Teknoloji Yönetimi

30 okunma Mart 2020

Teknoloji günlük hayatımızda artık her yerde. 7’den 77’ye evinde günlük yaşantısında teknolojiyi kullanmayan insan yoktur ülkemizde. Hayatımızda en büyük yeri Televizyonlar, tablet ve akıllı telefonlar almış vaziyettedir. Bunun olumsuz yanlarının yanı sıra olumlu yönleri oldukça fazladır. Önemli olan teknolojinin günlük hayatımızda nasıl yönetildiğidir.

Teknolojinin yönetimi sadece bireysel düzeyde değil iş yerimizde, fabrikalarımızda, tesislerimizde kısacası hayatın her alanında elzem olan bir eylemdir. Teknoloji dinamik bir olgudur ve gelişimi son yıllarda ciddi düzeyde ivme kazanmış bulunmaktadır. Birçok sektördeki işverenlerimiz bu trende ayak uyduramazlarsa, iş sahasında küçülmeye hatta en kötü ihtimalle iş kapatma eylemine girmek zorunda kalabileceklerdir. Bölgemizde faaliyet gösteren birçok firma bünyesinde hala Endüstri 2.0 düzeyinde makinalara sahiptir. Bu konuda yerel yönetimlerin en önemlisi olan belediyelerimiz ise, sadece bölgemizde değil bütün Türkiye’de belediye 2.0’dan belediye 3.0 düzeyine geçebilmiş değillerdir. Belediyecilikte 2.0 dönemi alt yapı belediyeciliği olarak adlandırılır. Belediye 3.0’da ilgili birimler belediye sınırları içindeki bölgelerin üst yapılarını inşa ederler. Avrupa’da belediyeler 2.0 devrimini 1900’lü yılların başında bitirmişlerdir. İkinci dünya savaşında en ağır bombardımana maruz kalan Alman şehirlerinin başında Hessen eyaletindeki Giessen şehrinin alt yapısı 1905 yılında bitirilmiştir. O dönemde şehir için yapılan uzun vadeli yol haritasına göre, alt yapı 100 yıl sonra yani 2005 yılında belirlenen noktalardan açılacak ve incelendikten sonra gerekli görüldüğü takdirde güçlendirme çalışmaları yapılacaktı. 2005 yılında o şehrin üniversitesinde doktoramı yaparken, yazın şehrin belli noktalarında belediyenin kanalizasyon dairesi eşliğinde hummalı çalışmalar başlamıştı. Alışık olmadığımız bu durum karşısında şaşırmıştık ve etrafta olup biteni anlamak için yetkili birilerini arıyorduk. Tam bu esnada şehrin o dönemki belediye başkanı meydanda toplanan kalabalığı görünce hemen bir yerel halkı bilgilendirme toplantısı tertip etmişti ve toplantıda verilen rahatsızlık yüzünden herkesten özür dilemişti. Bu hummalı çalışmaların yüz yıl önce planlandığını duyurmuş ve bir hafta kadar süreceğini aktarmıştı. Bir hafta sonra yeni bir toplantı düzenlemiş ve bütün altyapının çok iyi durumda olduğunu, her şey yolunda giderse bu konudaki bir dahaki rahatsızlığın 50 yıl sonra verileceğini belirtmişti. 

 

Yukarıdaki örnekten anlaşılacağı gibi, 100 yıl önceki yönetim, 100 yıl sonra şehrin bütün dinamiklerini hesaba katarak alt yapıyı oluşturmuş ve ondan sonra üst yapıya yoğunlaşmıştır. İşte ülkemizdeki bir çok sektörün başarılı olamamasının temel nedenlerinden birisi, alt yapımınız eksik olması ve bundan dolayı gelişen teknolojiye hiçbir platformda cevap veremememizdir. 

 

Teknolojiyi yönetmek bir sanattır. Ve bu sanat ancak sağlam bir ahlak ve disiplinle oluşturulabilir. Yenilikçi olmayı gerektirir. Sorgulayıcı olmayı gerektirir. Hayata farklı pencerelerden bakmayı gerektirir. Bu kriterleri sağlayan her işletme kendini geliştirebilir ve zamanın gerekliliklerine ayak uydurabilirler. İskenderun Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği (#EndüstrİSTE) öğrencilerime verdiğim Teknoloji Yönetimi dersinde en fazla üzerine düştüğüm konuların başında geliyor kişisel gelişim. Teknolojiyi yönetebilmek için ilk önce kişi kendini yönetebiliyor olmalı. Hem işletmelerde hem günlük hayatımızda bu yönetimin gerektirdiği eylem basamakları mevcuttur. Uzun araştırmalar sonucunda aşağıdaki grafikte bu eylemlerin sıralamasını beş alt başlıkta toplamış bulunmaktayım.

 

 

Bu yönetim şemasına göre, teknolojiyi yönetebilmek ilk önce işletmedeki problemin kaynağını saptama ile başlamaktadır. Bunu belirledikten sonra, hangi teknolojinin yenileneceğini belirlemek, sonrasında teknolojinin nereden ve nasıl temin edileceğini saptamak gerekmektedir. Yeni teknolojiyi elde ettikten sonra bunun kullanıma sunulması ve en sonunda benim için en önemli şey ise, kullanılan teknolojinin getirdiği değişikliklerin korunması eylemi ile en önemli 5 eylemi şematize etmiş bulunmaktayız. 

 

Bu konuda en büyük iş, işverenlere düşmektedir. Çoğu işletmeci yeniliklere kapalıdır. Düzenlerinin bozulmasını istemezler. Değişen düzenden kısa vadede yüksek verim almak isterler. Bu tür değişikliklerin getirisi genellikle orta ve uzun vadede olmaktadır. İşverenler buna hazırlıklı olmak zorundadırlar. Ayrıca, ülkemizdeki en büyük sorunlardan birisi TERSİNE MENTORLUĞUN işlememesidir. Bildiğiniz gibi mentorluk uzman kişinin uzman olduğu konuda diğerlerine yol göstermesidir. Ülkemizde mentorluk ile adam gün (çalışılan gün sayısı) ile doğru orantılı olarak kabul edilir. Bu yüzden yeni teknoloji ile eğitim ve öğretim hayatını bitiren ve kendini yetiştiren genç mühendislere mentorluk konusunda şans tanımazlar. Halbuki tersine mentorluğa izin verilen işletmelerde beyin fırtınası sonucunda çok daha kaliteli ve düşük verimli ürünler açığa çıkmaktadır. Yurtdışındaki birçok büyük işletme, tecrübeyi adam ay ile bir tutmayarak, bunu farklı biçimlerde ele almaktadır. Bu konu ile ilgili yazıma gelecek ay devam edeceğim. 

Şimdilik Bilimle ve Sevgi ile kalın.