SULTAN’DAN SONRASI QABOOS MU? 

30 okunma Şubat 2020

Bu Yazıyı 3 yıl önce yazmıştım ve yayınlamak için onun ölmesini bekledim. Kimin mi? Oman Sultanı Qaboos’un. Çünkü Oman gibi kendi halinde bir ‘Yurtta sulh, Cihanda sulh’’ ülkesinin Türkiye gündemine gelmesi için ya sultanının ölmesi ya da ülkede iç savaş çıkması gerekirdi ki; umarım ikincisi olmaz! 

3000 kişilik cruise gemimiz Costa Fortuna, başkent Muscat’ın eski limanına demir atınca, gözlerim tanıdık bir resim aradı. Çığlık çığlığa, fotoğraf makinemin kadrajını dolduran martı seslerinin arasında evet! işte oradaydı; çini mavisi bir kubbe ve aynı sevimlilikte kısa, mavi bir minare. Nedense aklıma Nazım’ın o ünlü şiiri geldi: 

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan…                                                 Seyir defterini başkası yazsın.

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman; 

Beni o limana çıkaramazsın!

 

Oman Sultanı: Qaboos                                                                        Oman’ın başkenti ve en büyük şehri olan Muscat’a ikinci gelişim bu. Aklımda hep o binbir gece masallarını anımsatan kubbeleri kalmış. Ve tabii ki, geleneksel kıyafetleri içinde, o masallardaki iyi kalpli sultanları aratmayan Sultan Qaboos! Her yerde onun mütevazi, güler yüzlü resimleri var. 1970 yılında İngilizlerin de desteğini alarak kansız bir darbeyle babasını iktidardan uzaklaştırıp başa geçen ve 46 yıldır (öldüğünde 49 olmuştu)  ülkenin tek hakimi olan sultan, halkı tarafından çok seviliyor. Nereden mi biliyorum? 2014 yılının temmuz ayında tedavi için Almanya’ya uçtuğunda halk adeta üzüntüye boğulmuş. Sultan’ın ölümcül bir hastalığa yakalandığı dedikoduları alıp yürümüş. Nihayet 5 aylık bir suskunluktan sonra Qaboos televizyon ekranlarına yeniden çıkınca halk bayram yapmış. 4 milyonluk ülkede adeta hayat durmuş, sevinç gösterileri sokaklara taşmış. Sultan Qaboos bin Said Al Said, modern Oman’ın kurucusu sayılıyor. İktidara geldiğinde ülkenin durumu hiç de iç açıcı değilmiş; bitmek bilmeyen etnik çatışmaların yanı sıra, koca ülkede sadece 2 hastane ve 10 km.lik asfalt yol varmış. Yani 1970 öncesi tam bir ‘kabus’muş. Bütçesinin % 75’ini oluşturan zengin petrol gelirleri sayesinde kişi başına yıllık gelir bugün 22 Bin Doları aşmış. Sultan yönetimi sırasında hep dengeli ve yapıcı bir dış politika izlemiş. Komşuları arasındaki (İran – Irak savaşı dahil) çatışmalardan uzak durmuş ama kendi iç işlerine de müdahale edilmesine izin vermemiş. 

 

Büyük Cami’nin devasa el halısı                                                        Gemiden inip, bizi liman çıkışına götüren servis minibüsüne bindik. Liman kapısında yerel kıyafetleri içinde taksiciler karşıladı bizi. Hemen etrafımızı sardılar ve şehir turu yaptırmak için pazarlığa başladılar. Cruise turistleri onlar için tam bir nimetti. Saati 10 dolardan anlaşıp adının Muzaffer olduğunu öğrendiğim taksicinin eski model Toyota’sına bindik. Oman’lıların geleneklerine bağlı, sıcak, samimi ve güvenilir insanlar olduğunu bildiğim için içim rahattı. İlk durağımız, Grand Mosque (Büyük Cami) oldu. Sultan Qaboos tarafından yaptırılan dünyanın 3. Büyük camisi olan külliye, Müslüman olmayan turistlerin de (uygun kıyafet şartıyla) ziyaretine açıktı. Üzerinde 600 Bin Svarowski kristali bulunan dünyanın 2. Büyük avizesi ve altında 4.400 m2’lik el yapımı halısıyla gerçekten göz kamaştırıcıydı. 21 ton ağırlığındaki, dünyanın 2. büyük el halısını tamamlamak için 400 İran’lı dokumacı, caminin içinde 4 yıl çalışıp 1.700.000 düğüm atmıştı. Camiden sonraki durağımız opera binası oldu. Muscat’ta bir opera binası olduğunu görmek çok şaşırtıcıydı doğrusu. Oman’ın batı kültürü ve medeniyetine yabancı olmadığının ve kültür turizmine göz kırptığının kanıtıydı bu.

 

Kordon değil Korniş                                                                                  Hani biz sahil şeridine ‘Kordon boyu’ diyoruz ya, Araplar da Korniş (Corniche) diyorlar. Denize kıyısı olan her Arap şehrinin en gözde bulvarları işte bu kornişler. Muscat şehir merkezinden Sultan’ın sarayının da bulunduğu eski Muscat bölgesine, Muttrah Corniche bulvarından geçerek gidiliyor. Yazımın girişinde bahsettiğim mavi kubbeli cami de bu bulvar üzerinde bulunuyor. Biraz soluklanıp yöresel eşyaların satıldığı Muttrah çarşısına uğrayın, pişman olmazsınız. Yerel kıyafetlerden tütsülere, kokulu yağlardan baharatlara, takılardan otantik parfümlere kadar her türlü turistik eşyayı buradan uygun fiyatlara alabilirsiniz. Eşsiz coğrafik konumuyla Muscat Limanı, yüzyıllar boyunca Avrupa- Hindistan denizyolu ve ticaretinin önemli duraklarından; Muttrah çarşısı da, Arap dünyasının en eski Pazar yerlerinden biri olmuş.   

 

Hyatta ‘hayat’ var!                                                                                           Taksici Muzaffer’le, Muscat’ın önemli merkezlerini gezdikten sonra vedalaşıp ayrılıyoruz (Not: gitmek isteyen olursa telefonunu verebilirim ). Sultan Qaboos limanına demirli olan Costa Fortuna’ya dönüyoruz. Gece, Muscat Körfezinin dingil suları romantik ve huzur verici. Ertesi gün plajın tadını çıkarmak ve Şubat’ın son gününde denize girebilmek için 5 yıldızlı Hyatt Regency oteline gidiyoruz. Elçiliklerin ve iş merkezlerinin olduğu Al Qurum bölgesinde bulunan otel, geleneksel mimarisiyle çok şık ve konforlu. Hemen kendimi plaja atıyorum; hava açık, sıcaklık 26 derece ve hafif bulutlu. Sabah saatlerinde kumsalda sadece martılar ve balıkçıl kuşları var. Kumda koşmayı çok özlemişim, dizimdeki sakatlığın geçip geçmediğini anlamak için de iyi bir fırsat bu. Arada bir gösterişli bir deniz kabuğu görünce durmak haricinde dakikalarca özgürce koşuyorum. Başında kasketi ve kırçıllı sakalıyla Omanlı bir amca geliyor karşıdan. Elini hızlıca kaldırıp selam veriyor. Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi, sanki her sabah karşılaşıyormuşuz gibi. O kadar doğal, içten bir selam ki bu şaşırıp kalıyorum. İşte! diyorum, köyde karşılaşan iki komşunun selamı bu. İşte bizim şehirlerde kaybettiğimiz içtenlik ve samimiyet bu. Otelin önüne döndüğümde kumlara bir kalp çiziyorum, topladığım deniz kabukları ve tropik çiçeklerle içini süsleyip eşime sürpriz yapıyorum. 

 

Sultan’dan sonrası ‘kabus’ mu?                                                       Oman’da hayat dingin ve huzurlu bir şekilde devam ediyor. Ne düşen petrol fiyatları onları endişelendiriyor ne de Arap coğrafyasında süregelen mezhep savaşları. Ama pek belli etmeseler de onların da bir kabusu var; kardeşi ve çoçuğu olmayan 76 yaşındaki Sultan’dan sonrası tam bir muamma…

 

Son söz: Bu yazıdan 3 yıl sonra Sultan Qaboos vefat etti, Sultana tanrıdan rahmet ve tüm Oman halkına başsağlığı ve esenlikler diliyorum.