PARAYA DEĞERİNİ VEREN NEDİR?

30 okunma Şubat 2021

‘Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.’’       Oscar Wilde (İrlandalı dahi yazar 1854 – 1900)                  

Paranın değeri, üzerinde yazan rakam mıdır?     

Sıfır Euro’luk banknot gördünüz mü hiç? Üzerinde sıfır yazan paranın değeri var mıdır? 2015 yılında bir Fransız girişimcinin aklına parlak bir fikir geldi; 0 Euro’luk hatıra banknotlar basmak ve hediyelik olarak turistlere satmak. Avrupa Merkez Bankası’nın onayıyla bu fikir ilk kez Paris’te hayata geçti. Üzerinde 0 (sıfır) yazan banknotlar turistik destinasyonlardaki ATM’lerde 5 Euro karşılığında satılmaya başladı. Bugüne kadar birçok ülkede basılıp milyonlarcası satıldı. Üzerinde tarihi eserlerden tarihi kişiliklere kadar yüzlerce çeşidi olan bu kağıt paralar, gerçek Euro’nun bütün fiziksel özelliklerini taşıyordu. Satış fiyatı 5 Eurodan başlamakla birlikte üzerindeki figürün tarihsel önemine ve koleksiyon değerine göre bazen astronomik rakamlara el değiştiriyor. Örneğin üzerinde Lenin’in resmi olan banknot 5 Dolara, Karl Marx olan 10 Dolara alıcı bulurken Türkiye’de basılan ve üzerinde Mustafa Kemal olan 0 Euro’luk banknot 75 Dolara el değiştiriyor. 

Dolar nasıl dünyanın tek rezerv parası oldu?   

2. dünya savaşının bitmesine 1 yıl kala 1944 yılında savaşın gerçek galibinin ABD olduğu artık belli olmuştu. Sovyet Rusya dahil 43 ülkenin temsilcileri ABD’ye davet edilmiş ve savaş sonrası dünya ekonomisinin dolara endeksli para sistemine geçmesi kabul edilmişti. Doların arkasında da altın olacak ve 1 ons altın (yaklaşık 31 gram) 22 Dolara fikslenecekti. Parada ‘Altın Standardı’ böyle doğdu; ABD dahil kimse elindeki altın miktarından fazla para basamayacaktı. In Gold We Trust yani sistemin teminatı altındı; bütün ülkeler aslında dolara değil altına güveniyordu. Nitekim daha orada ABD’nin isteğiyle 1 ons altının karşılığı 35 dolara çıkarıldı; ABD yönetimi ilk ‘mızıkçılığını’ yapmıştı. 1950’lerde soğuk savaşın başlamasıyla ABD kamuoyunda Anti-Komünizm ve Rusya karşıtlığı yükselmeye başladı. Politikacıların da ‘gaz vermesiyle’ Sovyetler rejiminin ‘ateist, materyalist ve emperyalist’ olduğu propagandası toplumda ciddi karşılık buluyordu.  1956’da kabul edilen kanunla "In God We Trust" yani ‘Tanrıya inanır ve güveniriz’ mottosu bütün dolar banknotların arka yüzüne basılmaya başladı. Seküler ABD giderek muhafazakarlaşıyordu.

‘Ol!’ deyince oluyor mu?

