Makaleler > Uğur KANTEKİN > MUTSUZLAR

MUTSUZLAR

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

MUTSUZLAR01/10/2018

Mutluluk üzerine asırlar boyunca pek çok felsefi söz söylendi. Doğu’da da Batı’da da hakiki mutluluğun erdemli bir hayattan ayrı düşünülemeyeceği vurgulandı hep. Ama “mutluluk” kavramı, gündelik hayatın içinde felsefi mülahazalardan biraz değişik bir şekilde, üstelik pek sıkça yer alıyor. “Mutluyum”, “Mutsuzum”, “Mutlu oldum”, “Mutluluklar dilerim” gibi ifadeler konuşmalarımızı dolduruyor. İnsanlara “Hayatınızın anlamı nedir?” diye sorulduğunda en çok verdikleri iki cevaptan biri mutluluk diğeri ise sevgi...

 “Mutluluk” ve “mutsuzluk” ile ilgili ifadelerin zihinlerimizdeki karşılıkları aşağı yukarı benzer olsa gerek. “Mutluyum” ya da “mutsuzum” diyen bir insana “Anlamadım, ne demek istiyorsun” demediğimize göre ortak bir anlam mutabakatı olduğu belli. Ama açıkça görülüyor ki, mutluluk algısı, herkesin parmak izi gibi kendine özgü… İnsanların mutluluktan anladıkları ve mutlu olma kapasiteleri farklı. Her birimiz kendi hayat ritmimiz ve duygu repertuarımızla mutluluğumuzu ifade ediyoruz. Herkes aynı şeylerle mutlu olmayabilir veya aynı şeylere aynı derecede mutlu olmayabilir. “

Basit olaylardan dahi belli bir sevinç üretebilenlerin yani mutlu olma kapasiteleri yüksek olanların hem kendileri için hem de yakınları için hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren bir tarafları olduğu kesin. Üstelik bu özelliğin zenginlik-fakirlik, mevki makam ve başarıyla da bir alakası görünmüyor. Fakir, hayatı zorluklarla dolu bir insan pekâlâ birçoklarından daha mutlu olabiliyor, etrafına neşe saçabiliyor. Aynı şekilde bazı insanların ise mutlu olma kapasiteleri düşük ve maalesef bu insanlar hem kendi hayatlarını, hem de ilişkileri zorlaştırıyorlar. Mutsuzlukları ellerindeki imkânlarla veya imkânsızlıklarla, yaşadıkları olumlu veya olumsuz şeylerle çok ilişkili değil, doğrudan doğruya kişiliklerinin bir özelliği.

Mutsuzlar, dünyayı sürekli olumsuz olarak algılayan, bütün olaylara kötümser biçimde yaklaşan, her olayın kötü, olumsuz, sevimsiz tarafını gören ve bu tarafları büyütüp öne çıkaran kimseler. Gelecekle ilgili de hep umutsuz ve karamsarlar. Gözlerindeki fer gibi umut ışıkları da sönmüş, geleceğin güzel bir şey getirme ihtimali olduğuna inanmıyorlar. Memnuniyetsizlikleri, “bitse de gitsek” halleri yüzlerinden okunuyor, asık suratlı ve kederliler. Mutsuzlar, kendilerine de dünyaya ve geleceğe baktıkları gibi bakıyorlar. Narsist mızmızlar da dünyadan, insanlardan memnun değiller ama kendilerine hayranlar. Mutsuzların ise kendileriyle başları dertte, kendilerinden hiç hoşnut değiller. 

