Makaleler > Uğur KANTEKİN > KALP DİLİ

KALP DİLİ

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

KALP DİLİ01/12/2018

Mevlana hazretleri “Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları yaşayanlar daha iyi anlaşır” demiş. Aynı duyguları paylaşmak için kalp dilini bilmek gerek. Kalp dilini bilmeyenler, kaç dil bilirse bilsin dilsizdirler.

Bir duvar ustasıdır insan: Bedeni kendisine korunaksız bir barınak gibi gelir de ruhunda arşa yükselen bir duvar örer. Gün gelir, kendi eliyle inşa ettiği o duvarı kendisi de aşamaz. İnsan, hem mahkûm olur hem de gardiyan… Sözler görüş günü ve hitap esasında insanın insana ziyaretidir. İnsanlar birbirine duvarların, perdelerin ardından seslenir durur.

 Dünya meydanı, yalnızlar meydanıdır. Birbirine yakın kurulan evler misali, insanlar birbirine yakın yaşarlar da komşunun komşudan, ruhun ruhtan haberi olmaz. İnsanlar, aynı evde yaşayan yabancılardır yahut aynı yatakta yatan komşulardır. İşte, söz görüş günüdür ve insanlar birbirlerine duvarların, perdelerin ardından seslenir durur. Böyle ne çok insan var değil mi? aynı evde yaşadığı halde günlerce konuşamayan ve birbirleriyle konuşamadıklarını arkadaşlarıyla paylaşarak özel sırlarını meydana dökenler ve birbirini anlamadan iletişimsizlik nedeniyle boşanan nice insanlar var.

Ama aslolan dışarıda değil içeride konuşmaktır.  Bu sesleniş dilin sözünden ziyade, kalbin sözüyle, kalbin diliyle olur. Kalp dili, dünya var olduğu günden bu güne konuşulan en eski dildir. İnsanoğlu, yeni doğan bir bebek gibi kalp dilini de yaşadıkça öğrenir ve konuşur. Lakin öğrenmesi ve konuşması en zor olan dildir. Dolayısı ile kalp dili, insanın değil de yaratıcının icadıdır. Bu yüzden dünyanın her yerinde bu dil konuşulur. Alfabesi duygulardandır ve harfleri bazen gözde yaş, bazen yüzde tebessüm olur. Beden, kâğıt; gönül kalemdir: Göz okur, gönül anlar kalp dilini.  

İnsan icadı diller, maddi hayatın devamı ve düzeni içindir. O dilleri konuşmak, çoktan kurgulanmış medeniyet oyununun olmazsa olmazıdır. Hatta birkaç dil bilenler üstün niteliklere ve çeşitli ayrıcalıklara haiz olurlar. Çok dil bilmekle övünürler, çok dil bildikleri için sırtları sıvazlanır. Çok dil bilmenin insana tek faydası, yukarıda bahsettiğimiz gibi maddi hayatı daha kolay ve yaşanılası kılmasıdır. Belki çok dilli olmak kültür bakımından da büyük ayrıcalıklar sağlıyordur. Mesela en büyük faydası, kişinin kendi kültürüne benzer ya da uzak diğer kültürleri de tanıması ve etkileşimde bulunmasıdır. Ancak bütün bunlar yine maddi kültürün tezahüründen ibarettir.

Kalp dili i, yeryüzünden silinmiş ya da yaşayan onca dilin içerisinde aslında insanın ana dilidir. Çünkü maddi hayat beden için hayatiyet arz ederken, maddi diller bu hayatın temelini oluşturur. Kalp dili ise ruh ve dolayısıyla manevi hayat için hayatiyet arz eder ve temelini oluşturur.

Evlilikler, dostluklar, akrabalıklar… Hülasa kalp dili, ikili ilişkilerin de görünmeyen yüzüdür. İnsanlar, bu dili konuştukları ölçüde birbirini anlayabilirler. Ve ancak bu dili konuşan insanlar mutlu olabilirler. İnsan, uzun süre konuşmadığı dili unutmaya mahkûmdur. Kalp dili de konuşulmadığında unutulur. Onu unutan kişi, hayatı için mutsuzluk besler iken; hatırlayan mutluluk hasat eder.

Mevlânâ Hazretleri hem hayatında hem de büyük eseri Mesnevi'de 'konuşma dili' yerine kalbin dili olan 'gönül dili' kullanmıştır. Mevlânâ'yı zamanın gerisinden zaman ötesine taşıyan ve milyonlarca insanın gönlüne yerleştiren sırrı, belki de bu kelamsız 'gönül dili'dir.

İnsan; yaratılmışların en seçkini olarak düşünen, muhakeme edebilen, öğrenen, hayal kuran, konuşan ve sorgulayabilen bir varlıktır. Toplumsal bir varlık olan insanoğlu, hem kendi kendisiyle hem de diğer canlılarla iletişim kurmak zorundadır. Kurulan bu iletişimin niteliği ise, bireyin ruhî dengesinin kurulmasında; huzurlu, mutlu, sağlıklı ve başarılı bir hayat sürmesinde en önemli etkenlerden birisidir.

İletişim, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarındandır. İletişim, en genel ifadesiyle “bir arada mutlu ve huzurlu yaşayabilme sanatıdır. Hayattaki başarının sırlarından birisi de diğer insanlarla rahat ve etkileyici iletişim kurabilmekte yatmaktadır. Çevresindeki insanlarla çabuk kaynaşabilen bireyler, arzu ettiklerine daha kolay ulaşırlar. İletişimin her türlü kıymetin üzerine çıktığı günümüzde, bireylerin sağlam ve etkili bir iletişim becerisine sahip olmaları, kişisel gelişimleri ve başarıları açısından da son derece önemlidir.

İnsanlar arası ilişkilerin merkezi kalbimizdir. Kalbimizin manevi açıdan doğru beslenmesi çok önemlidir. Yüreğimizde kibir, kin, nefret, ön yargı, öfke ve hasetlik gibi  duygular taşıyarak kendimize ne kadar zarar verdiğimizin farkında mıyız? Bunların yerine yüreğimizi alabildiği kadar sevgi, saygı, güven, hoşgörü, kanaat, yardımseverlik gibi duygularla doldurmak ve hayata güzel bakmak daha akılcı bir yöntemdir. İçten, candan konuşan insanlar, ikna kabiliyeti yüksek insanlardır. Güzel bir söz, katı, alaycı, vurdumduymaz, isyankâr, kibirli, asi insanları dahi uysal, ağırbaşlı, yumuşak huylu ve en önemlisi anlayışlı bir insan hâline getirebilir.

Öyleyse ilk işimiz yüreğimizi temizlemek olmalıdır. İnsanın gözlerindeki ışıltı ve yüzündeki parıltı, sözlerden çok daha önemlidir. İletişim ve konuşmada başarının gerçek sırrı çok sözde değil özdeki uygulamada yatmaktadır. Sözlerimiz, kalbimizin en derin kıvrımlarından çıkıp geliyorsa, yüreğimizi ortaya koyarak iletişim kuruyorsak, bütün bunları en başta yüzümüz ve gözlerimiz olmak üzere bedenimize doğru yansıtabiliyorsak, işte o zaman etki alanımız karşı tarafın kulağından yüreğine kadar uzanıyor. Böylelikle iletişim gerçekleşmiş oluyor.  Ki kalpten konuşan kişiyi her insan kabul eder ve sever.

İnsanlar arası ilişkilerde genellikle sözlü iletişim yolları kullanılır. Birçok kimse iletişimde tek çıkar yol olarak “konuşma dilini görür ve kullanır. Oysa söz ustası olmayanlar, sözün hikmetine eremeyenler için “konuşma dili” bir hayli tehlikelidir. İletişimin ikinci basamağı, duygu ve davranışların yansıması olan “beden dili”dir. İletişimde en geniş ve en kapsamlı basamak ise, “gönül dili”dir. Gönülden gönüle uzayıp giden o incecik, o kıvrım kıvrım yollar sayesinde iletişim dağlarının sarp yolları, yalçın kayalıkları rahatlıkla aşılabilir. Gönül dilinin yol göstericisi de “Gözler”dir. İnsanlar arası iletişimin ve insanca yaşayabilmenin gerçek yolu; ne cilalı sözler söylemektir ne de rol yapmaktır! İletişimin gerçek boyutu, “Gönül Dili”dir. Bir gönül insanı olan Mevlânâ, “Mesnevi”de gönül dilini şöyle tanımlar:

“Söz deri gibidir, mana da onun içindeki

Söz beden misali ve manası da bu tatlı candır.”

Mevlana, bu beyitinde anlamın kelimenin ruhu olduğunu belirtir. İnsandaki ruhun çıkması gibi kelimenin de manasının kaybolması onun ölümü olacaktır. Dolayısıyla önemli olan konuşma dilindeki kelime değil, gönül dilindeki manasıdır.

Sırlara vakıf olan kişilerin, yani tasavvufta yüksek mertebede olan Allah dostlarının kalp gözleri açık olur ve onlar konuşma dilinden ziyade gönül dilini duyarlar.

Mevlânâ, bir başka özlü sözünde; “Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol!”

diyerek iletişimin gerçek sırrının doğallık olduğunu da izhar etmiştir. İdeal insanın; herkesin elinden, belinden, dilinden emin olduğu, güvenilir kimse olduğunu da ifade etmiştir. O hâlde, insanlarla kurduğumuz ilişkilerde içimizle dışımızın bir olması gerekir. Yüzümüz maskesiz, sözümüz lekesiz olmalı! Olduğumuz gibi görünmemek başımıza büyük işler de açabilir.

Sonuç olarak gerek Mevlânâ Hazretleri'nin hayatına gerekse Mesnevi'deki sözlere bakıldığında, Gönüller Sultanı olarak adlandırılan Mevlânâ'nın, “konuşma dili”yerine “lisan-ı hâli” ve kalbin dili olan “gönül dili”ni tercih ettiği görülür. Nitekim sema ayinlerinde onca süre hiçbir dünya kelamının edilmemesin e rağmen gönülleri coşturması da bunun en önemli delillerindendir. Mevlânâ'ya zamanın gerisinden zaman ötesine taşıyan ve milyonlarca insanın gönlüne yerleştiren sırrı, belki de bu kelamsız “gönül dili”nde aramak gerekebilir!

Baş dili yalan söyleyebilir; ama gönül dili asla yalan söylemez. Baş gözü görmek istemediklerini görmezden gelebilir; ama gönül gözü her şeyi görür. “Gerçek şu ki, size Rabb'inizden gönül gözleri (besâir) gelmiştir; kim (bununla) görürse kendi yararına, kim de körlük ederse kendi zararınadır.” (En'âm, 104.)

 

KAYNAK:  İnsanlığın Ortak Dili: Kalp Dili ( Bahattin Yavuz )

Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi)


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı