DRAMA ÜÇGENİ

30 okunma Ağustos 2020

Hayatımıza giren ve dilimize dolanan  pandemi kavramı  ve beraberinde getirdiği virüsle mücadele döneminde hepimiz uzun bir süre  eve kapandık. Kimimiz zamansızlıktan ertelediği kitapları okuduk, kimimiz zamanının fazlalığından bol parçalı puzzle yaptık. Kimimiz evde ekmek ve yemek yapmayı öğrenirken sonrasında da yaptıklarımızı afiyetle yerken nostaljiye dalıp Türk filmleri izledik.

Malum, dizilere de tatil gelince, Yeşilçam’ın unutulmaz ve eskimez filmleri kanalların imdadına yetişti de insanları evde tutmanın keyifli hali yaşandı. Bir gün ellerimizde anne kurabiyelerimiz  tüm aile Türk filmi izlerken, zengin oğlan fakir kız dramlarından biri daha filme konu olmuşken, tam da bu konu ile ilgili, üniversite yıllarımda psikoloji dersinde öğrendiğim bir kavram geldi aklıma. Görevden vazife çıkarmanın huzuruyla bu ayki yazımı bu konuya ayırmak istiyorum müsaadenizle.

Kavramın adı “Drama Üçgeni”. Evet, adından da anlayacağınız gibi ortada bir dram var ve bu üç kişi arasında yaşanmakta. Ve ne yazık ki; Drama üçgeni, çok yaygın olmakla birlikte çoğumuzun farkında olmadığı bir psikoloji konusudur aslında.

Üçgenin üç kenarında aynı izlediğim filmde olduğu gibi üç ayrı karakter ve bunların üstlendiği üç ayrı rol yer almakta. Yaşam sahnesinde bu üç karakterin birbirleri ile olan veya birbirlerine olan tutumları ile şekillenen ve oyuna benzetilen ama içinde kazananların, kaybedenlerin olduğu değişik yaşamlar. Bu yaşamlar ve edindiği rollerin içeriği ile ilgili olarak biraz bilgi vermek gerekirse:

Üçgenin birinci köşesinde duranın adı; Kurban,

Üçgende yer alan kurban için hayat sadece acı ve ıstırap vericidir. Hep haksızlığa uğramakla birlikte zalimliklerle mücadele etmekten bitkin durumdadır. Kurban ya korkmuş ya da kırgın hisseder. Zaman, güç ve yaşamını geliştirme arzusundan yoksundur. Kurban hayattan korkar ve ondan sadece kötü bir şey bekler.

Üçgenin İkinci Köşesinde duranın adı; Suçlayıcı,

Üçgenin suçlayıcı katılımcısı sinirli, saldırgan ve yargılayıcıdır. Kurban üzerinde kontrol sağlar ve onu eleştirir. Enerjisinin kaynağı öfkesidir ve zamanını suçlu çıkarmak için harcar.

Üçgenin Üçüncü köşesinde duranın adı; Kurtarıcı,

Kurtarıcı kurban için üzüntü duyar ve zulmü engellemeye çalışır. Aslında kimseyi kurtarmaz. Bu bir yanılsamadır. Kendi problemleri ile başa çıkamadığı için başkalarının problemlerine odaklanmayı tercih eder. İçinde bulunduğu duruma bilinçsizce düşmüştür ve kimseye yardım etmeyi amaçlamaz.

Ne demişti Shakespeare?

"Tümüyle bir sahnedir yaşam;

Erkeklerle kadınlarsa, hepsi birer oyuncu;

Biri çıkar, öteki girer ve her biri,

Kendine düşen sürede pek çok rol oynar;

İnsanın yedi dönemi, yedi perde eder."

Shakespeare

Drama üçgeni ilk olarak 1968 yılında Transaksiyonel Analist Stephen Karpman tarafından ortaya atılan bir kavram. Shakespeare’in de söylediği gibi, Karpman için yaşam bir sahne ise içindekiler de oyuncu ya da masal kahramanı. Dolayısı ile oyunculardan ve masal karakterlerinden esinlenilerek oluşturulan, her köşesinde farklı özelliklerde birbirini tamamlayan farklı rollerin yer aldığı bu sahnede pek çok değişik senaryolar ya da hayat hikâyeleri mevcuttur diyebiliriz.

Masalın ya da senaryonun devamında Kurban, kurtarıcı ve zalim olmak üzere temelde üç rol seçeneği sunan bu sahnede kişilerin içinde bulunmak zorunda kaldığı bu roller onları mutsuz eder ve kendi hayatlarının sorumluluğunu almalarını engeller. 

Örneğin; Sindirella masalını ele aldığımızda; masalda Sinderalla diğer adıyla külkedisi kurban pozisyonundadır, üvey anne ve üvey kardeşler zalim pozisyonunu alırken, yakışıklı prens kurtarıcı rolündedir.  Ya da yazının başında da söylediğim gibi bu örüntüyü Türk filmlerinde yakalamak daha kolaydır. Kurtarıcı pozisyonunda esas oğlan karakterleri, kurban pozisyonunda esas kız karakterleri ve bu örüntüyü tamamlayan kötü kalpli zalim kişiler. Eminim gözünüzün önüne çeşitli film ve gerçek hayattan karakterler gelmiştir bile.