“Bir insan niye kendisini hep olumsuz, sorunların kaynağı olarak algılar?” mutsuzların dünyasına girebilmek, onları anlayabilmek için anahtar soru bu. Mutsuz insanlar, çoğu zaman dertlerinden uzun uzun bahsederler ama sizden ne istediklerini dile getirmez, bunu sizin anlamanızı beklerler. Onu seviyor, ona değer veriyorsanız o söylemeden sizden beklentisini anlamanız gerekir diye düşünürler. Oysa en yetenekli olanlarımız bile karşısındaki açıkça söylemeden onun kendisinden ne beklediğini anlamaya her zaman muktedir değildir. Mutsuz yakınınız sizden isteğini açıkça söylemez. Siz de söylenmeyeni bilemez ve gereğini yapamazsınız. Sonuç, mutsuz kişinin hayal kırıklığı ve kendisini değersiz hissetmesidir.    

Mutsuzlar sevgiyi kaybetmekten korktukları için küsmek yerine kaprisi tercih ederler. Sizi suçlamazlar, sadece değersiz oldukları için istediklerinin yapılmadığını düşünürler.

Mutsuz bir yakınınızla böyle sorunlar yaşarsanız öncelikle onu suçlamamaya dikkat edin. “Ağlamayan bebeğe meme verilmez”, “Derdini söylemeyen derman bulamaz” gibi sözlerle üzerine gitmeyin. Böyle yapmak yerine onu anlayamadığınız için özür dilemek daha iyi olabilir. Her zaman gerekli hassasiyeti gösteremediğinizi, bunun, ona özgü bir durum değil, birçok ilişkinizde yaşadığınız genel bir problem olduğunu belirtmek de işe yarayabilir. Ardından onu sorunlarını söyleme konusunda teşvik etmeye başlayabilirsiniz. “Ben senin kadar hassas biri değilim, hemen anlayamıyorum. Bana sorunları ve yapmam gerekenleri daha açık söyleyebilirsin” gibi ifadeler, çoğu zaman kilitli kapıyı açabilirler. Ama sizden isteklerini can kulağıyla dinlemek ve mümkünse yerine getirmek için elinizden geleni yapmak şartıyla…

Onun isteğini yerine getiremeyecekseniz, bunu yapmayı aslında çok istediğinizi ama elinizde olmayan şu nedenlerle yapamayacağınızı güzelce anlatın. Onun istediği şeyi başka bir zaman yapabileceksiniz bunu mutlaka söyleyin. “Bugün yapamam, ama yarın mutlaka yaparım” veya “Bugün yapmaya çalışırım, ama yapamayacak olursam başka bir gün yapmam senin için sorun olur mu?” gibi cümleler onun hayal kırıklığı yaşamasını engelleyebilir. Ama sakın yapamayacak olmanıza rağmen sırf o üzülmesin diye “Yaparım” deyip kurtulmaya çalışmayın. Yaparım dediyseniz mutlaka yapmanın bir yolunu bulmalı, “Nasıl olsa ileride bana tekrar hatırlatır, o zaman bakarız çaresine” dememelisiniz. Böyle bir tutum, mutsuz insanın derdini, sevilmediği hissini, kendine güvensizliğini daha da katmerleştirecektir.

Mutsuzlar genellikle katı, kendilerine karşı acımasız bir vicdana sahiplerdir.  Kendilerini kolayca suçlayıp utanç ve vicdan azabı duymaları bu yüzdendir. Doğrudan sorumlulukları olmayan olaylardan da kendilerine vicdan azabı üretmelerine yarayacak malzemeyi toplamakta şaşırtıcı bir ustalıkları vardır. Aşırı vicdan yükü altında ezilme, bazen uyumsuz telafi davranışlarını beraberinde getirir.  Kendini suçlaması ve vicdan azabı, geçmişteki bir olay nedeniyle ise, onu bugüne çekmeye çalışın. Herkesin hata yapabileceğini, geçmişi düşünerek bugün de birtakım görevlerini veya yapabileceği iyi şeyleri ihmal ettiğini anlatmaya çalışın. Unutmayalım ki, insan ilişkilerinde en sihirli formül, samimiyettir. Yakınınız için kaygılanıp samimiyetle elinizden geleni yaptığınızda, hemen o an olmasa bile çarenin tohumları da ekilmeye başlar…