’Fiat lux!' yani Tanrı; 'Işık olsun' diye karanlığa buyurdu ve ışık oldu. İncil'in Varoluş (Genesis) bölümü bu sözlerle başlar. Fiat latincede ‘olsun’ ve ‘lux’ ışık anlamına gelir. Bu sözü günümüz parasına uyarlarsak; devletler paraya ‘ol’ derler ve para olur. Tıpkı ABD’nin  1971'de yaptığı gibi; dönemin ABD Başkanı Nixon, Altın standardını askıya aldığını açıkladı yani 1 ons altının 35 dolar ettiği sistemi kırdı; ‘doların teminatı yine doların kendisidir!’ dedi. Çünkü hazinesindeki altın miktarından çok daha fazla dolar basmıştı ve basmaya da devam ediyordu. Vietnam bataklığına saplanmış olan ABD, savaşa para yetiştiremez olmuştu. Diğer ülkeler de aptal değildi ve bunu fark ettiler; ABD resmen oyunda (dolarda) hile yapıyordu. Doların değeri artık üstünde yazan fiyatıydı ve bu ‘fiyatın’ altınla bağlantısı kopmuştu. Böylece 'Tanrı parası' olan altın bırakıldı ve FED sınırsızca para basmaya başladı; 'yoktan var etti' yani ‘’bastığım paranın teminatı benim’’, dedi.  Böylece tüm dünya ‘Fiat Para’ sistemine geçti; her devlet istediği kadar para basabilecekti. Burada ilginç bir saptama daha yapayım; fiyat kelimesi dilimize Arapçadan geçmiştir ve ‘karşılığı var’ anlamına gelir. Oysa ki, Fiat Para sisteminde paranın karşılığı yoktur. Peki onlar para bastıkça doların değeri ne oldu? Altına bakarsanız ne olduğunu anlarsınız; 1971’de 35 dolar olan altının onsu bugün 2000 dolara yaklaştı. Enflasyon yaratmaması için bu para halka borç (kredi)  olarak verilecekti. Böylece varlık değil borç üstüne, borçlandırma üstüne kurulu bir para piyasası yaratıldı.

Enflasyon parayı ‘sulandırır’mı?

Süte katılan suyun tüm sütü sulandırması gibi her yeni basılan para da tüm para havuzunu 'sulandırır' ve paranın satın alma gücünü düşürür. Böylece gelirimiz sabit kalsa bile alım gücümüz azalır. İşin daha korkuncu yeni para; mevcut birikimimizin yani 'eski' paramızın da değerini aşındırır, cebinizdeki parayı eritir. Bu yüzden Amerikalılar enflasyon için ‘en büyük halk düşmanı’ tabirini kullanıyorlar. Yani emtianın değeri artmasa bile bizim paramızın alabildiği miktar azalıyor. Çünkü ‘ağanın eli tutulmaz!’ misali devletlerin elini tutan yani para basmalarını engelleyen bir sistem yok. İhtiyaç olduğuna inandıkları ve halkı inandırdıkları müddetçe para miktarını limitsiz arttırırlar. Topladıkları vergiler de cabası! Sadece 2020'de, dünyadaki mevcut doların 5'te biri kadar dolar yaratıldı. Üstelik para miktarını artırmak için fiziksel olarak para basmaya yani kağıt paraya da ihtiyaçları yok. Bunu dijital olarak yapabilirler; karşılıksız çek düzenlemek gibi düşünün. Bir çek yaprağı alıp üzerine istediğiniz rakamı yazıp bununla borcunuzu ödediğinizi farzedin; harika değil mi! Üstelik karşınızdakinin bu çeki kabul etmeme ihtimali yok, ne haddine? Hatta çekin ödeme vadesi geldiğinde önceki çeki ödemek yerine (çünkü ödeme imkanınız yok) yeni bir çek daha yazıp verdiğinizi düşünün. Alıcının bu çekleri elden çıkarmaktan yani başka birine 'çakmaktan' başka çaresi yok; tıpkı papaz kaçtı oyunu gibi. Alan kişinin bu çekleri kabul etmesi için ona iskonto yapıldığını farzedin yani 100 Bin TL'lik çeki verip bunu 90 Bin TL kabul etmesini veya 90 Binlik borcunuzu silmesini teklif ettiğinizde muhtemelen bu iskontoyu kabul edecektir. İşte bu, paranın değerinin düşmesidir; üzerinde yazan rakam değişmez ama piyasa değeri sürekli erir. Fiat para sistemi devlet otoritesinin kaynağı, hakimiyet sebebidir.

Logolar paradan değerli midir? 

10 ABD dolarının baskı maliyeti 3 (c ) senttir; yani piyasaya çıktığı anda 9.97 dolar kar ettirir. Paranın maliyeti ve değeri arasındaki bu farka senyoraj geliri deniyor; büyük küpürlerde (100 Dolar) bu fark daha da büyüyor. Maliyeti 1 dolar olan düz beyaz tişörte Timsah ya da Polo logosu basınca fiyatı 10 - 20 dolara çıkıyor ya, işte bunu senyoraj işine benzetiyorum ben. Logonun sihirli gücü buradan geliyor; taşı adeta altına çeviriyor, hele de Ford gibi 150 yıllık efsanevi bir logonuz varsa… 2006'da bankalardan yüklü miktarda (23 Milyar Dolar) kredi alabilmek için oval mavi Ford logosunu ipotek olarak verdi Ford şirketi ve ancak 2012'de borçlarını ödeyip geri alabildi. Logosu aslında mirasıydı, geçmişiydi, itibarıydı ve bu yüzden çok değerliydi. Henry Ford’ün 3. Kuşaktan torunu Bill Ford mavi logonun ipoteği için imza atarken ellerinin titrediğini söyledi. Çocukken (80’ler) Bodrum'un hediyelik eşya satan dükkanlarının önü tavandan sarkan Hugo Boss tişörtleri, eşofmanlarıyla doluydu. Bu markayı duymamıştım, Almanya'nın en büyük hazır giyim markası olduğunu bilmiyordum. Her adımda Boss - Boss yazılarını görünce markadan soğuduğumu hatırlıyorum. Bu kadar yaygın olduğuna göre ucuz olmalıydı. Her yerde yüzlerce adedi satılan bu tişörtten kim üzerine giymek isterdi ki! O yıllarda Hugo Boss avukatları bu fason ürünlerle ciddi olarak mücadele etti sanırım ki, taklitleri hızla ortadan kayboldu. Enflasyon işte böyle bir şeydir; sanal sahte bir bolluk hissi verir. Taklit marka ürünleri de bir nevi kalpazanlık gibidir. Malın orijinalliği üzerinde soru işareti yaratır. Devletin kalpazanlığı fazla ciddiye almadığını ve sahte banknotun yaygınlaştığını farzedin; paranın tedavülü sıkıntıya girer, herkes elindeki nakitten şüphelenir, ticaret hacmi bile düşer. Çünkü ticaretin para birimi aslında ‘güven’dir. Ne yazık ki, Türkiye hala bugün bile fason ve taklit ürün cenneti; Çin'den sonra taklitte Dünya 2.si. Taklit ürün deyip küçümsemeyin; uyuşturucu kadar korkunç cirosu olan bir ekonomi bu.

Blockchain rejimi Para’nın ‘demokrasisi’ mi?

Şimdi gelelim bu yazıyı yazma sebebime; yazının giriş bölümünü o kadar uzattık ki neredeyse yazı bitti. Ama paranın nereden geldiğini bilmek, nereye gideceğini bilmek için önemliydi. Takastan sonra bilinen ilk para (currency) deniz kabuğu ve salyangoz gibi kabuklulardı. İnsanın aklı almıyor, hani ‘denizde kum bende para!’ diye abartılı bir deyim vardır ya; kum kadar olmasa da denizde milyonlarcası bulunan deniz kabukları nasıl ‘para’ oldu?  Yazılı muhasebe sistemi olmadığı için sayılar sembollerle ifade ediliyor ve kabuklar sayı yerine geçiyordu. Deniz kabukları her işlem için eklene eklene bir kolye şeklinde hesap zincirini oluşturuyordu. Hesap dökümünü gösteren bu zincir kolye muhtemelen taraflar arasında gidip geliyordu. Peki bu hesap defteri kimde kalıyordu? Alacaklı olanda, tıpkı senet gibi çünkü alacaklı olduğunu ispata yarıyordu. Blockchain ve onun yarattığı Bitcoin (kripto para) işte bu deniz kabuğu zincirinin modern, dijital ve şifreli versiyonu. İnternetin bilgiyi demokratikleştirmesi gibi kripto paralar da parayı ‘demokratik’ yapacak mı? Devletlerin para üzerindeki hakimiyeti azalacak, Merkez Bankalarının para basma tekeli kırılacak mı? Kripto para devrimi, din ve devlet işlerinin ayrılması gibi; devlet ve para basmanın ayrılmasıyla mı sonuçlanacak? Para ‘seküler’ mi olacak? Bankalar ve diğer aracı kurumlar işsiz mi kalacak? Bütün bunları ve Blockchain teknolojisinin geleceğimizi nasıl şekillendireceğini gelecek ayki yazımızda anlatalım. Gelecek heyecan verici olacak!