TURGUT ÖZAL KURUMLARINDAN SERMAYE PİYASASI KURULU

30 okunma Aralık 2020

Türk sermaye piyasasının miladı Osmanlı dönemindeki Tanzimat hareketleri sonrasında kurulan Dersaadet borsasının faaliyet geçirilmesi ile başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan 60 yıl sonra dışa açık ekonomi politikasının uygulamaya başladığı 24 Ocak 1980 kararları sonrasında halka açık şirketlerin disipline edilmesi gündeme gelmiştir. 1981 yılı ortasında Dönemin Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın öncülüğünde çıkarılan Sermaye Piyasası Kanunu ile halka açık şirketlerin kuruluşu, halka açılması, kar dağıtımı vb konular düzenleme altına alınmıştır.

 1960 yıllının ilk yarısından itibaren Almanya’ya çalışmaya giden işçilerimizin fonları ile kurulan halka açık şirketler denemesi ülkemizin için acı bir deneyim olmuştur. Bu kuruluşların planlama, yatırım, finansman ve yönetim sorunları sonucunda ülkemizin her ilindeki yarım kalmış çalışmayan ölü yatırımlar ülke ekonomimize, Yurt dışındaki işçilerimizin tasarruflarının değerlendirilmesinde büyük zararlara yol açmıştır. Şirketlerin finansman sorunları, bozuk yönetimler, kar dağıtımındaki adaletsizlikler halka açık şirketlerin yeni hukuki düzenlemelerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya çıkarmıştır. 

1983 yılında iktidara gelen Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi, almış olduğu ekonomik istikrar tedbirleri ile Sermaye Piyasası Kanununu yeniden düzenleyerek şirketlerin halka açılmasını başlatmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu, sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasını düzenlemek ve denetlemek amaçlamaktadır.

1984 yılında yeniden düzenlenen Sermaye Piyasası Kanunu; şirketlerin halka açılarak kaynak toplamasını, sermayenin tabana yayılmasını, şirketlerin kurumsallaşmasını, tasarruf sahiplerinin tasarruflarını daha verimli yönetmesini, yeni yatırımlar sayesinde istihdamın, üretimin, ihracatın artırılmasını amaçlamaktadır. 

Sermaye piyasasının gelişmesini çeşitli açılardan değerlendirmek yerinde olacaktır. Sermaye piyasasının Türkiye ekonomisine olan etki ve katkıları, kaynak ve ekonomik katma değer yaratma, istihdamı arttırma, kayıt dışılığı önleme, şeffaflığı sağlama, yatırımcılara alternatif yatırım araçları ve etkin risk yönetim teknikleri sunma gibi farklı yönleri bulunmaktadır. Tüm bu açılardan Türk Sermaye Piyasası, ülkemiz ekonomisine son 35 yıl içinde önemli katkılar sağlamış ve istikrarlı büyümenin itici güçlerinden biri olmuştur.

1980 yılı öncesinde Türkiye’de yatırımcıların birikimlerini değerlendirebileceği en önemli yer bankalar ve kazanabilecekleri getiri faiz geliri iken, sermaye piyasasının gelişmesi sonucu, yatırımcılar risk-getiri bazında farklı şirketlerin hisse senetlerini, borsa yatırım fonlarını, yatırım fonu katılma belgelerini, kıymetli madenleri, vadeli işlem sözleşmelerini organize piyasada aracı kuruluşlar vasıtasıyla alıp satarak bir taraftan riski yayma, diğer taraftan ise değişken nitelikte gelir/getiri (sermaye kazancı ve temettü) elde etme fırsatını yakalamış bulunmaktadırlar. 

Gelişerek günümüze kadar gelen Türk Sermaye piyasası;  güvenli, adil, şeffaf ve etkin işlemesini sağlamak için uluslararası norm ve gelişmelere paralel, değişen piyasa ihtiyaçlarını karşılayan, objektif, sade ve anlaşılabilir yaklaşımlarla, hesap verilebilir düzenleme ve denetleme yapmaktır

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde zaman zaman ortaya çıkan ekonomik krizlerde en önemli tetikleyici unsur, genellikle bankacılık sektöründe yaşanan gelişmelerdir. Dolayısıyla, ekonomide en büyük tahribat da bu sektörde ortaya çıkmakta ve buradan toplumun çeşitli kesimlerine yayılmaktadır. Sermaye piyasası ve kurumlarının gelişmiş olduğu ülkelerde ise bu etki, borsalar kanalıyla daha kolay absorbe edilebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) başta olmak üzere ülkemizde faaliyet gösteren tüm borsalar (VOB, İAB), her geçen yıl artan şirket ve üye sayıları, işlem hacimleri, yatırım araçlarının çeşitliliği ve kriz yönetiminde gösterdikleri başarılı performans ile ekonomiye müsbet katkılar sağlamaktadırlar.

Türk Sermaye Piyasası, sahip olduğu organize piyasalar aracılığıyla ekonominin ihtiyaç duyduğu fon hareketlerinin en hızlı ve güvenilir bir şekilde, düşük maliyetle gerçekleşmesine imkan vermektedir. Bu açıdan bakıldığında, sermaye piyasasının Türkiye ekonomisine belki de en önemli katkısı, birincil ve ikincil piyasada gerçekleştirilen halka arzlar ile, bedelli sermaye arttırımları yoluyla şirketlere maliyetsiz ve doğrudan kaynak girişi sağlaması şeklinde olmuştur.

Diğer taraftan yatırımcılar, faiz geliri elde etmek için çoğu zaman bankacılık sistemine yatırılan paranın vadesinin gelmesini beklemek zorunda kalırken, sermaye piyasasında ulusal ve uluslararası ekonomik gelişmelere anında tepki verebilme imkanına sahip olmakta ve daha dinamik bir yatırım ortamına kavuşmuş bulunmaktadırlar.

Sermaye piyasasında faaliyet gösteren portföy yönetim şirketleri, bireysel emeklilik fonları, menkul kıymet ve gayrımenkul yatırım ortaklıkları gibi yeni kurumsal yapılanmaların artması da, yatırımcı tabanının bireysel bazdan kurumsal baza kayması suretiyle daha sağlam bir yapının şekillenmesine ve yatırımcıların tercihlerini daha etkin bir risk-getiri analizine dayanarak yapmasına zemin hazırlamaktadır.

Ekonomik gelişmenin sağlanmasında, sermaye piyasası aracı kurumlarının verdikleri kurumsal finansman hizmeti de önemli bir rol oynamaktadır. Ekonomiye sağlanan bu fon girişi, orta-uzun vadede ekonomiye dağıtılan nakit temettü şeklinde geri dönmüş ve sermaye birikimini arttırıcı bir rol oynamıştır.

2019 sonu itibariyle Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında 513 şirket bulunurken, bunların 402’si borsada işlem görmektedir. Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 2019 yılsonu itibarıyla 1,1 Trilyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2019 yılında halka açılmalar çerçevesinde toplam 263,8 Milyon TL kaynak sağlanırken, halka açık ortaklıkların gerçekleştirdikleri sermaye artırımları neticesinde ise 3,2 Milyar TL kaynak sağlanmıştır. 

Sermaye Piyasası Kurulu piyasalarımızın şeffaf ve istikrarlı bir şekilde işleyebilmelerinin sağlanması ve böylelikle ekonomik büyümenin desteklenmesidir. Küresel ekonomi üzerinde önemli etkiler bırakan pandemi süreci, Türkiye’de iyi işleyen sağlık sistemi ve güçlü toplumsal dayanışma sayesinde birçok ülkeden çok daha başarılı bir şekilde yönetilmeye devam etmektedir. İktisadi dalgalanmaların ardından hızla toparlanma becerisine sahip ekonomi ve piyasalarımız sayesinde bu dönemin ardından güçlenerek çıkabilecek bir potansiyele sahiptir.

İskenderun-Osmaniye arasındaki şirketlerimizin halka açılarak sermayeyi tabana yayması, faizsiz fon toplaması yönünde çalışma yapmaları bölge kalkınması için önem taşımaktadır.

Yeni yılın  ülkemize ve dünyaya sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.