Makaleler > Uğur KANTEKİN > DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI?

DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI?

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI?01/08/2012

Günümüzde herkes rahat olmadığından şikâyetçi olur ama hiç kimsede rahatlıkla ilgili yapılması gerekenleri araştırmaz. Rahatlamayla ilgili çok şey duyarız, herkes ona gereksinim duyar, hatta kendince bir şeyler yapmaya çalışır ama bunların birçoğu değil rahatlamak, aksine ters etki yapar.

            Eskiden annelerimiz öğleye kadar çamaşır, bulaşık, temizlik işyeriyle uğraşır, vakit bulursa biraz uyuyup hemen akşam yemek hazırlığına bakarlardı ve hayatlarından bu kadar şikâyetçi de değillerdi. Bugün emek tasarrufu sağlayan onca alete rağmen neden rahatlayamıyor insanlar.

            Birçok insan rahatlama sağladığı söylenen her türlü aktivetinin peşine düşüyorlar. Kağıt oyunları, futbol, bilgisayar, ev toplantıları, günler, spor salonları ve birçok şey… Örneğin rahatlamak için maça giden insanlar eğer takımı yenilirse küplere biniyor, eve gelince evdekilere çatıyor, hatta ertesi gün işyerinde arkadaşlarıyla bile tartışıyor. Bir pazar günü çocuklarla pikniğe gitmek için yola çıkınca herkesin aynı yönde pikniğe gitmek için yola çıktığını görüyoruz. Piknik yerinde boş yer bulamadıysak ve eksik malzeme ile gitmişsek o gün stresten kurtulamıyoruz.  

            İyi bir gece uykusu ile rahatlamak için yatağa gireriz ama yatağa gergin girmişsek sabaha kadar yarı uykulu bir şekilde gergin bir vücutla uyanırız ve işe de öyle gideriz. O gün stresle çalışanlar tükenmişlik sendromu ile kendini bir bardak içkiye vermek ister. Arkasından bir bardak daha gelince o an rahatladığını düşünün. Fakat içki o an uyarıcıdır ama sonra insanı aptallaştırır ve gerginlik daha da artar. Bugüne kadar içki kimseyi rahatlatmamıştır.

            Artık psikologlar tüm hastalıkların stres sonucu ortaya çıktığını söylüyorlar. Bunun için manen rahatlamış ve huzur içinde olduğunuz zaman yoğun düşünceye dalabilir ve bize taze fikirler sağlayan içsel zekâyla iletişim kurabiliriz.

            Dengeli insan hayatla birlikte akar. Hayata direnmez, hayattan korkmaz, hayatla uyuşmazlığı yoktur. Biz izin vermedikçe hiçbir şey hiçbir şey içimizdeki huzurdan bizi ayırmaz. Bize sorun olan sadece hayata verdiğimiz karşılıklardır. Dolayısı ile rahatlama zihinsel dengeyle başlar. Ne olursa olsun karışıklık duygusuna sırt çevirerek dış dünyanın koşullarından korkmayı reddederek ahenk içinde yaşamak ve dengeli kalmak mümkündür.

            İç huzur herhangi bir şeyle ve başkasıyla gelmez. Sadece bizim içimizden gelir. Yani her şey bizim elimizdedir. “İnsan kafasında cenneti cehenneme, cehennemi cennete çevirebilir” demiş Milton. Sakin bir kafadan daha değerli bir şey yoktur. Hepimizin dengesini yitirdiği anlar vardır. Böyle zamanlar için aklımızda ileri seviyede tepkiler oluşturabiliriz. Ortalığı dağıtmakla övünenler önce kendileri parçalanırlar. Kaostan bahsedenler kaosu sık ve düzenli yaşarlar. Ama huzurlu olanlar sakin bir şekilde “bu beni etkilemez, rahatsızlık duymuyorum” deyip geçerler.

            Psikojenez bilmine göre her şey düşüncede başlar. Rahatlama, gerginlik, huzur ve denge hep birer ruh halidir. Bilinç fikri oluşturur ve bilinçaltı kesinlikle takip eder. Aslında beyin boş bir tarla gibidir. Oraya ne ekerseniz onu biçersiniz. Yıllar önce babaları kanser olan iki kardeş babasını 6 ay kadar tedaviye götürüp getirdiler. Bu arada kanser hastalığının bulaşıcı olduğu ve kendilerine babalarından miras kalacağı düşüncesiyle korkuya kapıldılar. Bu korku her iki kardeşi iki ay arayla kanser teşhisiyle babalarından önce vefat ettiler.

            Deneyimler, bedenimizin çeşitli bölümlerine emirler verdiğimizde, bu emirlere itaat ederler. Örneğin, parmağınıza bir o yana bir bu yana hareket etmesini söylediğinizde, o parmağınız üzerinde bir hâkimiyet kurmuş oluruz. Parmağımız karşılık verip, “Yorgunum, gerginim, sana itaat edemem” demez. Vücudumuzun bütün organları bu emir üzerine hareket ederler. Yani annem felç oldu, bende olurum, babam kalp krizi geçirdi bende geçirebilirim demek o organı bir süre sonra hasta yapmaya başlatır.

            Hayatımızı etkileyen diğer önemli bir problemde endişeli olmak ve endişenin dozunu ayarlamamaktır. Bu yüzden birçok fiziksel hastalığın temel nedenini oluşturmaktadır. Bilinmektedir ki, endişe en derin arzularımıza tamamen karşı olan olumsuz düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Endişenin üstesinden gelmenin ilk adımı endişenin bir şey kazandırmadığını, sahibine zarar verdiğini, en büyük arzularımızın gerçekleşmesine engel olduğunu, uzun vadede hayatımıza olumsuz etkileri olacağını kabul etmektir. Bu gerçekleri kabul etmeye başladığımız an endişelerden kurtulmaya da başlarız.

            Genel olarak şu dört endişe hayatımızı etkiler.

1)      Yarınki ihtiyaçlarımızı karşılamak için yeterli para olmayacağı endişesi yaşanır. Ancak ayette; “Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin-hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.”der. (Bakara Suresi, 268)

2)      Gelecekte beden sağlığının yitirileceği endişesi“ yaşanır. Yine ayette; “Zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler. İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” Der.(Bakara Suresi, 177)

3)      Zihin sağlığının yitirileceği endişesi.

4)      Yalnız bırakılacağımız, reddedileceğimiz ve aldırış edilmeyeceğimiz, sevgi ve arkadaşlıktan mahrum bırakılacağımız endişesidir.

 Her insan gençliğini ve güzelliğini hiçbir zaman kaybetmemeyi arzu eder. Ancak bunun asla mümkün olmadığını da bilir. Er geç yaşlanacağını, bedeninin yıpranacağını, güzelliğinin kaybolacağını bilmek, iman etmeyen bir insan için büyük bir korku kaynağıdır. Yaşlanıp çirkinleşmek ve özellikle de aciz ve muhtaç duruma düşmek bu tür kişileri ciddi şekilde endişeye sevk eder . Allah’a samimi olarak iman edenler ne yaşlanmaktan, ne aciz ve muhtaç duruma düşmekten ne de yaşlılığın ölümü hatırlatmasından korkarlar. Çünkü bunun dünyayla kıyaslanamayacak güzellikte ve sonsuza dek sürecek olan yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu bilirler. Biraz düşünürsek bunların nadiren gerçekleştiğini görürüz. Bizim kültürümüzde ne yalnız bırakılma vardır, nede aç bırakılma vardır. Ama biz sözlerimiz,  düşüncelerimiz ve endişelerimizle hayatınızı daha başımıza gelmeden zehir ederiz.

Bir bilge diyor ki; “Geleceği düşünerek kuşkulanmak yersizdir. Çünkü gelecek istesek de istemesek de gelecektir.” Dolayısıyla endişe çözüm değildir.

Nitekim bir ayette, insanın hissettiği olumsuzlukların kaynağının kendi düşünce ve tavırları olduğu bildirilmektedir:

“Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” Der.(Yunus Suresi, 44)

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Altındağ, günlük hayatta aşırı endişeli olma halinin yaygın anksiyete bozukluğu hastalığının belirtisi olduğunu ifade ederek ''Herkes günlük hayatında farklı derecelerde endişe hali yaşıyor ve endişe hali hayatın normal bir parçası. Hatta düşük düzeydeki endişenin gerekli olduğu söylenebilir. Az endişeli olma hali, kişiyi günlük sorunlarla mücadeleye hazırlıklı tutar, bireyin karşılaştığı sorundan, hızlı karar vermesini sağlayarak, kolayca kurtulmasını sağlar.

Ancak bir de günlük hayatta sürekli ve aşırı endişeli olma hali var. Aşırı endişe hali kişinin hayatını olumsuz etkiler. Bu kişiler her durumda olası en kötü sonucu düşünürler. Günlük hayatta aşırı endişeli olma hali yaygın anksiyete bozukluğu hastalığının belirtisidir. Kişiyi mutsuz ve başarısız eden bu hastalığın tedavisi mümkündür.'' Diyen Altındağ, geçerli bir neden yokken aşırı endişeli olma hali yanında yorgunluk, dikkat bozukluğu, konsantrasyon güçlüğü, en küçük gürültü karşısında irkilme, uykuya dalamama ve gece sık sık uyanmanın yaygın anksiyete bozukluğunun belirtisi olduğunu söyledi.

 ''Bu belirtiler ise,  nedensiz yorgunluk, baş ağrısı ve kas ağrıları, yutma güçlüğü, titreme ve seyirmeler, terleme, tahammülsüzlük, bulantı, sersemlik hissi, sıcak basması gibi fiziksel yakınmalardır. Stres yaygın anksiyete bozukluğunun gelişiminde önemli rol oynar. Çocukluk dönemi ve genç erişkinlik çağları arasında başlayan yaygın anksiyete bozukluğu, yavaş ve sinsi gelişir. Kişiyi strese sokan olaylar, hastalığın belirtilerinin şiddetli yaşanmasına yol açar.''

 Yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri yaşayanların ilk yaptığı psikiyatri uzmanına başvurmaktır. yaygın anksiyete bozukluğu hastalarına psikoterapi ya da ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Buda bir süre sonra alışkanlık yapmakta ve en küçük bir olayda ilaca sarılmaktayız.

Korkulardan arınmış güzel bir hayat sürmenin tek yolu ‘Allah’a tevekkül’dür. İnsan ancak tevekküllü olduğu müddetçe huzuru bulabilir. Herşeyin Allah’ın yarattığı kadere uygun işlediğinin güvencesini hisseden bir mümin, hiçbir zaman yaşadıklarını “kötü” olarak değerlendirmez. Hastalık veya fakirlik gibi görünürde olumsuz gibi algılanabilecek olayların ardında hep bir hikmet olduğunu ve sonucunun kendisi için hayırlı olacağını bilir. Bu nedenle yaşanan veya yaşanması muhtemel her türlü olay karşısında son derece sabırlı ve tevekküllü davranmak, bunların karşılığını ahirette en güzeliyle almayı ummak esastır.

 

Ayın sözü: Dünün üzüntüleri ve yarının endişeleriyle donatılmış bir kalpten, bugün bir şey bekleme.    (Hannah Arendt)

 

 

Uğur Kantekin


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı