ÖZAL’ın İKTİSADİ POLİTİKALARI ve KURUMLARININ GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNE YANSIMALARI

30 okunma Eylül 2020

Ülkemizin 8. Cumhurbaşkanlığını yapmış olan Turgut Özal, öncelikli olarak Türkiye’nin ekonomisine ve devamında da kurmuş olduğu Anavatan Partisi ile de siyasi hayatımıza damgasını vurmuş olan önemli bir devlet adamımızdır. Turgut Özal 1927 yılında Malatya’da doğmuştur. İTÜ üniversitesinden Elektrik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra burslu olarak gönderildiği ABD’de 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den sonra proje değerlendirme ve ekonomi üzerine eğitim almış ikinci devlet adamımızdır. 

Özal Elektrik Etüd İdaresinde Genel Müdür Yardımcılığı, 1966 yılından 1971 yılına kadar Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı sonrası Dünya Bankasında proje müdürlüğü yapmıştır. 1974 sonrası Sabancı Holding, Koç Holding ve ülkemizin çeşitli büyük gruplarında yönetim kurulu üyelikleri yapmış, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı ve DPT Müsteşar Vekilliğine atanmıştır. 24 Ocak kararları diye ekonomimize damgasını vuran dışa dönük büyüme modelini 1980 yılında ülkemizde uygulamaya sokmuştur. 1980-1982 yılları arasında ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 1983-1989 yılları arasında Başbakanlık ve 1989-1993 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yapmıştır. 

Merhum Özal ekonomimizin dibe çöktüğü 1978 ve 1979 yılları sonrası 1979 yılı Kasım ayından itibaren ekonominin patronu olarak görev aldığı yüksek bürokratlık döneminde Süleyman Demirel ile birlikte 1980 24 Ocak kararlarının mimarı olarak Türk toplumuna ismini duyurmuştur. Bürokrasi geçmişi, Dünya Bankasında yaptığı görev, ülkemizin en büyük özel sektörlerinde elde ettiği deneyim ile Bülent Ulusu hükümetinde Başbakan Yardımcılığı sonrası kurmuş olduğu Anavatan Partisinin tek başına iktidara gelmesi ile birlikte 1983-1993 yıllarında Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevleri sırasında devletimizin kurumlarını yeniden düzenlemiş, Türk ekonomisini dönüşüme uğratmıştır. 

Özal, 1980 yılı 24 Ocak kararları ile Türk Ekonomisi dışa dönük büyüme modeline geçirerek devletçi büyümeden özel sektörün lokomotiv olduğu bir düzen için çok sayıda ekonomik kararların mimarı olmuştur. 1982 yılında Başbakan Yardımcılığı döneminde Sermaye Piyasası Kanunu, Turizm Teşvik Kanunu gibi ekonomide son derece önemli olan hukuki düzenlemeleri yapmıştır. 1983 yılında iktidara gelmesi ile birlikte Türk Parası Koruma Kanunu, İthalat ve İhracat Rejimi, Gümrük Kanununda Yeni Düzenlemeler, Katma Değer Vergisi Kanunu, İstanbul Borsasına İlişkin Hukuki Düzenlemeler, Toplu Konut, Özelleştirme, Savunma Sanayi kurumlarının temelini atmıştır. Türk ekonomisi ile sanayisini dinamik hale getirecek bürokrasiyi azaltacak fonların kurulması ile ilgili almış olduğu kararlar ile ekonominin çarklarını hızlı bir şekilde döndürmüştür.

Türk parasını koruma kanunu, ithalat rejiminde yapılmış olan değişiklikler ile faiz serbestisi ve dalgalı kur ile para sistemimiz küresel ekonomiye entegre olmuş, Türkiye ekonomisi dönüşü olmayan yola girmiştir. 1987 yılından itibaren muhalefet liderleri iktidara geldiklerinde bu sistemi değiştireceklerini vatandaşımıza taahhüt ettikleri halde serbest piyasa ekonomisi günümüze kadar devam etmiştir.

Serbest piyasa ekonomisi sistemi ve Özal döneminde alınan ekonomik kararlar ile dış ticaret hacmimiz 7-8 milyar dolarlardan günümüzde 400-450 milyar dolarlar seviyesine çıkmıştır. İhracatımız 3 milyar dolarlardan 180 milyar dolarlara, ithalat 5 milyar dolarlardan 230 milyar dolara ulaşmıştır. İş adamlarımızın 3 yılda bir yurt dışına çıkma kaosu serbest bırakılmış, Turizmde ülkemizi ziyaret eden kişi sayısı 2 milyon civarından 50 milyon kişiye çıkmıştır. 

Kurulmuş olan Toplu Konut İdaresi ile 1984-2002 yılları arasındaki 18 yılda 940 bin konuta kredi desteği sağlanmış, 43 bin civarında konut üretimi gerçekleştirilmiştir. 1983 yılından itibaren toplu konuttaki yeni düzenleme ile 1 milyon 200 bin konut üretimi yapılmış, sektör için idare tarafından 105 milyar lira harcanmıştır. Toplu Konut ile şehirlerin dönüşümü sağlanmış, sağlıklı kentler oluşturulmaya çalışılmıştır. 

Özelleştirme idaresi ile kamuya yük olan çok sayıdaki kurum özelleştirilmiş, hazinemize yaklaşık 70 milyar dolar civarında kaynak sağlanmıştır. Bütçeden bu kurumlara her yıl yapılan destek ortadan kalkmış, özelleştirilen tesisler girişimcilerimiz tarafından verimli hale getirilerek ekonomiye kazandırılmıştır. Özelleştirmenin ilk yıllarında bürokrasinin ve hukuk sistemimizin bu dönüşüme epey direnç gösterdiğini, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin engellemeleri hala halkımızın belleğinde bulunmaktadır.

Savunma Sanayi Başkanlığı’nın 40 yıllık çalışmaları sonucunda dışa bağımlı olan güvenliğimize dönük silah araç ve gerecimiz kendimize yeterli hale getirilmiş, ülkemiz bölgemizin ve uluslararası camianın aktif oyuncusu haline gelmiştir. Savunma sanayiinde yapılan yatırımlar sonucunda ülkemizin konumu ithalatçı olmaktan ihracatçı hale bürünmüştür. Türkiye kendi güvenliği için üretmiş olduğu sistemleri yurt dışına satmaya başlamış, gelecek yıllarda da bu dış satımdan ülkemize daha çok döviz kazandıracak projelerin geliştirilmekte ve üretiminin yapılacağını söylemek mümkün görülmektedir.

Türk Devletinin Kuzey Irak, Suriye’nin Kuzeyi ve Batısı, Somali, Katar, Libya, Azerbaycan ve Doğu Akdeniz’de ülkemizin menfaatlerini koruma yönünde yapmış olduğu başarılı faaliyetlerin temelinde Özal Döneminin politikalarının yattığını söylemek yerinde olacaktır. Özal döneminde dışa dönük ekonomi politikalarının temeli atılmamış olsa idi ülkemiz Suriye, Irak, Libya vb. ülkelerin durumuna düşürülerek parçalanmış olacaktı. 1980 sonrası ekonomide yapılan dönüşüm ile devletimiz güçlü ekonomisi, güçlü savunması ile PKK terörü, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini başarılı ile önlemiştir.