Makaleler > Uğur KANTEKİN > AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK

AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK01/02/2019

"Kapsamlı görüş, derin bakış, kuşatıcı muhakeme, bütünü kucaklayan yaklaşım, işin iç yüzüne nüfuz etme" gibi anlamlara gelen firaset kelimesi, "at" anlamına gelen "feres"ten türetilmiştir. Galat-ı meşhur olarak daha çok feraset şeklinde kullanılır olmuştur.

Feraset, olaylara "at" gibi bakmaktır. Bilinen bir gerçektir ki, atlar insan gözüne göre çok yetenekli bir göz yapısına sahiptirler. Atların gözü bir hilkat mucizesidir. Gözün yüzdeki konumu, mükemmele yakın ve kapsamlı bir görüş açısı sağlar. Göz kasları 360 derece dönebilecek şekilde halk edilmiştir. Bu sayede sadece öndeki bir şeyi değil yandaki ve hatta arkadaki bir şeyi de fark eder. Aynı zamanda iki gözü ayrı ayrı kullanma yeteneğine de sahiptirler.

Feraset, işte bunun için olaylara at gibi bakmayı ifade eder. Kabuğuna değil içine bakmayı, görüneniyle yetinmeyip görünmeyenine nüfuz etmeyi, maskesiyle aldanmayıp maskenin altını yoklamayı, bir açıdan değil birçok açıdan gözlemlemeyi, sadece sözüne değil özüne de bakmayı gerektirir.  Atlara işte bunun için at gözlüğü takarlar. Sadece gittiği istikameti görsün, önüne baksın ve sahibini sürdüğü yere ürkmeden taşısın diye. At gözlüğü aslında atın görüş alanını kısıtlama amacını taşır. Ona verilen görme yeteneğini minimuma indirir. Tek açıya hasreder. Ürküp sırtındaki atmaması için bu gerekli ve yararlıdır da.

Fakat atlara takılan at gözlüğünü insan kendi kafasına geçirirse, bunun bir faydası yok. İnsan için görmek anlamına gelen nazar, aynı zamanda düşünmek, akletmek, fehmetmek, fıkhetmek anlamlarına gelir. Aynı şey, nazar'ın eş anlamlısı olan ru'yet kelimesi için de geçerlidir. Mesela aynı kökten türetilen re'y, "görüş, bakış açısı, düşünce stili, bir konu hakkındaki kanaat" anlamına gelir.

Nazar ve rey sahibi olmak, at gözlüğü kullanmamayı gerektirir. Bakılan şeyin sadece kabuğuna değil içine, konuşanın sadece sözüne değil özüne (yani imanına ve ameline) bakmak ferasetle bakmak, yani at gibi bakmaktır; at gözlüğüyle bakmak değil.

Bu meyanda Allah Rasulü hatırladığında etkileyen şu uyarıda bulunur: "Müminin ferasetinden sakınınız; zira o Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, 5/298)

Allah'ın nuruyla bakmak, Allah'ın gör dediği yerden bakmaktır. Allah'ın nuruyla bakmak, Allah'ın gösterdiği yerden bakmaktır. Vahiyle inşa olmuş bir aklın önemi burada öne çıkıyor. Allah'ın gösterdiği yerden bakmayanlar, şeytanın gör dediği yerden bakarlar ve onun gösterdiğini görürler. 

Resulullah Allah'ın nuruyla baktığı için baktığının dış yüzüyle yetinmez, onun iç yüzüne nüfuz etme çabası sergilerdi. Vahiyde onu bu bakışa yönlendirirdi. Medine münafıklarının yaptırdığı görkemli mescid olan Mescid-i Dırar'ı yıktırılması, işte böyle bir bakışın eseridir. Görünüşte mescit. Yüzeysel bakan, ne âlâ canım der, adamlar kocaman cami yapmışlar, bunun neresi kötü? Eh, kabuğundan bakınca öyle görünüyor. Adıyla, sanıyla, görüntüsüyle, mimarisiyle cami. Ferasetle bakınca işin iç yüzünün hiç de öyle olmadığı görülüyor. Sizin dışardan mübarek mabet sandığınız yapı, içerden imanın altını oyan bir fesat yuvası imiş meğerse.

Müslümanlar saf, temiz insanlar. Çabuk tufaya geliyorlar. Allah düşmanları, iki çift lafla onların gönüllerini almayı başarıyor. Fakat beri taraftan ciğerini söküyor, haberi yok. Neden böyle? Bunun bir çok sebebi var. Birincisi, Allah'ın nuruyla bakmıyorlar. Yani, vahyin inşa ettiği bir gözle bakmıyorlar. El-Mücerreb la-yücerreb: denenmiş denenmez. Ama onlar bir daha bir daha denemeye kalkıyorlar. Ne diyordu Efendimiz: "Mümin bir delikten iki kez sokulmaz." Fakat biz bir delikten defaatle sokuluyor da, yine de aldırmıyoruz. Adına da dini bir kılıf bulup acıma duygumuzu yerleştiriyoruz.

Müslümanlar hamasete kolay tav oluyorlar. Sanırım bu biraz öksüz ve yetim olma psikolojisinden kaynaklanıyor. Başını okşayan her eli dost eli sanmak yani. Oysa bazı densizler elindeki pisliği çağın öksüz ve yetimi olan Müslümanların başına siliyor. Allah korusun! Elin sahibine bakılmazsa, pis elleri tutup, gözyaşlarıyla öpüp başa koymak işten değil.  Bu yüzdenAllah gözümüzü açsın inşallah.

Ünlü psikolog Gordon Allport ‘’Erken yargılar, yeni bilgilerle yüzleşince değişmiyorsa önyargıya dönüşmüş demektir’’ der. Önyargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, peşin bir hüküm verme durumudur.  "Hani toplumda bir söz vardır “At gözlüğü takmak” diye. Peki, neden olaylara önyargı ile at gözlüğü takmış gibi yorum getiriyoruz acaba; At gözlüğü insanın kendine yakışanı yapmasıdır, söylemesidir, düşünmesidir, giymesidir! Sadece kendine göre yakıştığını düşündüğü yakışmadığı halde yakıştırmaya çalışıp yakıştıramayan, rezil olan, çevresini göremeyen onların görüşüne değer vermeyen kişilere de at gözlüğü takmış denir. Günlük hayatta çoğu zaman olaylar geniş ve farklı açılardan bakmak, üstünde düşündüğümüz şeyin çevresini, etkileyenlerini, etkilenenlerini değerlendirip buna göre hareket etmek daha sağlıklı olmakla birlikte bu hep böyle olmaz.

Bir iş yapmak için emir bekleyenler, birisi görsün diye iş yapanlar, mutfağa giderken bir tabak bile götürmeyenler, Allah için hayır işlerini yapanlara onların görevi deyip işin ucundan tutmayanlar hep at gözlüğü takmış olanlardır. Mescidin inşasında Peygamber Efendimiz; bilfiil durmadan dinlenmeden çalıştı. Bir taraftan mübârek elleriyle kerpiçler taşırken efendimize yorulmayın dediklerinde “Beni bu hayırdan engellemeyin” diye tevazu gösteriyordu.  

Rasim Özdenören bir yazısında şöyle diyor: “Dar kafalı, ufuksuz, at gözlüğü taktığı için yalnızca tek istikameti gören insandan korktuğum kadar kimseden korkmadım.

Ondan, vebadan kaçar gibi kaçmak istedim. Fakat onlar beni her seferinde yakalamaktan geri durmadı. Onlara cevap vermenin boşuna olduğunu bildiğim için kaideten hiçbirine cevap vermedim. Çünkü onlar insanı öyle bir alana sürüklüyorlar ki, dipsiz ambar boş kiler... Ne söylesen boş, hangi açıklamayı getirsen lüzumsuz... Bildiğinden bir parmak geri kalması mümkün değil... Onun zihni anlamaya, merak etmeye ayarlı değil. O, kafasını itiraz etmeye yönlendirmiştir. Getirdiğin her açıklama onun indinde yeni bir itiraz konusu olmaktan ve konuyu iyice sarpa sardırmaktan başka işe yaramaz, yaramıyor. 

Bu tip, kendince yanlış gördüğü basit bir bilgiyi veya kavramı, kendine göre yorumlayıp dallandırdıktan sonra, senin adına geliştirdiği kendi yorumunu senin üzerine yükleyip itiraz ve reddiye oklarını da sana yöneltip açar ağzını yumar gözünü...

Diyelim ki bir şair hakkında, onun fikirleri üzerinde bir görüş mü belirttin. Şayet dar kafalı adam o şaire yakınlık duyuyorsa vay başına gelenlere... Belirttiğin görüşü hakaret telakki eder. Çünkü ufku bir fikri istiap etmeye yeterli değildir. O görüşün önünü ardını irdelemeyi beceremez, çünkü gözündeki at gözlüğü kendine seçtiği istikamet dışında bir şeyi görmeye elvermez, istese de zaten göremez, çünkü dar kafalılık tek istikametlilikle at başı yürür... Hele kendine bir de şakşakçı bulmuşsa tutabilene aşk olsun...

Dar kafalı adam imge nedir, simge nedir, istişare nedir, kinaye nedir, ima nedir, tevriye nedir, mübalağa sanatı nedir bilmez. Onun indinde söylenen neyse odur. Ördek Ali"nin zıddı kâmili olan kutupta yer alır. Ördek Ali "yağmur" diyene "sen bana ördek dedin" derken; dar kafalıya "yağmur" dersen o, vaktiyle yüzüne tükürüldüğünde onu yağmur olarak algılamışsa aklına tükürük gelir.

         Dar kafalı adam eğer Asrı Saadet"te yaşamış olsaydı Peygamber Efendimize: "Gel, bir yıl biz senin önerdiğin tanrıya tapalım; bir yıl da bizim tanrılarımıza tapalım; sonunda bize hangisi faydalı olmuşsa onu kendimize tanrı seçelim" diyen ahmakların safında yer alırdı. Çünkü onun kafası soyut düşünmeye, teklifin mahiyetini kavramaya müsait değildir.

        Bu itibarla, bu ufuksuz, idraksiz tipleri kendi haline bırakmak gerek. İmam Gazali "Cahillerle tartışmaya girmeyin, ben onları hiç yenemedim." diyordu.

        Merak ettiğim şey şu: insanlar gerçekten at gözlüklümü? Yoksa öylemi görünüyorlar.

Ayın sözü: “At gözlüğü takmış sabit fikirli insanlardan uzak durmak, bazen en büyük kafa rahatlığıdır” T. S. Eliot


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı