Büyük bir felaket yaşandı. Korkunç bir deprem. Her şeyden önce bütün kayıplarımıza rahmet, arkada kalanlara sabır, enkaz altındaki güzel insanlarımıza dayanma gücü diliyorum…
Ne yazsak fazla ne söylesek az. Yine de yazmak ve söylemek zorundayız.
Depremin travmatik yanı çok güçlüdür. Bu nedenle sizleri biraz olsun felaket psikolojisinden ve korku çağrışımlarından uzaklaştırabilmek için sayfamın formatını değiştirmeden hazırladığım yazılarımı sizlere sunuyorum.
ORGANLARINIZI KORKUTMAYIN!
1- Kahvaltı yapmadığınızda mideniz korkar.
2- 24 saat içinde 10 bardak su içmeyince böbrekler korkar.
3- Saat 23:00'den sonra uyumadığınızda ve gün doğumunda uyanmadığınızda safra kesesi korkar.
4- Soğuk, son kullanma tarihi geçmiş yiyecekleri yediğinizde ince bağırsak korkar.
5-Daha çok kızartılmış ve baharatlı yiyecekler yediğinizde kalın bağırsak korkar.
6-Duman, kirli hava ve sigara dumanını soluduğunuzda akciğerler korkar.
7-Ağır kızarmış yiyecekler, çeşitli abur cubur ve fast food yediğinizde, alkol aldığınızda karaciğer korkar.
8-Çok tuzlu ve kolesterollü yemek yediğinizde kalp korkar.
9-Çok fazla şeker ve tatlı yediğinizde pankreas korkar.
10-Karanlıkta telefon ve bilgisayar başında çok vakit geçirince gözler korkar.
11-Olumsuz düşüncelere sahip olmaya başladığınızda beyin korkar.
Vücudun farklı bölgelerine iyi bakın ve onları korkutmayın. Bütün bu organlar piyasada yok.
Pahalıdırlar ve büyük olasılıkla zamanında değiştirilme olasılıkları yoktur. Bu yüzden organlarınızı sağlıklı tutun.
HOCA'DAN OKUMUŞ EŞEKLER!
Bir görüşme esnasında Timur, Hoca’nın hocalığına laf eder. Hoca:
“Hünkârım, ben sizin şu yanınızdaki eşeği bile okuturum” der.
Timur gülerek eşeğin yularını Hoca’nın eline tutuşturur ve şöyle der:
“Madem öyle diyorsun, sana üç ay mühlet, götür eşeği okut. Üç ay sonra, meydanda eşek kitap okuyacak. Okuyamazsa hiç acımam, alırım kelleni, ona göre!..”
Hoca, eşeğin boyuna göre bir masa ve bir de kalın kocaman bir kitap yapar. Eşeği yemleme zamanı gelince sayfaların arasına birer avuç arpa serpip eşeğin önüne koyar. Hoca kitabı açınca eşek arpaları görür ve yemeğe başlar. O sayfanın arpaları bitince diğer sayfayı, o da bitince ötekini açar. Nihayet kitabın sayfaları biter, eşeğin de karnı doymuş olur.
Hoca haftalar boyunca eşeği böyle yemler. Öyle ki eşek ne zaman masayı ve kitabı görse kulaklarını diker, kuyruğunu sallar. Üçüncü ayın dolmasına yakın kitabın sayfalarını Hoca’nın çevirmesine de gerek kalmaz. Eşek diliyle sayfaları bir bir çevirip arpaları hüpletir olmuş.
Hoca Timur’un belirlediği günün bir gün öncesinden eşeği aç bırakır. Beklenen gün gelir. Hoca eşeği meydana getirir. Masayı eşeğin önüne, kitabı da masanın üstüne yerleştirir.
Bir gün boyunca bu manzaranın özlemini çeken eşek derhal diliyle kitabın kapağını kaldırır. Dudaklarıyla bir ileri bir geri yoklar, fakat arpa bulamaz. Hemen diğer sayfayı çevirir, yoklar, orada da arpa bulamaz. Hemen diğer sayfayı çevirir, yoklar, orada da arpa bulamaz. Hemen diğer sayfaları çevirir, yoklar; orada da arpa bulamaz. Sonra diğer sayfayı yoklar… Sonra diğerini… Arpa bulamadıkça garip sesler çıkarır, derin derin tıslar, her seferinde homurtuları ve fısıldamaları artar. Sayfaların hepsini tek tek çevirir ama nafile… Kitabın bütün sayfalarını bitirmesine rağmen tek arpa tanesi bile bulamayan eşek, bu duruma iyice sinirlenir ve uzun uzun anırır…
Eşeğin anırmasını takiben Hoca Timur’a döner ve şöyle der:
“Bu da özeti hünkârım.”
Timur kahahalara boğulur ve alaylı bir ifadeyle “Hoca şimdi eşek kitabı okudu mu?” diye sorar.
“Okudu hünkârım, bakın sonunda uzunca özetini de yaptı.”
Timur: “İyi ama ben eşeğin okuduğundan hiçbir şey anlamadım!”
Hoca taşı gediğine koyar:
“Bu normal hünkârım. Zira eşek, kitabı kendi diliyle, yani eşekçe okudu. Anlayabilmeniz için eşek olmanız lazım.”
Herkes meşrebine ve kapasitesine göre öğrenir. Eşek eşekçe, insan insanca.
Merkebe benzetilenler, taşıdıkları yükün (bilginin) içeriğine vakıf olmadıkları gibi, vakıf olmadıkları konularda (fıkradaki eşeğin anırması gibi) sorumsuzca ahkâm keserler (R. Yıldırım).
ÖZLÜ SÖZLER
‘Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.’
Andre Gide
MEŞE YAPRAĞI
-İster siyah zeytin, ister yeşil zeytin hangisi olursa olsun eğer zeytini muhafaza ettiğiniz kabın içerisine meşe yaprağı koyarsanız bir daha küflenme sorunu yaşamazsınız.
- Meşe yaprağı bünyesindeki etken maddeler sayesinde küf önleyici özellik sağlayabilmektedir. Yaptığınız turşularınızın içerisine birkaç dal meşe yaprağı koyarak müzdarip olabildiğiniz küf oluşmasını engelleyebilirsiniz.
-Kuru bakliyatlar, tarhana vb her türlü kuru ve küflenme potansiyeli olan gıdanıza kurutulmuş meşe yaprağı koyabilirsiniz.
-Meşe yaprağı kurusu doğal, ilaçlamamış temiz bir bölgeden toplanmış ve kurutulmuş olmalıdır.
-Taze meşe yaprağı olanlar (yaş yaprak hali) onu da daha çok kuru olmayan bir gıdanın muhafazasında kullanabilir. Aksi takdirde gıda, yapraktaki nemden dolayı küflenebilir. Örneğin; bir kavanoz kuru tarhananız var ve yaş yaprağı koyarsanız tarhana küflenebilir; ancak kuru yaprak konulursa nemlilik olmaz ve dayanıklılık sağlar. Yaş yaprağı turşuya koyabilirsiniz.
-Zeytin içerisine koyacağınız meşe yaprakları sayesinde ayrıca kavanozu her açtığınızda mis gibi meşe kokusu da hissedeceksiniz.
Şimdi evinizde acaba ya küf yaparsa endişesi duyduğunuz pek çok gıdaya muhafaza amaçlı meşe yaprağı koyabilirsiniz...
TÜRKÇEDE YANLIŞ KULLANILAN KELİMELER
Beyenmek: Beğenmek
Bilader: Birader
Bilmemezlik: Bilmezlik
Bugünki: Bugünkü
Ceryan: Cereyan
Çekinser: Çekimser
Çiflik: Çiftlik
Çinakop: Çinekop
Çoşku: Coşku
Çukulata, Çukolata: Çikolata
Çünki: Çünkü
GÜLELİM
İKİ DELİ BİRBİRİNDEN DELİ
Delinin biri hastanedeki havuza eğilip su içtikten sonra, doğrulup ağzındaki suyu yere tükürmüş. Onu gören başka bir deli;
-Ne oldu, demiş, suyu niye tükürdün?
Birinci deli:
-Havuza iki seker atmıştım, yine de tatsız.
İkinci deli:
-Akıllım tabii tatsız olur. Niye karıştırmadın?
İki şey
Kilise tarafından yakılarak öldürülen Giordano Bruno (1548- 1600) Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir.
- iki şey öğretisi -
İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
İki şey geri alınmaz:
1-Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek
"Sonsuz sayıda güneş bulunmaktadır; yedi gezegenin bizim güneşimiz etrafında döndüğü gibi bunlar etrafında dönen gezegenleri vardır. Bu dünyalarda yaşayan varlıklar bulunmaktadır."
"Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.” Giordano Bruno
Öğrendim!
Gece ile gündüz ortasında öksüz kalabileceğimi.
Başkalarının acılarının canımı acıtabileceğini.
Yüreğimin her dilden konuşabileceğini.
Ruhumun bütün evreni özgürce dolaşabileceğini..
Gittiğim her yere kendimi götürdüğümü.
Kaldığım her yerde kendi içime sığındığımı.
Bu dünyada ruhum kadar yer kapladığımı.
Bir nefes kadar kısa olduğunu hayatın..