            Mutsuzluk çocuklukta başlar. Mutsuz insanların en belirgin özellikleri kendilerini olumsuz algılamaları.  Olup bitenlere, haksızlıklara karşı öfkelenmek, tepki vermek yerine enteresan biçimde olumsuz olaylarda hep kendilerine bir pay çıkarmaya çalışmaları, kendilerini suçlamaları... Sanki bütün kabahat onundur, biraz daha dikkat etse bütün bunlar başına gelmeyecekti kalıp fikriyle hareket ederler. Onlar hep hatalı, eksik ve yetersiz, diğerleri mükemmel ve fevkaladedir.

Yaşanan dünyayı ve geleceği hep karamsar bir pencereden görmelerinin nedeni de kendilerinden oldum olası hoşnutsuzluklarıdır. Onların bu özellikleri, araştırmacıları “içe-yöneltilmiş saldırganlık” kavramını üretmeye, çocukluklarında yaşanılan olumsuzlukların kendileri yüzünden olduğunu hissettikleri ya da böyle hissettirildikleri için bu hale düştüklerini düşünmeye sevk ederler. Mutsuzların dertlerinin kökeni ta çocuklarına kadar uzanıyor gibi görünüyor. Çocuklukta yaşanılan travmalar, kayıplar, üzüntüler karşısında her nasılsa kendilerini sorumlu görüp buna neden olan kişiyi idealleştirme yolunu seçmiş olmaları, durumlarını oldukça iyi açıklıyor.

Çocuk yetiştirme pratiklerimizde, çocuklarımıza olayları açıklayarak anlatmak yerine olaylardaki payını vurgulayarak onları suçlayan tavrımız üzerine çok düşünmemiz gerektiğini de ortaya koyuyor. Açıkça çocukları suçlamak gerekmiyor zaten, bu küçük insan yavruları eğer yaşanan olaylar kendilerine açıklanmazsa hemen suçu üstlerine alıyorlar. Mesela çocuklarına hiçbir açıklama yapmadan boşanan eşler, bilsinler ki, çocukları çoğu zaman onların boşanmalarından kendilerini sorumlu tutuyor.

Hatalar karşısında da “Napalım oldu bir kere, bundan sonra dikkat ederim” diyemezler, geçmişteki hataları unutup bir kenara bırakamazlar.  Sürekli eleştirel bir tavırla olayları, insanları yargılayıp durmalarına bakmayın asıl acımasızlıkları kendilerinedir.

Mutsuzlar, hayatlarındaki olumlu şeylere karşı adeta körleşmişlerdir. Kendi ellerindeki imkânların farkında değillerdir, kendilerinden çok daha kötü durumdakilerin varlığı, onların kendi hallerine şükretmelerini sağlamaz. Durumları hakkında kendilerine soru sorulduğunda söze sıklıkla “Mutlu olmam için sebep yok” diye başlayıp hayatlarındaki olumsuzlukları sayıp dökerler. Mutsuzların bu kötümserlikleri ve umutsuzlukları etraflarındaki insanlar için bazen çekilmez olabilir; kendi mutsuzluklarını etrafa da bulaştırırlar. Sürekli suratlarının asık olması, kederli görünüşleri onların yanındayken sizin mutlu biçimde davranmanızı engeller. Birdenbire kendinizi de bir kederin içine çekilmiş hissedersiniz. Ona destek olmak için siz de onun gibi mutsuz olursunuz: “Eğer bu tip insanlarla olan ilişkinizi sürdürmeniz gerekiyorsa veya bu insan sizin için önemli bir dost veya akraba ise ona yardımcı olmak istersiniz. Bunun için ilk adım onun sizi içine çektiği kedere saplanmamaktan geçer.

             Kaynak: “Geçimsizler, Kişilikleri Tanıma ve Geçinmeyi Kolaylaştırma” Doç. Dr. Murat Beyazyüz –Erol Göka

 


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı