RÜYALARIN OLUŞUMU VE HAYATIMIZDAKİ YERİ

30 okunma Şubat 2020

Sigmund Freud rüyaların kökenlerini açıklamak için bir kuram önermiştir. Onun ünlü çalışması, rüyaların yorumlamasında bunların bilinçaltımızdaki gündüz uyanık zihnimizde bastırılan, fakat her gece özgürce dolaşan arzuların tezahürü olduğunu iddia etmiştir. Rüyaların yalnızca fazla ısınmış hayal gücünün rastgele uydurmaları olmadığını, gerçekten kendimiz hakkında derin sır ve gerçekleri gizlediğini söylemiştir. “Rüyalar bilinçaltına giden ana yollardır” diye yazmıştır. 

Rüya görmek bizim uyku döngümüzün de temel bir parçasıdır. Gece uyurken yaklaşık iki saatimizi rüya görmeye harcarız. Her rüya beş ile yirmi dakika arasında sürer. Aslında, ortalama bir yaşam süresinde insanlar yaklaşık altı yılını rüya görmeye harcar. Rüyalar, insan ırkı arasında evrenseldir. Farklı kültürleri incelerken, bilim insanları rüyalarda ortak temalar olduğunu bulmuştur. Psikoloji profesörü Calvin Hall tarafından 40 yıllık bir süreçte 50000 rüya kaydedildi. Bu çalışmasını, üniversite öğrencilerinden aldığı bin rüya raporuyla devam ettirdi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, insanların çoğunun geçmiş günlerden ya da haftadan kalan kişisel deneyimleri gibi şeyleri rüyalarında gördüğünü keşfetti. (Ancak görünüşe göre hayvanlar bizden daha farklı rüya görüyor. Örneğin, yunuslarda, boğulmayı önlemek için her seferinde yalnızca bir beyin yarıküresi uyuyor; çünkü onlar balık değil, hava soluyan memelilerdir. Bu yüzden eğer rüya görürlerse büyük olasılıkla her seferinde bir yarıkürede görüyorlardır).

RÜYALARIN BEYİN TARAMALARI

Normalde, EEG (Beyin dalgalarını elektriksel yöntemle ölçen cihaz) taramaları biz uyanıkken beyinden yayılan durağan elektromanyetik dalgaları gösterir. Ancak biz uykuya daldıkça EEG sinyallerinin frekansı değişmeye başlar. Sonunda, rüya gördüğümüzde, beyin sapından çıkan elektriksel enerji, yukarıya beynin kortikal alanlarına, özellikle görsel kortekse doğru dalga dalga ilerler. Bu, görsel korteksin rüyalar için önemli bir bileşen olduğunu doğruluyor. En sonunda bir rüya durumuna girildiğinde beyin dalgaları REM, (rapid eye movements-hızlı göz hareketleri) ile simgelenir (bazı memeliler de REM uykusuna girebildiğinden, onların da rüya gördüğü sonucunu çıkarabiliriz).

Beynin görsel alanları aktifken koku, tat ve dokunmayla ilgili diğer alanları büyük oranda kapalıdır. Neredeyse vücut tarafından işlenmiş tüm görüntüler ve hisler dışarıdan gelen bir uyarıyla değil beyin sağından kaynaklanan elektromanyetik titreşimler tarafından kendi kendilerine oluşturulmuştur. Vücut dış dünyadan büyük oranda yalıtılmıştır. Ayrıca, rüya görürken az ya da çok felç durumdayızdır. Belki bu felç durumu bizi rüyalarımız dışında fiziksel olarak hareket etmekten önlüyor, aksi halde, çok sıkıntılı bir durum olurdu. İnsanların yaklaşık %6’sı uyku felci hastalığından mustariptir ve rüyalarından görgülerinden, kollarından, bacaklarından onları sıkıştıran yaratıkların olduğuna inanarak korku içinde uyanır. 

Hipokampus, biz rüya görürken aktiftir ve anılarımızdan oluşmuş depo evinden rüyalara önerilerde bulunur. Amigdala ve anterior singulat da aktiftir, bu da rüyaların son derece duygu yüklü ve genelde korkularımızı içerdiği anlamına geliyor. Ancak daha açıklayıcı olan şey; beynin, dorsolateral prefrontal korteksi (beynin emir merkezi), orbitofrontal korteks (bir sensör ya da doğruluk ölçer gibi davranabilir) veya temporopariyetal bölge (duyusal motor sinyalleri ve uzaysal farkındalığı kontrol edip işler) gibi alanlarının kapalı olmasıdır. 

Dorsolateral prefrontal korteks kapandığı zaman beynin rasyonel, planlama merkezine güvenemeyiz. Onun yerine, görsel merkezin bize verdiği mantık dışı görüntülerle rüyalarımızda amaçsızca sürükleniriz. Orbitorsontal korteks ya da gerçekliği kontrol eden merkez de aynı zamanda kapalıdır. Bundan dolayı rüyalar, fizik yasaları ya da sağduyunun herhangi bir sınırlaması olmadan rahatça gelişebilmektedir. Teporopariyetal lob, iç kulaklardan ve gözlerden gelen sinyalleri kullanarak nerede bulunduğumuz hissini koordine etmeye yardımcıdır, kapalı olmasıyla da, rüya görürken yaşadığımız bu beden dışı deneyimler gelişebilir. 

Daha önce vurguladığımız gibi, insan bilinci, genelde sürekli dış dünyanın modellerini yaratan ve geleceği simüle eden beyni temsil eder. Öyleyse rüyalar, doğa yasalarının ve sosyal etkileşimlerin geçici bir süre için askıya aldığı, geleceği başka bir türlü simüle edilmesi olarak kabul edilebilir. 

YAPILAN ARAŞTIRMALARDA RÜYA GÖRME KATAGORİLERİ

Zihinsel gelişmeyi sağlayan rüyalar; Beynimizin öğrenme, düşünme ve bilgi edinip depolamasını sağlayan rüyalar görülür. 

Kronik horlamanın neden olduğu rüyalar; Nefes alış veriş zorluğundan dolayı, korku dolu rüyalar görülür. Rüyanın görülmesi anında, tansiyon yükselir, nefes alış-veriş zorlaşır, aşırı terleme görülür.

İnsanlara ilham kaynağı oluşturan, gelecekten haber veren rüyalar; Bazı insanların rüyaları daha sonraki günler de rüyada gördüğü olayları tıpatıp yaşayabilir. Hatta bazı rüyalardan insanlar ilham alarak keşif ve icatlar yapabilmektedir. 

Her insan hayatı boyunca mutlaka korku dolu kâbus rüyalar görürler. Kâbusa neden olan rüyalarda insanlar genellikle bir yaratık tarafından takip edilir, saldırıya uğrarlar. Zorba insanların da saldırısına uğrarlar. 

Karabasan denen şekli şemali açıklanamayan yaratıkların saldırısına uğrayan insanlar, rüya gerçekmiş gibi korkularla uyanır ve o gece bir daha hiç uyuyamazlar. Karabasan rüyaları genellikle çocuklar ve kadınlar görürler.

Bazı rüyalarda erkekler (rüyada) bir kadınla cinsel temas kurarcasına haz alarak uyanırlar. Kadınlar da buna benzer (rüyada) erkeklerle fiziksel cinsel temas kurarcasına, haz alırcasına uyanırlar. Halk arasında buna “şeytan azdırdı” derler  

Genellikle kız ve erkek çocuklar masal dünyasında yaşadıkları rüyalar görürler. Çocukların hayal dünyasına uygun (prenses ve prens olarak) rüyalar görürler. 

Hayvanlarında rüya gördüğü bilimsel olarak ispatlanmıştır. 

 

İSLAM DİNİNDE RÜYANIN YERİ

  • Cini korkulu (zombie) rüyalar
  • Nefsi yeme, içme, cinsellik içerikli rüyalar
  • Ruhani (Nurhani) gerçekte yaşanacak rüyalar. 

NASIL RÜYA GÖRÜRÜZ?

Yoğun hisler: Bu, amigdalanın aktivasyonuna bağlıdır, korku gibi duygulara neden olur.

Mantık dışı içerik: Rüyalar mantığa karşı gelerek hızlıca bir sahneden diğerine geçebilir. 

Açık duyusal izlenim: Rüyalar bize içeriden oluşturulmuş yanlış duyular hissettirir.

Rüyadaki olayların sorgusuz kabulü: Rüyaların mantık dışı doğasını eleştirmeden kabul ederiz.

Dr.Hobson (Dr.Robert Mc Carley ile) Freud’un “aktivasyon sentez kuramı” denen rüya kuramına ilk ciddi itirazı ortaya atarak Freud’un görüşüne meydan okudu. 1977’de bu iki bilim insanı, rüyaların beyin sapındaki rastgele sinirsel ateşlemelerden kaynaklandığı sonra kortekse ilerlediği ve burada bu rastgele sinyallerin anlamlandırılmaya çalışıldığı fikrini öne sürdü.

Rüyaların kilit noktası, beynin en eski parçası olan beyin sapında bulunan düğümlerde yatıyor. Bu düğümler dışarıya adrenerjikler denilen ve bizi tetikte tutan özel kimyasallar salgılar. Biz uyumaya başladıkça beyin sapı kolinerjik denilen başka bir sistemi etkinleştirir, bu da, bizi rüya haline sokan kimyasal maddeler salgılar.

Biz rüya görürken, beyin sapındaki kolinerjik nöronlar ateşleme yapmaya başlar, bu da PGO (pontin-genikulat-oksipital) dalgaları denen elektriksel enerjinin düzensiz salınımını tetikler. Bu dalgalar beyin sapından görsel korteksin içine doğru hareket ederek burayı rüyaların yaratılması için uyarır. Görsel korteksteki hücreler, düzensiz bir biçimde saniyede yüzlerce kere birlikte titreşmeye başlar. Belki bu rüyaların, bazen tutarsız olan doğasının nedeni budur. 

Bu sistem ayrıca, beynin akıl ve mantıkla ilgili alanlarını içeren bölgelerine de kimyasal madde salgılar. Prefrontal ve orbitofrontal kortekslerden gelen kontrollerin azlığı ile beynin başıboş düşüncelere aşırı hassaslığı, rüyaların düzensiz ve tuhaf doğasını açıklayabilir. 

BİR RÜYAYI FOTOĞRAFLAMAK

MRG (canlıların içyapısını görüntüleyen cihazlar) ile şimdilerde rüyalar sırlarını açığa çıkarmaktadır. Aslında, beynin rüyaları kontrol eden merkezleriyle görmeyi kontrol edenleri birbirinin neredeyse aynısıdır; bu yüzden bir rüyayı görüntülemek mümkündür. Bu öncü çalışma, ATR Hesaplama ve Sinirbilim Laboratuvarlarındaki bilim insanları tarafından Japonya’nın Kyoto kentinde yapılmaktadır. 

ATR şefi bilim insanı Yukiyosu Kamitani “Bu teknoloji ayrıca, görme dışındaki diğer duyulara da uygulanabilir. Üstelik gelecekte hisleri ve karmaşık duygu hallerini okumak da mümkün olabilir” diyor.