Makaleler > Uğur KANTEKİN > MUALLİM VE MÜELLİM

MUALLİM VE MÜELLİM

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

MUALLİM VE MÜELLİM01/06/2012

 Rahmetli Ahmet Arvasî’nin başından geçen hatıra: Ahmet Bey 601ı yıllarda Ağrı'nın Molla Şemdin köyüne ilkokul öğretmeni olarak tayin edilir. Başta muhtar Ömer almak üzere köyün ileri gelenleri kendisini karşılarlar. Kalacağı eve yerleştirirler. Her türlü ihtiyacı karşılanır. Fakat bir şey dikkatini çeker. Köylüler hitap ederken kelimenin üzerine basa basa "Müellim Bey!" derler. Ahmet Bey "muallim" kelimesini telaffuzda zorlandıkları için "Müellim" dediklerini düşünür. Kısa zamanda köylüyle kaynaşır. Köy odalarında ve evlerdeki sohbetlere katılır. Onlarla camiye gider.    

Düğünlerinde bulunur, bayramları kutlarlar. Köylüden kopuk öğretmen değil, onlardan biri haline gelir. Kendilerine tepeden bakmayan, onlarla oturup kalkan, sevinçlerini paylaşan, dertlerine ortak olan bu genç öğretmeni köylüler bağırlarına basarlar. İş bu noktaya gelince kendisine söz birliğiyle "Muallim bey" diye hitap etmeye başlarlar. Bu durum Ahmet Bey"in dikkatinden kaçmaz. Merakını gidermek için muhtara sorar. Muhtar Ömer günlerdir bu sorunun sorulmasını bekliyordur zaten. Ağır ağır konuşmaya başlar "Evet Muallim Bey! Sana Önceleri 'Müellim' dememizin önemli bir sebebi vardı: Bugüne kadar köyümüze gelen öğretmenler hep bizden uzak kaldılar. Bizim dünyamıza giremediler. Onların ayrı dünyaları vardı, bizimle ilgisi olmayan, Avrupa'dan ithal kimseler gibiydiler. İnanç ve yaşayışımıza ters hayat tarzları vardı Hatta değerlerimizle alay da ediyorlardı. Ne aramıza katılır ne de camimizin yolunu bilirlerdi. Hal böyle olunca bizler çok üzülürdük, müteellim olurduk. Bunun için onlara 'elem, sıkıntı veren' mânâsında 'müellim' diyorduk. Onlar bu kelimenin manâsını bilmedikleri için bu hitabımızı telâffuz hatası zannediyorlardı. İlk günler seni de onlardan zannettik. Bunun için 'Müellim' dedik. Sonra baktık ki; sen onlara benzemiyorsun, bizden birisin. Bunu anlayınca 'Müellim'i bırakıp 'muallim' demeye başladık.

            Sayın Arvasi hocamın hikâyesi bugün de geçerli. Öğretmenlik mesleğinin çokça tartışıldığı günümüzde bir eğitimci olarak konuya girmek istedik.

Okullarda yapılan planlı, kontrollü ve örgütlenmiş öğretme faaliyetlerine öğretim denir. Öğretmen de öğrencilerine teknik bilgilerin ve genel kültürün yanı sıra ahlaki değerleri aktaran, sınırsız sevgi, hoşgörü ve sabrı olan en değerli varlıktır. Ancak günümüzde büyük oranda öğretim yapılıyor ama eğitim az yapılıyor.

Toplumda herkes yeri geldiğinde çocuklarına ve arkadaşlarına yeni bir davranış, yeni bir bilgi öğretmeye çalışabilir. Veya günümüzde olduğu gibi bilgisayar, televizyon vb. kitle iletişim araçları da bu görevi yapmaya çalışabilir. Bu durumda kişiler veya medya araçları öğreten konumundadır. Yani öğretmenle kıyaslanamayıp, gelecekte de öğretmenin yerini asla alamayacak bir konumdadır.

               Bir sınıfta ortalama 25-50 öğrenci vardır. Çocukluk ya da ergenlik döneminde olan bu öğrencilerin her biri kendine özgü kişilik özellikleri, sorunları ve yaşantıları yoluyla kazanmış oldukları ön bilgileri bulunmaktadır. Bunların yanı sıra içinde bulundukları yaş döneminin bazı sorunlarını da okula getirmektedirler. Böyle bir grubu yönetmek ve eğitmek kuşkusuz çok zor bir iştir. Fakat bu zor görevi bizim için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, yerine göre kendi ailemizden daha çok ilgi gösteren öğretmenlerimiz başarmaktadır. Bunu bir makine başaramaz. Bu yüzden televizyon karşısında ve bilgisayar başında sorularına cevap alamayan çocuklar konuşmayı unutmakta ve monoton bireyler olarak yetişmektedirler.

        İlkokul çağındaki çocuklar doğru ve yanlışı seçmede zorluk çektikleri; ergenlik çağındaki gençler ise kişiliklerini kanıtlamaya çalıştıkları için sınıfta birçok olumsuz davranışta bulunabilmektedirler. Fakat öğretmenlerimiz bu davranışlar karşısında çoğu zaman hoşgörülü ve sabırlı davranmaktadırlar.

       Hoşgörünün ve sabrın olmadığı bir ortamda da öğrenciler kendilerini ifade etmekte güçlük çeker, yani olaylara tek boyutlu bakar. Daha geniş düşünürsek o kişinin hayata bakış açısı daralır. Her konuda karamsar davranır.

        Öğrenciler eğitim hayatları boyunca anne ve babalarından çok öğretmenleri ile birlikte bulunurlar. Öğrencilerin kişiliklerinin gelişmesinde, güvenilir ve sosyal bireyler haline gelmesinde öğretmenlerimizin göstermiş olduğu sevgi ve yapmış oldukları fedakârlıklar büyük rol oynar.

        Öğretmen toplumun manevi mimarıdır. Öğretmenin yüreğindeki saf ve katışıksız sevgi tükenmek bilmeyen bir kaynak gibidir. Bu kaynaktan fışkıran tertemiz duygular onu yüceltmektedir. O sevgisiz hiçbir yere varılamayacağına her işin başında ve sonunda bir sevgi olduğuna inanır. Yani öğrencilerine hayatı sevmeyi, mutlu olmayı kısaca en güzel duyguyu; sevgiyi öğretir. Öğretmen sevginin, hoşgörünün, şefkatin sembolü olmuştur. O bir bahçıvan gibidir. Öğrencilerin kalbi de ekilmemiş tarla gibi. Öğretmen bu tarlaya tohum ekerse iyi verim alır. Ekmezse verim alamaz.

Toplumların devamı olan yeni yetişen nesil üzerinde öğretmenlerimiz kadar emeği ve etkisi olan başka bir meslek yoktur. Böylesine önemli bir sorumluluğu üstlenen öğretmenlerimiz elbette her türlü övgüye ve maddi refaha layıktırlar. Bu meslek diğer mesleklerden ayrı tutulmalıdır. Maaş ve sosyal hakları mesleklerinin önemi oranında iyileştirilmelidir. Bu meslekte olan öğretmenlerimizde mesleklerinin kutsallığı ve sorumluluklarının farkında olarak, mesleklerini; "Ne kadar para o kadar iş" kısır anlayışına mahkûm etmemelidirler.

Öğretmenin kişiler üzerindeki etkisi; anne, baba ve toplumun etkisinden kat kat üstündür. Aslında, anneyi de, babayı da hatta toplumu da yoğuran odur.

Öğretmen, bugünle gelecek arasında köprüdür. Bir toplumun öğretmeni ne kadar sağlam donanımlı olursa, geleceğe kurulacak köprüde o kadar sağlam olacaktır.

O, Allah'ın insanları yükseltip, alçaltmasında kullandığı bir el ve dildir. Öğretmenini bulmuş en geri topluluklar kısa zamanda gelişir. Eşkıyalar öğretmenlerin elinde "eşrefi mahlûkat" olurlar. İyi öğretmenler sayesinde dünyanın en büyük, en güçlü medeniyetine sahip olunur. İnsanlık tarihi, iyi öğretmenleri sayesinde kurulmuş birçok medeniyete şahitlik etmiştir. Çağ kapatıp yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet, büyük disiplin ve düzen insanı Yavuz Sultan Selim ve dünya insanlık tarihine geçmiş daha yüzlercesi, insanlığın medeniyet meşaleleri olmuş öğretmenlerin elinden çıkmışlardır.

En karanlık çağlarda, azgınlaşan insanlığa, insanların yaratıcısı tarafından görevlendirilen peygamberlerin en belirgin özellikleri öğretmen oluşlarıdır. Son peygamber Hazreti Muhammed (S.A.V.): "İlim öğrenmek ve öğretmek her Müslüman'a farzdır.", "Öğreniniz, öğretiniz, kavrayınız. Cahil olarak ölmeyiniz.", "Öğretenler, peygamberlerin varisleridirler.", "İlim öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz", "İlmin sadakası onu öğretmektir.", "Kim faydalı bir ilim öğrenirse onu öğretsin.", "İlmi yayın ve öğretin.", "En hayırlılarınız öğrenen (öğrenci)ler ve öğreten (öğretmen) lerinizdir.", "Öğretmenler gökteki yıldızlar gibidir. Yıldızlar nasıl karanlıkta yol gösterirlerse, öğretmenlerde yeryüzünde insanlığın rehberleridir. Buyurmuştur. Her peygamber aynı zamanda birer öğretmendirler. 

Öğretmenlerimiz, yaptıkları işin peygamber mesleği olduğu manevi gücünü her an hissetmelidirler.

Öğretmenlerimizin "Milli" bir anlayışa sahip olmaları, kendi değerlerine saygılı, özgüveni yüksek olması,  yeniden yapılanma sürecinde medeniyet sıçramamızı şaşırtıcı derecede hızlandıracaktır.

 Toplumun yüreğini yeniden heyecanlandıracak, onların isteklerini anlayacak, zihinlere aydınlık ve ruhlara doygunluk kazandıracak, ülkemizin bilimde, sanatta, sporda ve her alanda kalkınmasını sağlayacak yeni bir nesli, öğretmenlerimiz geri getirecektir.

            Ancak, yazının başında ifade edilen ‘Müellim’ zihniyetli öğretmenlerde yok değildir. Okulların kapanmasına yakın zamanlarda ‘Okuma bayramı, mezuniyet töreni ve sınıf balosu’ gibi sebeplerle düzenlenen etkinliklerde aşırıya kaçıldığı ve öğrencilerin kişiliğini bozan görüntüler izlenmektedir. Bizzat davet üzere katıldığım ilkokul birinci sınıf okuma bayramı etkinliğinde okumayla ilgisi olmayan görüntülerden kendimi dışarı zor attım. İki defa öğrenciler dansöz kıyafeti ile yarı çıplak vaziyette oyun oynatılması bir rezaletti. Başka bir İlk okul 5. sınıf etkinliğinde boyacı küpüne batmış gibi makyaj yapan ve dekolte kıyafetlerle oynayan kız çocuklarının hayatını kararttığımızın farkında mıyız acaba.

            Küçük bir hesapla sadece bir okulun kıyafet ve tören masrafları 25 bin TL’yi geçmektedir. Bu parayla okula bilgisayar sınıfı kurulur. Okulların yardım adı altında topladıkları yıllık 15-20 Tl’yi çok gören fakir veli her yıl düzenlenen gece için 200 TL’yi bulmakta hiç zorlanmıyor.

            Öz eleştiri yapmak asli görevimiz olmalıdır. Siz velilere de, öğretmen çocuğumu sınıfta bırakır mı korkusundan kurtulup el birliği ile okulları daha iyi nasıl düzeltiriz diye kafa yormalıdır.

 

Uğur Kantekin


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı