Makaleler > Uğur KANTEKİN > YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ

YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018

        İnsanların bedensel bütünlüğü gibi psikolojik bütünlüğü de darbe ve yaralanmalara maruz kalır. Psikolojik yaralanmanın en büyük zorluğu dışarıdan anlaşılamaması görünmeyen ve içe kanayan bir yara olmasıdır. Kazalar, korkular, tecavüz, şiddet ve felaket gibi travmatik olaylar kişinin hayatı üzerinde de yıkıcı etkilere neden olabilir. Örneğin önceden özgüven sorunu olmayan ve kendine emniyet içinde hisseden bir adam iflastan veya hırsızlığa uğradıktan  sonra korkak, bağımlı ve kimseye güvenmeyin birine dönüştürebilir. İflası, kazayı, hırsızlığı önleyecek bir şey yapamamış olmaktan dolayı utanç duyabilir.

        Travma, kendimiz ve dünya hakkında hatalı inançlar geliştirmemize neden olan bir deneyimdir. Uyku bozukluğu, korku, panik depresyon, geçmeyen ağrılar ve psikofizyolojik sindirim sistemi bozukluklarının geçmiş travmalarla ilişkili olduğu saptanmış ve çoğunlukla kurbanın arkadaşları ve sevdikleri de olayın dalga dalga yayılan etkisinden zarar gördükleri bilinmektedir.

       Bu travmalar düzelmediği için uluslararası alanda kullanılan EMDR isimli psiko terapi yöntemi bulunmuştur.  Bu yöntem bize bağışlayıcılık, manevi rehber, şefkat hissi ve cennet inancı gibi değerlerin tedavi edici etkisinin bilimsel kanıtlarını sunar.

       EMDR ile göz hareketlerini kullanarak yeniden işlem yapmaya dayalı bir duyarsızlaştırma tedavisidir. Bu tedavi beynin hızlı bilgi işlem faaliyetlerini kullanarak yanlış zihin kayıtlarını onarır. Kişi terapi seansında kullanamadığı beyinsel yolları ve şebekeleri göz hareketleriyle harekete geçirir ve unuttuğu ancak işine yarayacak bilgileri devreye sokar.           

       Travma tedavisinde objektif bağışlayıcılığı kullanımı boyun eğmeden kabul etmeyen ve akılcı bağışlayıcılığı mümkün kılabiliyor.  Kendinden nefret eden kişinin suçluluk ve kınama duyguları iyileşmeyi engeller. Tedavi sonucu travmatik olayın zihinden tamamen temizlenmesiyle danışanlar neden öyle hareket ettiklerini anlarlar geçmişte hesaplaşmaları kapatır ve şimdiki zamanda yaşamaya başlar. Çirkinliğiyle alay edilerek büyüyen bir kişi ruh güzelliğinin farkına anlayarak iyileşebilir.

       Hastalar genellikle rahatsız edici olayların işlenmesi tamamlanınca derin bir rahatlama ve ferahlık hissederler bazıları manevi iç görülerden güçlü bir barış, sevgi ve neşe deneyimlerinden ve hayatın mucizeleri ile bir bağ kurmuş olmaktan bahsederler.

       Peki bu kadar travma ve problem çözümünde sadece ilaçlarımı kullanmalı yoksa başka terapi yöntemleri de var mı? Elbette su terapisi, müzik terapisi, dost terapisi psikolojik terapilerin yanında bir de Yunus terapisi var. Profesör Doktor Nevzat Tarhan bu konuda çok güzel bir kitap yazmış. Yunus'la Mevlana'nın yaşadığı 13. yüzyıl Anadolu da kaosun hüküm sürdüğü bir dönemdi.

        Devlet otoritesi ortadan kalkmış, Haçlılar Anadolu'ya yerleşmiş, tapınak şövalyelerinin ve Moğol mançur çetelerinin baskınları ile hemen her ailede kayıplar yaşanmıştı. Maddi ve manevi zarara uğramayan köylü yoktu denilebilir.  Korku ve güvensizliğin kol gezdiği o dönemlerde adeta sosyal psikologluk görevini icra eden dervişler, ahretle dünya arasında  gönül hocalığı yapan mürşidler, sığınak işlevi görüyordu. Onlara bu rehberliğin, Şeyh Edebalilerin,  Abdurrahman’ların,  Piri babaların,  Akşemsettinlerin, Yesevi Alperenlerinin yol açmasıyla kök salabildi.  Bu manevi büyükler toplumunun yaşadığı krizleri fırsata dönüştürmüş, Anadolu insanına travmaların öğretici yanlarını göstermişlerdir.  Halka kaybedilen değerleri yeniden keşfettiren bu manevi güç Osmanlı çınarının tohumunu çatlatmıştır.

       Bugünden o çağlara baktığımız Yunus'un  şiirlerinin o günün insanlarında duygu enerjisini nasıl etkilediğini Tıpkı EMDR tedavisi gibi nasıl onarıcı etkide bulunduğunu görmekteyiz. Yunus'un şiir ve anlatıları ile kin, öfke, nefret, düşmanlık, kıskançlık gibi  olumsuz duyguların yerine şefkat, merhamet, bağışlayıcılık, yardımseverlik, iyilik yaparak mutlu olma, insanları sevme, iç huzur ve esenliğe kavuşmak gibi duyguların yerleştiğine şahit olmaktayız. Yunus Emre'nin yaşadığı döneme bakıldığında onun sadece bir derviş, bir halk şairi bir mutasavvıf değil, aynı zamanda halk hekimi ve sosyal psikolog olduğunu da görmekteyiz. Yunus Emre, Hz Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli Anadolu'da bir bakıma halk hekimi gibi dolaşarak halkının yaşadığı sorunlara çözümler getirmeye çalışmış böylece toplumun psikolojik hafızası da onarılmıştır.

      “Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir. Varıp onun üstünde evler yapasım gelir” dizeleri ise hesap vermenin yanında büyük idealleri de içinde barındırıyor.  Yani hesap verecek olmak, ideallerden vazgeçmek anlamına gelmemeli. İnsan ahlaki sorumlulukla mücadeleci ruhu bir arada bulundurabilir.  Burada Yunus Emre kendini hayatın kıyısına bırakan, kendine çekilen derviş modelini yıkıyor ve dervişlerin de hayat yolunda riske girebileceğini gösteriyor.

       Ona göre gerçek derviş; mücadeleci, idealist, toplum için riske giren, hayalini de kullanarak çağın ruhuna uygun maneviyat üreten bir kişidir. Maalesef toplumumuzda hayal gücünü devreye sokmak ve düş kurmak hafife alınıyor. Yunus Emre toplumun psikolojik hafızasında yer etmiş olumsuz olayları bastırmak yerine ifade ettirip onları olumlu düşüncelere çevirme tarzında bir yol izliyor.  Bu da bir tür travmatik tedavi yöntemidir.    

          Travma çalışmasında görüntü, his, inanış üçlüsü önemlidir. İnsan beyni kara kutu gibi her şeyi kaydeder. Yunus Emre tıpkı modern psikiyatrinin kullandığı yöntemi toplumun kara kutusundaki olumsuz izleri silip yerine olumlu düşünceler kalıpları koymaya çalışıyor.

        Ruhun en alt katmanında güçsüzlük ve aşağılanmış hissi vardır. Bunun arkasından suçluluk duygusu gelir onu da öfke izler. İşte Yunus Emre insan ruhunu açıyor, temizliyor ve kapatıyor.  İnsan hayatını doğru yolu tutması için; “ Yıldızlardan geç, artık güneşe bak”. Diyor. Şefkat, sevgi ve aşk akıldışı duygular olarak görünebilir fakat Yunus Emre bu duyguları akılla şekil vermeyi öğütlüyor.  Fakat sevgiyi hangi kabın içine girerse girsin onun şeklini alan suya benzetiyor ve önemli olanının doğru kabı bulmak olduğunu hatırlatıyor.

       İnsanları zarara sokan duygulardan en önemlileri kin ve şüphedir. Yunus Emre kinle şüpheyi ortadan kaldırırken hep sevgiyi yüceltmiştir. Zira Yunus Emre'nin döneminde yaşanan travmalar sonucunda acımasızlık, menfaatperestlik, düşmanlık hat safhada idi. Böyle bir durumun üstesinden gelmek için sevgi zengin olmak gerekiyordu. Taptuk Emre’nin Yunus’a önce insanları sevmeyi öğretmesinin nedeni buydu.  Bu nedenle Birleşmiş Milletlerin duvarında asılı duran şu söz her şeyi anlatır: “Gelin tanış olalım. Sevelim sevilelim. Bu dünya kimseye kalmaz.”

       Yunus’un şiirlerinde hüzün ve eleme yer yoktur. Acıyı ifade eder ama arkasından umut aşılar. Yunus, ümit duygusunun kaynağını Allah inancında bulur. Allah’la sevgi ilişkisini iyi yöneten bir kişi eşiyle, çocuklarıyla ve diğer insanlarla da sevgi ilişkisini kurabilir. Dünyaya dava için değil sevgi için geldiğini “Biz geImedik dava için, bizim işimiz sevda için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik” diye özetlerken, Yunus Emre açgözlülüğe karşı kanaati, kibre karşı tevazuu, öfkeye karşı sabrı, kine karşı sevgiyi öne çıkarır. Hangi duyguyu beslersek onun galip geleceğini söyler. Erdemli bireyleri çoğaltarak medeni bir toplum oluşturmak için çaba sarf eder. Böylelikle dünyada savaşların değil barışın ve kardeşliğin hakim olacağı bir programı önerir. Bunun için değerler eğitimine bireyden başlar.

      Yunus Emre, yanlış bilinenleri yıkıp yeniden inşa eden bütün inkılâpçılar gibi divanında fikirleriyle zihinlerde, gönüllerde ve dilde yeniliklere imza atmış bir erendir. İnsanı yeniden inşa etmek! Zamanı âna getirmek, insanlığın fikirlerini, hayallerini ve rüyalarını tekamül ettirmek, insanlığı süfliden alıp ulviye taşımak, onu hakka, hakikate hazırlamak, kulluk bilinciyle donatıp Allah’a layık hale getirmekti amacı. Esasen Peygamberleri ve onların izinden giden kâmillerin misyonu da, insanlığa mirası da budur.

      “Benlik davasını bırak muhabbetten olma ırak, sevgi ile dolsun yürek hoşgörülü olmaya bak” diyerek egoyu ötelemiştir.

       “Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül, yahut diken. Ya hayattır yahut kefen. Nârın da hoş, nurun da hoş. Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.” Diyerek Allah’ tan gelene razı olmayı öğretmiştir.

       “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur.” Diyerek zulmedenlerin sonunun olmadığını bildirerek yürekleri teselli etmiştir.  Bu terapiye gönülden inanan ve uygulayan bir dünyada  travma yaşanır mı?  

Kaynak: Yunus Terapi-Prof. Dr. Nevzat Tarhan


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı