarından zevk aldıklarına seviyorum diyorlar.  

Üzerinde hak iddia ettiğine, kontrole çalıştığına, beklentilerini karşılamasını istediğine, herkesten kıskandığına seviyorum denmez! Aşkım diyebilirsin, putum diyebilirsin. Oyuncağım, kölem de diyebilirsin ama seviyorum deme! Çünkü, sevginin gerçeği senin bu sandıklarının çok ötesi…   

Anne- baba çocuğunu çok seviyor. O kadar ki sevgiyle kendilerine benzetiyorlar. Bağla, eğit, kendine benzet adı sevgi olsun?! “Öyle bir yetişsin ki evladım bana hiç benzemesin, diyecek sevgi yaşayabilir misin çocuğunla? ”Sevgi, kendine benzetme değil kendi olmasına yardım etmedir. Dolayısı ile “Benze bana, benzeyeyim sana” diye özetlenen benlik temelli yaklaşım günümüz insan ilişkilerinin temel yasası haline geldi maalesef. Seven insanın kuracağı ilişki ise şu düzlemdedir esasında: “Sadece kendin ol. Kendin olman için bana düşen her şeyde seninleyim!..”

Aslında her insan haliyle, sözleriyle bize kendisine nasıl davranmamız gerektiğini açıkça söyler. Biz, duymak istemez, “Egomuzu dine ve iyi ahlaka yaslayarak” bildiğimizden şaşmamaya devam ederiz. Ne diyordu Hz. Ömer? “CEHENNEMe giden yollar İYİ NİYET taşlarıyla döşelidir”  

“İnsan sadece yaptığı yanlışların bedelini öder” sanırız genel olarak. Hayır, bu kadar değil. “İnsan, hak etmeyene hakkından fazlaca yaptığı iyilik ve güzelliğin de bedelini öder!..” Bunu aklından çıkarmazsan iyilik adına kendi kendini yakmaz, sonra da neden ama demezsin!  

 

Merhamet- İyilik hususunda Allah’la yarışa kalktığını fark etmeyip bu haline iyi niyet, fedakarlık, insana hizmet kılıfı geçirenleri bekleyen en acı ve en tehlikeli son; nankörlük görünce deliye dönüp başa kakmak, imanı yitirecek ölçüde öfkelenip Hakka sitem etmektir. Kim yaptı?!

“Karşında Hakkı Gör” derler de tasavvufta “Kendindeki Hakkı Ezdirme” demezler. Ego yapma diye örterler bunu. Gururla “İzzet-i Nefs”, Kibirle “Vakar” sık karıştırılır. Gururlanma ama İzzeti Nefsini koru! O sendeki Haktır. Kibirlenme ama duruşunu koru; Vakarına el sürdürme! Unutma, içine sinse de sinmese de “Hayat ve İlişkiler; Arz Talep Dengesidir” ticaret gibi. Yanmamaya azmeden yanmaz!  

- Hala beşerî kayıtlarla bakıyorsun. Beşeriyet üstüdür Sevmek!

- Kimleri severiz öyleyse?
- Fıtratı bize benzeyenler ile fıtratı bizim bir üstümüz olup bizi yükseltecek olanları severiz (sevdiriliriz).

- Bizi yükseltecek derken?
- Yaratılış amacımızdan gafil yaşıyorsak; bir üst program sahibi bize sevdirilir ki esas fıtratımıza yol bulalım.

- Bize çok zıt, cins tipleri de sevebiliyoruz?
- Benliğimize terstir onlar, Hakikatimize değil. Cinstirler, zorlarlar ki gerçeğimize dönelim.

- Ona kızıyorum, çekip gitmek istiyorum ama geri dönüyorum. Niye?
- Henüz aslına; fıtratına dönüşün tamamlanmamış! Tamamlamadan kurtulamazsın!

- Sevgi illa yukarı mı çeker? Aşağıda atıyor sanki?
- Yukarı aşağı göreceli. Sevgi; seni fıtratına iade eder.

- Fıtrata iade?
- Kendini gül sanırsın aslın dikendir. Dikeni sever aslına dönersin. Kendini diken sanırsın aslın güldür. Gülü sever aslına dönersin!

 Allah, kullar hakkında hükmünü sevgi, sevdirme ile icra eder denebilir mi?
“Çekim Yasası” dedi bilim. “Sevgi Yasasıdır” aslı. Evet, böyle işliyor!

Yazıyı Aşık Veysel’in hikayesi ile bitirelim. Torunu anlatıyor: Köyün en güzel kızıyla evlendirilmiş dedem... Yol arkadaşlıkları aileleri tarafından tayin edilmiş iki insan. Hayat sürprizlerle dolu, gel zaman git zaman evdeki hizmetli Hüseyin’e kayıyor gönlü güzeller güzeli Esma’nın. Aşk bu, insanın gözünü karartır. Aşıklar bir gün kaçmaya karar veriyor ve Esma çocuğunu ve dedemi bırakıp kaçıyor. Ama Veysel de, aşık ve kaçacakları gece görmeyen gözlerine rağmen her şeyi hissediyor. Neyse, bizim kaçaklar Samsun’a vardıklarında Bafra civarında soluklanmak için bir çeşmenin başında duruyorlar. Bitkinler, açlar, ceplerinde bir kuruş para yok. Esma çoraplarını çıkarıyor ve bir bakıyor ki içinde bir tomar para...

Aşık Veysel mi koymuş parayı?   

 Evet, yaban ellerde kurda kuşa yem olmasınlar diye... İşte bazılarımızın gönlü zengin...

Allah’ım! Sevdiklerini sevmeyi, Sevdiklerince sevilmeyi; Sevdiklerinin sevgisiyle dönüştürülmeyi, yenilenmeyi hazmıyla kolaylaştır bize! ÂMİN

Kaynak: Değiniler-Mehmet Doğramacı