Şimdi gelelim Drama üçgeninin gerçek yaşamlarımızda nasıl tezahür ettiği konusuna. Drama üçgeni farklı sosyal yapılarda başlayabilmekle birlikte, ne yazık ki; sıklıkla ilk başlangıç ortamı ailedir. İnsanoğlu yaratılışında kurban olmak üzere programlanmamıştır. Özellikle hayatın ilk yılında bakım veren kişiye bağımlı olan bebek, zaman içindeki gelişimini tamamlayarak bağımlılıktan uzaklaşır. Gel gelelim bakım veren kimse başta anne, bebeğin bu özerk çabasını desteklemez ve  ‘koruma kisvesi altında’ bebeğin kendi başına yapabileceği faaliyetleri yapmasına izin vermezse sürecin gidişatı değişir. Yani anne, bebeği adına bazı davranışları yapmaya başlarsa,  gelişen bebeğin özerkliği de sekteye uğrayabilir. Onun iyiliği adına atılan bu adımlar, çocukta kendine güvensiz ve zayıf bir yapının da temellerini atabilir ve onu kurban olmaya alıştırır. Alman atasözünde de belirtildiği gibi: Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir.   

Olumsuz çocukluk yaşantıları, sağlıksız aile ilişkileri ve bir takım sorgulanmayan toplumsal öğretilerin de etkisiyle hayatımızda sıkıştığımız kısır döngüler oluşabilir. Çözülemeyen bu problemler tekrar tekrar yaşam sahnemizde karşımıza çıkar. Fark edilip önlem alınmazsa yaşam boyu devam eden, aile dışı sosyal ilişkilerimize de sirayet eden ve bu üçgen içindeki tüm fertleri yavaş yavaş tüketen acı verici bir oyuna dönüşür: DRAMA ÜÇGENİ oyunu başka bir ifadeyle KURBAN KİM oyununa dönüşür.

Bir de konuyu farklı bir açıdan ele alacak olursak. Hemen hepimiz farkında olarak ya da olmayarak yaşantımızın içinde temel bir rol seçmiş olsak da sahneler değiştikçe seçtiğimiz rolleri de değiştirdiğimizi ya da roller arasında geçişler yaptığımızı fark ederiz. Nasıl mı? Hiç kafanızı karıştırmadan bir örnek vereyim. Annesinin aşırı korumacı tutumu nedeniyle kendini kurban gibi hisseden bir erkek çocuğu düşünelim. Birçok davranışı kendi başına yapabileceği konusunda şüphe duyan çocuk, ona üzülen annesini kurtarıcısı ilan eder.  Çocuğunu korumaya çalışan anne, diğer çocukların ona kaba davranmasına ve çocuğunun hayatta riskler almasına izin vermez. Onun sorumluluklarını bir bir onun adına yapmaya başlar. Bu durum erkek çocuğunun içinde bulunduğu pozisyonu her geçen gün daha da pekiştirir. Aile içinde kurban olmayı öğrenen bu çocuk okul hayatıyla birlikte bu oyunu devam ettirebilmek için zalimleri de kendisine çekmeye başlar. Okuldaki zorba çocuklarca hırpalanarak, itilerek, mor gözlerle ağlayarak eve dönmesi çok zamanını da almaz. Onun motivasyonu annesi tarafından kurtarılmaktır. Kurtarıcısından gördüğü acıma duygusu, ne yazık ki kurbana göre sevgiden başka bir şey değildir. Daha sonra ailenin diğer üyesi olan baba, aile içinde üçgeni tamamlamak üzere devreye girebilir. Oğlunun şımarık, korkak bir hanım evladı olmasından korkan baba, oğluna nasıl erkek olunacağını öğretmenin zamanının geldiğini düşünür. Ancak zalim kişiler korkusunu kabul edemez ve korkusunu gizleyebilmek için rahatsızlığını öfkeyle ifade eder. Böylece oğluna sözel, fiziksel ya da duygusal istismarla zulmetmeye başlayabilir. Baba zulmettikçe anne daha fazla kurtarmaya çalışır ve her geçen gün çocuk yaşadığı acziyet ve kafa karışıklığı ile kurban pozisyonuna daha sıkı sarılmaya başlar. Daha sonra baba, anneye dönerek oğlunu bu hale getirmesinden sorumlu tutup zulmetmeye başlayabilir. Çocuğun, annesinin kurban pozisyonunda olması nedeniyle kendisine kurtarıcı rolünün verildiğini anlaması çok zamanını almaz ve annesini kurtarmaya çalışır. Çocuklar taklit ve pekiştirmeyle bu psikolojik oyunun kurallarını kolayca öğrenebilecek kadar zekidir.

Hatta Erol TAŞ’ın birçok film de olduğu gibi zalim rolünü oynadığı filmleri izlemişizdir. Drama üçgenine göre filmlerde zalim rolünü üstlenen Erol Taş’ın öteki taraftan gerçek hayatta gördüğü kötü muamele nedeniyle sokağa çıkamaz hale gelmesi, toplumsal olarak kurban pozisyonuyla ne derece özdeşim kurduğumuzu da gösterir niteliktedir. Onlarca filmi düşündüğümüzde bu topraklarda arabesk kültürün bu derece karşılık bulmasına da şaşırmamak gerekir aslında. Bugün halen Yeşilçam filmlerin bu yoğunlukta talep görmesi  de bundandır aslında.

Kısacası, kişiler ve roller değişse de roller arası döngü sabit kalmaktadır. Karpman drama üçgenindeki ilişki modelini hayatın her alanında görmeniz mümkündür. Çünkü aile ortamında ve iş hayatında sıkça örnekleri yaşanmaktadır.  

Peki, sürekli içine düştüğümüz veya düşürüldüğümüz bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyız sorusuna gelecek olursak.

Sözü daha fazla uzatmadan, Üçgenin dışında kalmak enerjinizi ve zihinsel aktivitenizi yükseltir. Bu aşamada üçgenin işlevini bilmeniz katılımcı olmanızın önüne geçecektir. Üçgenin dışında sakin ve huzurlu hayatlar yaşamanız dileğiyle.