HİBRİT DÖNEM

30 okunma Aralık 2020

Tarih dersinde çağları öğrenirken, öğretmenimizin yaptığı tanım daha dün gibi aklımda. Toprağı bol olsun, değerli öğretmenim şöyle demişti;

” Tarih, yazının icadı ile başlayan zaman dilimi içerisinde devirlere ayrılır. Bu devirler, insanlık tarihini etkileyen büyük ve önemli olay ve buluşlara göre dört bölüme ayrılır.

*İLK ÇAĞ: yazının bulunuşu(M.Ö 3200) ile başlar M.S 375 kavimler göçüne kadar devam eder. 

*ORTA ÇAĞ: kavimler göçünden, Fatih’in İstanbul’u fethine kadar (1453)  sürer. 

*YENİÇAĞ: İstanbul’un fethi(1453) ile başlar 1789 Fransız ihtilaline kadar sürer.

*YAKIN ÇAĞ: 1789 Fransız ihtilali sonrası başlayıp devam eden ve şu an içinde bulunduğumuz çağdır.”

İşte bu tanımları dinlediğimde henüz çok küçük bir öğrenciydim. Ve içinde yaşadığım çağ “yakın çağ” olarak tanımlanıyordu.1990 yılında bütün bu bilgileri ilk öğrendiğimde henüz 12 yaşımdaydım. Ve tam 201 yıldır dünya, insanlığın yakın çağ olarak adlandırdığı çağın içinde halinden memnun yaşayıp gidiyordu. Çok değil, bütün bunlardan tam 30 yıl sonra yani benim hayat tarihimin çağlar tarihinde içinde bulunduğumuz çağa denk düşen kısmı ile paralel devam ettiği bu günlerde ve 40’lı yaşlarımda Dünyada “Modern Age” yani yakın çağ olarak isimlendirilen bu çağın hala sürüp sürmediği tartışmaları başladı. Ben bu dünyadaki hayatıma henüz adapte olmuşken ve dürüst olmak gerekirse buna hazır bile değilken, Dünya çağ atladı. Üstelik bu yeniçağ diğer çağlar gibi kıtasal da değildi, diğerlerine göre daha küresel bir anlayışın sonucuydu. (Öğretilen, tüm tarihi çağların sadece Avrupa, çok az da Asya kıtası kökenli olduğunu görmek zor olmasa gerek.)

Bildiğiniz üzere, bilgisayar ve internetin hızlı gelişimi ve yayılması ile başladığı düşünülen bu zaman dilimi, “Bilgi Çağı”, “İnternet Çağı” , “Bilgisayar Çağı”,”Dijital Çağ” adıyla anılmaya başladı. Hatta bazı ünlü fütüristler bu çağa “Dijital medeniyetler çağı veya Hibrit Çağ” adını verdiler. Elbette bütün bunlar öyle bir gecede olmadı. Fütüristler yani mesleği gelecekçilik, geleceği görmek olanlar tasarladıkları işte tam da bu dünyanın bilgisini verdiklerinde çok kimse onları ciddiye almamıştı. İnsan hibrit olacak demişlerdi de inanmamıştık. 

Hibrit bugün hayatımızın her alanında karşımıza sıklıkla çıkan bir kavram. Kelime anlamı "melez" olan bu kavram, farklılıkları bir araya getirip güçlü bir sinerji yaratıyor olmasıyla da son yıllarda dikkatleri üzerinde topluyor. Zıt gibi görünen ancak aynı amaca hizmet eden farklılıkları buluşturan hibrit kelimesini ilk olarak otomobil endüstrisinde Toyota markası ile gündeme geldiğini biliyordum. Hibrit modellerde biri benzinli diğeri elektrikli olmak üzere iki motor bulunmaktaydı. Birlikte çalışarak ihtiyaç duyulan pürüzsüz güç ve yüksek tork tepkisi vererek istenilen performansı sağlayabiliyordu. Ok yaydan fırlamış gibi hızla gelişen teknolojinin yeni modeli Hibritti. Hibrit teknoloji kullanılarak üretilen araçlar artık dünya gündemindeydi ve fosil yakıtlara alternatif olmuştu. Adeta yeni umut olmuştu.

İnsanlık geleceği konuşmaya başlamıştı. Gelecek nasıl gelecek, gelecek nasıl dönüşecek insanlık nereye evrilecek soruları gündemdeydi. İnsansız arabalar, uçan nesneler, karanlık fabrikalar, robotlar, cobotlar gündemimizden hiç çıkmıyordu. Her şey akıllıydı. Her şey akıllı olmak zorundaydı. Evet, dünya hibrit bir dönemden geçiyordu ama hibrit olma dönemi geçici değildi. Her şeyin akıllı olması için yani tam dijitalleşme için çok fazla enerjiye, enerji kaynaklarına ihtiyaç vardı. Adı üstünde tükenebilir enerji kaynaklarına alternatif doğal, yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyaç vardı. Teknoloji çok hızlı ilerliyor dolayısıyla dünya hızla evriliyor ve dönüşüyordu. Bu dönüşüm çok fazla değişimi de beraberinde getiriyordu. Tarımda hibrit, eğitimde hibrit, üretim ve sanayide hibrit olmak dışında insanoğlu biyolojide de hibriti çok fazla kullanmaya başlamıştı. Hibrit bakış açısı, hibrit davranış modelleri, hibrit olma hali de insan psikolojisinde yerini almıştı. İnsanoğlu istese de istemese de yeni dönem çok acımasız bir biçimde ezber bozan bir şekilde hayatımıza girmişti. 

Özellikle Covit 19 virüsünün tüm dünyayı etkisi altına aldığı dönemlerde yeni çalışma modelleri ortaya çıkmış, insanlar ne tamamen ofisten ne de evden çalışma sisteminden kopmak istemedikleri için her ikisinin birlikte uygulandığı “hibrit” çalışma modelleri öne çıkarmaya başlamıştı. Dönüşümlü çalışma, esnek saat ve kademeli işe dönüş ise şu anda izlenen modeller arasında başı çekmektedir. Holdinglerin çoğu pandemi bittiğinde ofis çalışanlarının haftada bir gün uzaktan çalışabileceği bir model üzerine kafa yoruyorlar. Dijitalin odağında her şeyin online olabildiği dijital bir dönem pandemi ile hız kazandı. Bütün dünya bunun provasını yaptı ve yapmaya devam ediyor. CEO’lar pandemi sonrasının çalışma düzeninin ne olacağı konusunda kararsız. Microsoft CEO’su evden çalışmanın sürdürülebilir olmadığını söylerken Twitter CEO’su evden çalışma düzenini kalıcı hale getirdiğini açıkladı. Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt ise gelecekte ofis ve uzaktan çalışmanın bir arada uygulandığı hibrit çalışma modellerinin kullanılacağını belirten demeçler verdi. Microsoft’un 6 ülkede 2 binin üzerinde çalışanla yaptığı anketi pandemi bittikten sonraki çalışma modelinin büyük olasılıkla yüz yüze ve uzaktan çalışmanın karışımı olan hibrit model olacağını ortaya koyuyor. Ankete katılanların yüzde 71’i pandemiden sonra en azından yarı zamanlı olarak evden çalışmaya devam etmek istiyor. Pek çok büyük grup ve şirket pandemi sonrası dönem için hibrit çalışma modeli geliştiriyor. Uzaktan çalışma ve esnek çalışma modellerinin ofis kullanımını azaltıp kira maliyetlerini düşürmekten, çalışan verimliliğine, doğal kaynaklarının korunmasından, ulaştırma kaynaklı kirliliğin azaltılmasına kadar birçok yararı bulunduğu da bir gerçek. 

“Ofislere ulaşmak için yolda geçirdiğimiz saati sevdiklerimize ve kişisel gelişimimize ayırabildik. Ofise gelmek için yolda geçirdiğimiz binlerce km’lik yolu kat etmek zorunda kalmadık. Bu sayede on binlerce ton karbon sera gazı salınımının önüne geçtik. Ofis kullanımı sırasında harcayacağımız binlerce ton kağıdı tasarruf ettik.”Bu ve buna benzer açıklamaları büyük şirketlerin İK sorumlularından duymaya başladık. Hibrit insan olma modeli insanlık tarihi için neler getirecek ve neler götürecek zamanla göreceğiz ama şu bir gerçek ki bu sürecin düğmesine basıldı ve artık geriye dönüş için çok geç.