KOKU ÜZERİNE…

30 okunma Mart 2021

Pandemiyle beraber virüsün bıraktığı etkilerden birisi de koku alma duyumuzun kaybolmasıydı.  Bu amaçla bu ay yazımızın konusu koku alma ve önemi hakkında oldu.  

Marka parfümlerin yıkansa da giysimizden çıkmayan kokuları, çok sevdiğimiz yemekten yayılan kokunun bizi mest edişi, tarihî bedesten çarşılarında dolaşırken dibekte dövülmüş taze kahve, kavrulmuş fıstık, çekirdek, ekmek ve simit kokusu … Her biri duygularımıza hitap eden hatta bizi alıp geçmişe götüren birer uyarandır.  

Ya mevsimlerin kokusu? Kış sabahlarında uyanıp pencereyi açınca gözlerimizi kamaştıran beyaz rahmetin kokusu bizi hem şaşırtır, hem mutlu eder. Baharda kuş sesleriyle canlanan bahar çiçeklerini kuşanmış ağaçların kokusu, taze çağla, nergiz kokusu nasıl bir doyulmaz güzelliktir… Anadolu şehirlerinde mayıs ayında açan iğde çiçeklerinin eşsiz kokusu ve Akdenizde Nisan ayında açan portakal çiçeği kokusu bizi sanki cennete götürür,  içimizden hiç gitmesin isteriz.

Yaşadığımız hayata anlam katan unsurlardan biri de kokulardır… Yediğimiz yemeğin tadına varmaktan tutun da özlemi, hasreti, anıları, her birini bir kokuyla kodluyoruz zihnimize. İnsan beynindeki koku alma noktaları ortama yayılan kokuları algılayınca hemen harekete geçiyor. İlahi bir rahmet olarak bizlere ikram edilmiş olan koku reseptörleri hayattaki kokuları tanımaya, anlamlandırmaya matuf yaratılmış. Burnumuzda beş milyon civarında koku reseptörü var ve her kokuya ayrı bir oda açıp orada saklıyor. 

Duyu organlarımızdan olan burnun temel işlevi, kokuların algılanması ve kokuya dair bilgilerin beyne iletilmesidir. Bunun yanı sıra burun tarafından toplanılan bilgiler, beyinde “lezzet” kavramının oluşmasına yardımcı olur. Burun tıkanıklıkları yaşandığı sırada tükettiğimiz besinlerden tat alamadığımızı söylememizin temel sebeplerinden biri de budur. Zira “lezzet” hissinin oluşumu, tatma ile değil koklama ile başlar.

Yeni doğmuş bir bebeğin etrafına yaydığı kokuyu içimize çeker ve o koku genzimizde kalsın isteriz. Anne, baba, evlat kokusu belleğimizin üst katmanlarında kendine yer edinir, uzun süreli belleğe yerleşir.

   Süzülmeden doğrudan beyine giden tek duyu kokudur. Bu özellik hayvanlarda heyecanların düzenlenmesinden sorumlu koku beynini oluşturur, İnsanlarda ise bu bölgeye limbik sistem denir. Güzel koku ve güzel ses insanın bam teline dokunan iki müthiş uyarandır. Yıllar evvel belleğimize kazınmış olan kokuyu yeniden duyumsadığımızda yaşadığımız şaşkınlık ve heyecan karışımı duyguya ne ad veririz? Hangimiz bir an durup geçmişe gitmez?

Ancak, umursamadığımız koku aslında ne kadar önemli? Bir de olaya farklı açıdan bakalım. Acaba konuştuğumuz için mi anlaşamıyoruz!.. “Hayvanlar koklaşa koklaşa; İnsanlar konuşa konuşa” yargısına iman ettiğimizden beri anlamak, anlatmak ve anlaşmak için sözün kutsallığını, olmazsa olmazlığını da kendiliğinden kabul ettik, benimsedik. Öyle ya, hayvan değildik. İnsandık biz. Koklaşmak? İlkel, banel bir iletişimdi! 

Hayvan değildik. Canlıların ortak özellikleri yoktu bizde (!) Dolaşım, solunum, boşaltım sistemleri yoktu bedenlerimizde. Hayvan gibi üreme alışkanlığımız da yoktu (?) Koku ve koklaşmak? Ne işaret edebilirdi ki bize?!..

Seslere anlam yükledik, harfler ürettik. Harfleri birleştirip kelimeler, kelimeleri sıralayıp cümleler kurduk. Yetmedi, seslerin, sözlerin işaretlerini sessiz levhalara da işledik. Yazı dedik adına. Konuşmamız üstünlüğümüz, yazımız medeniyet adına en büyük icadımızdı…

Amaç anlamak, anlamlandırmak ve birbirimizle anlaşmaktı. Konuşma da yazı da bunun için birer araçtı sadece. Zengin hayal dünyamızı, sınırsız düşünce gücümüzü bunlara yükleyecek, hem ufkumuzu hem gönlümüzü genişletecek, gül gibi geçinip gidecektik şunun şurasında… 

Tersine bir soru sorsak mı kendimize? Koklaşa koklaşa anlaştıkları için aşağıladığımız hayvanlara nispetle ne kadar ilerideyiz? Kendi cinsine toplu katliam uyguluyor mu hayvanlar? Günlük gıdasından daha fazlasına tamah edip doğal dengeyi bozuyorlar mı mesela?

Dikkatinizi çekti mi, Kadim Kültürlerde “Koku” kavramı çok önemsenmiş, beş duyu içerisinde hakikate dönük olarak en kıymetli duyu sayanlar olduğu gibi beş duyu ötesi bir duyu olduğunu söyleyecek kadar ileri gidenler bile çıkmıştır. 

Bunun en güzel örneğini Kur’an-ı Kerim’de görürüz: Hz. Yakup’a (a.s.) Yusuf’un (a.s.) gömleği getirildiğinde koklamış ve “Bu, Yusuf’un kokusu.” demiştir.  Hz. Yakup, Yusuf kokusu mu almıştı ötelerden? Sen bunamışsın artık mı demişlerdi ona? Koku? Burunla hissedilen renksiz, şekilsiz, görülemez ve gösterilemez olan o duyunun işlemesi mi sadece? Yoksa? Allah’ın Resulüne (sav) dünyamızdan sevdirilen 3 şeyden biri olan koku; Hacı emminin camide herkese sürüştürdüğü esans mıydı? İman edenlere Gül kokardı Resulullah. Burunları ile mi hissederlerdi gül dedikleri onun kokusunu? Ki biz bizzat umre ziyaretinde Peygamberimizin Uhud savaşında yaralandığında Uhud dağına sığındığında ellerini ve belini dayadığı kayalardan hâlâ o güzel kokuyu duyunca kendimizden geçtik.

İnananları sakındırmak istediği konularda Resulullah kötü işleri tasvir ederken “Şunu şunu işleyen cennetin kokusunu alamaz” buyururdu. Ne kastetmişti? “Bu işin içinden burnuma pis kokular geliyor” demişti emekli komiser tecrübesiyle. Burnuna gelen Pis koku? Neydi kastedilen?!..  

Dalga, enerji, frekans kavramlarının henüz bilinmediği, kullanılmadığı dönemlerde bilge zatlar evrendeki tüm mahlûkatta ve insanda kelimeye, söze, yazıya sığmayacak sonsuz- sınırsız ve kesintisiz bir iletişim- iç içelik olduğunu koku ve kokuya dayalı kavramlarla ifade etmişlerdi!

          “Dünyanızdan bana Güzel koku sevdirildi”  hadisini esans düzeyinde mi anlayalım, parfüm mü diyelim veya kolonya mı? Dünyanızdan; düşük hayat anlayışlarından mı anlayalım. 

Güzel Koku; Güzel Algılama; Güzel Görme; Hoş Görme, Hüsnüzan etme, iyimser yaklaşım bana sevdirildi demiş olmasın?! “Dünyanızdan bana Güzel Koku sevdirildi” diyen Resülullah arkadaşları ile bir vadide herkes köpek leşi karşısında burnunu kapayıp iğrenirken “Ne güzel de dişleri varmış” dememiş miydi? Herkes kötü koku alırken o güzel koku mu aldı? Çirkinlik içinde güzeli görüp onu mu öne çıkardı?  

Güzel koku Epifizi tetikler ve algı kapasiteniz belirli bir seviyedeyken bakış açınızı ve görüşünüzü değiştirebilir. Rahman suresinin kokusunu aldın mı? Derler, Halk arasında çok yaygın bir deyim daha vardır “Sen bir şeyler karıştırıyorsun burnuma kötü kokular geliyor” derler. Demek ki koku algılamak, sezinlemek, hissetmek manasına da gelebilir. Peki, nasıl algılamak gerek? Güzel koku; Öyle bir algıla ki limbik sistem devreye girmesin, beşeri değer yargılarınla, gelenek görenek, örf adetlerin ile yargılama, anlama, algılama. Epifiz ve Pfc kontrolünde algıla. Güzel koku olsun aldıkların. GÜZEL ALGILA. Kötü koku – negatif algılama ise amigdalayı tetikler ve bedene dönük hal ve hareketler için beyini uyarır, buda seni kendi cehennemine odun taşımaya iter.

Kalbinize gelen hisler kelimelerle geliyor? Önce hissediyorsunuz sonra anlamlandırmak için kelimeye müracaat ediyorsunuz. Bazen o hislere isim veremiyor kelime tayin edemiyorsunuz. Bazı hislerin hoşnutluğu içinizde kalsın, büyüsü bozulmasın dercesine kelimeye bile dökmüyorsunuz. Kokunun bütün düşünce ve davranışlarımızı etkileme özelliği vardır. Hafızayı etkiler ve depresyon durumlarında belirleyicidir.

        İletişim deyince kalbinizi kullanıyor musunuz? Yoksa hemen telefon, mail, konuşma, mesaj mı giriyor devreye? Muhatabınızın sözlerini mi, sözlerle sakladığı hissiyatı mı algılıyorsunuz? Dostunuzun sözleriniz üzerinden mi sizi anlamasını isterdiniz yoksa gönlünüzü hissetmesini mi? İnsan; amaçları için araçlar icat eden ama sonra da araçları amaç haline getirip amaçlardan, esas maksattan geri kalan haline geldi. Amaç anlamak, anlaşmaktı. Kelimeler, sesler, harfler sadece araçtı. Amaç muhatabın kokusunu alarak (yaydığı frekansı hissederek) anlaşmaktı. Oldu mu bu sahi?

Koku; Frekanstı. İnsan insanın frekansını alabilirse onu anlardı. Kalp titreşimler yayardı. Dil ve mantık darbe yaptı kalbe! Bir ihtilal oldu içimizde! Konuşma ve yazıyı dayattık kendi kendimize! Koklaşma ve hayvanların iletişimini izledik mi? Yeniden düşünmek gerekir mi? 

Kimi zaman bize maziyi anımsatan, kimi zaman içimizde mutluluk çiçekleri açtıran ve kimi zaman duygularımızı esir eden kokular olmasaydı hayat ne kadar sığ olurdu değil mi? Hayat, tüm çeşitliliği ve aldığımız kokularla güzel. Koku alabiliyor olmaksa sonsuz bir şükür vesilesi…

“Koku yaratılanların genetik şifresidir.” Koku alabilme duyunuz yok olmasın niyazımızla…

Kaynak: Kokular Bize Ne Söyler? Fatma Çatak-Değiniler-Mehmet Doğramacı