Makaleler > Uğur KANTEKİN > TELEFON VE TELGRAF

TELEFON VE TELGRAF

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

TELEFON VE TELGRAF01/09/2012

Görgüsüz bir toplum olduk maalesef...  Diyelim ki  birinden randevu aldınız ve yanına gittiniz...Ya da uzun zamandır görüşmediğiniz eş dostla berabersiniz. O sırada görüştüğünüz insanın cep telefonu çalıyor. ‘’Sen şu an müsait misin Allah aşkına?’’ diye sorulunca, telefonu eline aldığında, 'Tabi, tabi müsaitim...' diyor ve dakikalarca sizin yanınızda telefonla konuşuyor. Üstelik elini telefona atarken, 'Özür dilerim, acil beklediğim bir telefon, izniniz olursa bakabilir miyim?' türü nezaket cümleleri kurmak falan da yok... Sizin varlığınızı değersizleştiren bu tür insanlardan uzak durmanız tavsiye ediliyor...

Eğer o sırada yüz yüze biri ile konuşuyorsanız, müsait değilsiniz demektir. Telefona acil bakmanız gerekiyorsa, o an için ömür sermayesi itibariyle ortak zamanı ayırdığınız kişiden muhakkak izin istemek gerekir. Yukarıdaki satırları Osman Özsoy’un makalesinde okuyunca bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum.

Kendimizi, her çalan telefona bakmak zorunda olan santral memuru gibi hissetmemeliyiz. O an için önemli bir telefon, bir haber bekleme durumunda değilseniz, her çaldığında hemen telefona atlamayınız. Arandığınızda hemen ulaşılabilir olmanız, ancak önceliklerinizin farklı olduğu, ya da her çalan telefona hemen alo diyecek kadar boş olduğunuz anlamına gelir... Bırakın çalsın, bırakın o sırada neyle meşgulseniz onu tamamlamaya çalışınız. Müsait olduğunuzda, arayanı tanıyorsanız cevapsız çağrıya dönersiniz. Tanımıyorsanız, eğer arayanın arama konusu önemli ise, zaten size tekrar dönecektir. Dönmüyorsa, konuşmaya değecek ciddi bir mevzu da yok demektir.

Ayrıca sabah 10.00’dan önce, gece 22.00’ dan sonra mecbur olmadıkça telefonla kimse rahatsız edilmemelidir. Gece uyku tutmayan insanlar uykuya geçmiş dostlarını öyle basit şeyler için arıyorlar ki evlere şenlik. Yataktan can havliyle kalktığım zamanlar kalp çarpıntısı bir süre devam ediyor.

Bedava konuşma hakkı var diye, eşi dostu telefonla arayıp uzun uzun meşgul etmemelidir. Siz belki müsaitsiniz ama karşı taraf bakalım ne kadar uygun, bu durum da hesaba katılmalı. Hele ailece yemek yerken, bu en önemli sosyal paylaşım anlarını asla telefon görüşmeleri ile bölmemeli ve sevdiklerinize ayırdığınız zaman, zamanların en değerlisi olarak yaşanmalıdır.

       Hangi birisini anlatalım... Diyelim bir davete, bir programa ya da etkinliğe katıldınız.

Katıldığınız bu programdan saat kaç gibi ayrılmak istediğinize yönelik düşünce zihninizde belirgin. Ardından belki de başka programlarınız var. Ya da evde çoluk çocuğun sizi beklediği bir saat var. Program zamanlıca başlasın ve bitsin diye düşünen bir titizlik içindesiniz. Trafiği de göze alarak bin bir zahmetle programa yetişmeye çalışmışsınız. Program başladığında gelme zahmetinde bulunmayanların birbirine benzer içerikteki telgrafları uzun uzun okunurken, gelenleri bekleterek cezalandırmak niye? Geleceklerini beyan ettikleri halde son anda çıkan ani mazeretleri nedeniyle katılamayanları davet sahibinin bilmesi yeterli...

       Gelenlerden kimsenin haberi olmazken, yani gelmişler mi gelmemişler mi belli bile olmazken, gelmeyenlerin gönderdikleri üç kuruşluk telgrafla sanki başköşeye oturmuşlar gibi varlığından tüm katılımcıların haberdar olmaları ne kadar anlamlı?

        Adam çocuğuna düğün, sünnet merasimi yapıyor, ya da açılış, toplantı vs. farklı bir etkinlik düzenliyor, tüm bakanlara, il genelindeki belediye başkanlarına, kaymakamlara sanki başka işleri güçleri yokmuş gibi davetiye gönderiyor. Bir insanın oturup bir defa çay içmişliği olmayan kişilere davetiye göndermesi, ardından katılımcılar program başlasın diye beklerken, ömründe bir defa iki kelam etmediği ama davetiye gönderdiği insanların telgraflarını okutarak havalara girmesi ne ile izah edilebilir.

       Üstelik bu tür davetlere telgrafla cevap veren kamu görevlilerine bunun bir maliyeti yok. Devlet kesesinden zaten ödeniyor. Bizzat tanımadığı halde önüne gelene davetiye gönderip ardından önemsenmek için bunları salonda okutmaya kalkmak basitlikten başka bir şey değildir.

Birine verebileceğiniz en değerli hediye, ona ömür sermayenizden zaman ayırmaktır. Bu nedenle, hiçbir programı, gelemeyenler de yetişsin diye gecikerek başlatmamalıdır. Bu zamanında gelenleri cezalandırmak ve ömür sermayelerinden çalmak olur.  

Eski çalıştığım okulda gerek açılış gerekse veli toplantılarına kaymakamı da davet ederdik. Kulağı çınlasın, Şehitkâmil Kaymakamı Sayın Mehmet Can şimdi nerede bilmiyorum. Zamana, onun kadar dikkat eden birini görmedim. Davetiyeye akşam 20.00 yazmıştık. Daha veliler ve okul öğretmenleri bile gelmeden tam 20.00 da kapıda olurdu.

       Programa geciken az da olsa bir şeyler kaçırmış olmalı ki, sonraki toplantılara zamanında yetişmeye çalışsın. Nasılsa zamanında başlatmıyorlar düşüncesi ile tüm programlara geç gitmek gibi bir adet de başladı ülkemizde.

Bir başka hassas konu da cenazeler konusu.  Bir gün Hz. Peygamber sahabeden bir grupla otururken yakınlarından bir cenaze geçmiş ve Peygamberimiz (sav) cenazeyi görünce ayağa kalkmıştı. Yanında bulunanlar, onun bir müslüman cenazesi olmadığını, yahudi cenazesi olduğunu söyleyerek, ‘ayağa kalkmanız gerekmezdi.’ demek istemişlerdi. Onların bu sözü üzerine Hz. Peygamber, “Müslüman değilse insanda mı değil?” cevabını vermişti. O, insana verdiği önemin bir göstergesi olarak, ölülerin arkasından olumsuz konuşulmasını ve kabirlerin üzerlerine oturulmasını yasaklamıştır.

Ancak bugün cenazeler birbirini uzun zaman görmeyenlerin buluşma noktası ve sohbet mekânı olmaktadır. Mezarlıkta cenaze namazı kılınacak, safta 80-100 kişi bekliyor. Hoca vaaza başlıyor. Cemaat kızınca da 3-5 kişi abdest alıyor onları bekliyoruz diyorlar. Birçoğu esnaf olan kişiler ya işyerini kapatmışlar ya da birine emanet etmişler. Hâlbuki hükme göre azınlık çoğunluğa tabiidir. Geç gelmişse bu kadar insanı bekletmenin bir gereği yoktur. Yine bu hafta yaşadığımız bir olayda; cenaze musalla taşında, gelenler bekleniyor. Sanki cenaze değil kahvehane. Hoca kızarak “Bari burada konuşmayın, mekruhtur.” deyip kızıyor.

Cenaze sahibine “Başın sağolsun.” kelimesi ise çok anlamsız bir kelime. “Allah rahmet etsin, Allah sabır versin” demek daha anlamlı ve güzel olur. Bir cenaze sahibi “Başın sağolsun” diyen birine kızarak “Ne başı kardeşim, soğan başımı?” diyerek tepki vermişti.

Cenazeler ibret alınması ve tefekkür edilmesi gereken yerler iken sanki ölen çarşıya gitmiş gibi, siyaset ve ticaretin bol konuşulduğu bazen tartışmaların bile yapıldığı mekânlar haline geldiler.

Hz. Peygamber'in hayatı, hayata anlam katan örneklerle doludur. Dilerim yeni dönemde okullarda okutulacak olan 'Hz. Peygamber'in Hayatı' dersleri, beşeri münasebetlerde insanlara örnek olacak mesajlar verme açısından da yararlı olur.

      Eskiden Ticaret Meslek Liselerinde “Beşeri Münasebetler” diye bir ders vardı. Hangi akla hizmetse bu dersi kaldırdılar. Özellikle telefonla konuşma, yemek yeme, selamlaşma, hitabet, gelenek-görenekler ile toplumsal birçok kuralları içermekteydi. Bu dersi okuyan öğrencilerin büyük çoğunluğu kurallara uyar ve ailelerine de ders konularını anlatmak suretiyle tam bir eğitim olayı yaşanırdı.  Bu dersi alan öğrencilerin davranışlarındaki olumlu gelişmelerden dolayı hem ailelerden hem de çevreden teşekkür alırdık. Aslında bu dersin sadece okullarda değil, tüm işyerlerinde de kurslar şeklinde verilmesi gerekir. Zira hâlâ birçok patron, genel müdür veya personel müdürlerinin çalışanlarıyla iletişimi ya yoktur ya da çok azdır. Personel müdürlerinin sadece işyeri evraklarıyla değil personelin duygu, düşünce ve maneviyatıyla da ilgilenilmesi gerekir. 

 

 

Ayın sözü: Nezaket, fikir ve ahlak kültürünün bir simgesidir. (Voltaire)


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı