Makaleler > Uğur KANTEKİN > DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR…

DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR…

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR…01/11/2016

Kendi içimize dönüp, şöyle bir düşünelim: Küçük şeylerden mutlu olmayı biliyor muyuz hala? Doğada olmanın ne kadar keyif verici olduğunun farkında mıyız? Küçük olaylardan mutlu olmaya niyetli miyiz, yoksa hala kalbimiz ve gözlerimiz bizi mutlu edecek “büyük hazineler” peşinde mi?

Arabada giderken, radyoyu açtığımızda en sevdiğimiz şarkıya denk geldiğimizde dudağımızda küçük bir mutluluk tebessümü beliriyor mu mesela? Aylardır görüşemediğimiz bir arkadaşımızdan “özlendiğimize” dair bir SMS ya da telefon almak, içimizde güzel bir mutluluk kıpırtısı oluşturuyor mu? En sevdiklerimizle içilen bir fincan kahve eşliğinde yapılan hoş sohbetler, içimizi sevgiyle ve mutlulukla ısıtabiliyor mu?

Dünyaya çocukça gözlerle bakmayı unuttuğumuz, çocuklar gibi düşünemediğimiz, hayal kurmaktan ve hayatın mucizelerine inanmaktan vazgeçtiğimiz için aslında umutsuz ve mutsuzuz. Mutluluğu hep kendi dışımızdaki şeylerde veya kişilerde bulabileceğimiz yanılgısı içindeyiz. Onu, hep dışarıda ve kendimizin uzağında arıyoruz. Mutluluğu, kendi dışımızda ve uzağımızda aradıkça da onu bulamıyoruz. 

Gerçek mutluluğun kendi içinizde yattığını fark edin. Huzur, mutluluk ve neşeyi dış dünyada aramayı bırakın. Paylaşın, gülümseyin ve kucaklaşın. Mutluluk, kendinize birkaç damla bulaştırmadan başkalarına dökebileceğiniz bir şey değildir der, O. Mandino

Bazı şeyler uyuşturucu etkisi gösterir; sahte ve geçici bir mutluluk verir insana:

Yemek, alışveriş, uyuşturucu vb… Oysa gerçek ve kalıcı mutluluk dışarıdan değil, ancak ruhtan ve kalpten gelir.

Mutluluk bir niyettir. İnsan mutlu olmaya gerçekten karar verdiğinde, birçok şey onu mutlu edecektir. Gözlerinizi mutluluğa çevirdiğinizde; sıcak bir ekmek kokusu, ailenizle ve sevdiklerinizle birlikte yapılan güzel bir kahvaltı, belki küçük bir çocuğun gözlerinizin içine kocaman gözleriyle bakarak gülümsemesi bile mutluluğunuza vesile olacaktır.

Yazarın da belirttiği gibi mutlu olmak basitti ama onu zorlaştıran biziz…

Hayata, çocuk gözlerimizle bakmayı unuttuğumuz için ruhlarımız köreldi. Çocuklar gibi ön yargısız, sevgiyle, neşeyle, hayata, insanlara karşı açık bir kalple, hayattan keyif almaya ve oynamaya her an hazır olabildiğimiz ölçüde mutluluğa daha yakınız.

Siz de yüreğinizi bir yoklayın, çocukken neler sevindirir ve mutlu ederdi sizi? Ruhunuz en çok neyi yaparken etrafa mutluluk ve ışık saçar?

 İsterseniz üzerine biraz düşünüp, kendi mutluluk listenizi de oluşturabilirsiniz. Canınız sıkkın olduğunda ya da kendinizi kötü hissettiğinizde, hazırlamış olduğunuz bu listeye göz atarak; o an canınız ne yapmak istiyorsa onu yaparak, kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.

Aslında mutluluk, hayata bakış açımızla ilgilidir. Hayata ve olaylara pozitif baktıkça mutluluğumuz çoğalır. Mutluluk bir bakış açısıdır ve sadece “bir niyet” kadar uzağımızdadır.

Bu konuda deneyimleyen ve tevekkül eden bilinç ne diyor: Yaradılıştan nankördü, değerlendiremedi, geleni geri çevirdi… 
Mağrurdu, gizliden gizliye… Eksikle, kıtlıkla doluydu gönlü, kıstı, daralttı! Verileni göremedi! Vermedi dedi, aldığını da istismar etti!

Sevildi, bilemedi! Değer verildi, inanmadı! Bağışlandı, ama o kendini bağışlayamadı! İstedi, eremedi, derdini yine göremedi…

Elindekiyle mutlu olmak yerine, elinde olmayanın hesabını güttü…Yaşadığını değerlendirmek yerine, yaşayamadım dediğiyle yandı! Borçlu gibi gördü her el uzatanı, bekledi, alsa bile doyamadı!

Hakikat ilmi geldi, ama özümsemedi, değerlendirmedi… İlim meclisinde buldu kendini, ama değilmiş gibi bildiğini okumayı seçti…

Melekûtun kapıları açıldı ama kendine değilmiş gibi yanaşmadı! Fazlasından şüphe etti, azını egosuna yonttu, nefsi için kullandı…

Bakış açısını, beynine kazınmış yargılarını bırakmadı! Perde kapanınca geriye bir tek “hüsranı” kaldı!  Çünkü kendini veremedi, öylece kaldı!  Ve “ALLAH” ı hiç göremedi…

Tevekkül eden bilinç ise, yaradılıştan sadıktı! Lütuftu her şey ona! Bollukla, şükranla doluydu gönlü her dem… Bilmese de, sevdi! Almasa da, verdi! Kıymet bildi, ulaşanı değerlendirdi…

Kimseden bir şey beklemedi, istemedi, karşılıksız dağıttı! Gurura esir olmadı! Söyleneni yaptı, elindekiyle mutlu oldu…

Nimeti paylaştı, şükretti; şükrettikçe çoğaldı! Öğrendikçe, bilgiye susuzluğu arttı! İlmi arttıkça, eksiğini fark etti…

Kabul gördükçe, baş tacı etti! Geçmişe tutunmadı. Terk etti, yol aldı! Yargılamadı, kandırmadı, avunmadı! Açılan kapıdan tereddütsüz girdi!  Sonunda felaha erdi! Çünkü kendini verdi,  ‘yok’luğa erdi; apaçık Hakikatini gördü!

Tedirgin, endişeli, korkulu izlediğiniz konuların iyice çapraşık hale gelerek içinden çıkılmaz düğümler, kilitler, sorunlar oluşturduğunun; Buna karşılık, Sakin, dingin ve de tevekkül içinde izlediğiniz, akışa bıraktığınız konuların tereyağından kıl çekercesine kolaylaştığının, çorap söküğü gibi zahmetsizce istediğiniz hale geldiğinin ve hatta istediğinizden daha iyi biçimde gelişip sonuçlandığının farkına vardınız mı?

Aradaki büyük farka sebep ne ola ki?!.

Misyonlarımız var bu hayatta, sadece yaşamak ya da kişisel bir doyum sağlamak için milyarlarca insan yaşıyor olamaz bu dünyada. Hepimiz mutlaka birilerine dokunuyoruz ve dokunmak için yaratıldık. Kader mi tam olarak kader diye açıklanamaz ki kadercilik aslında huzurlu bir olgudur, fakat kader denilen şey sanıldığının aksine yaşayacaklarımızın önceden tamamen kurgulanmış olması ya da yazılanı yaşamamız değildir. Bunu en güzel de Şems-i Tebriz şu sözlerle gayet net anlatmıştır:

“Kader; yolun tamamını değil sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, ne hayatın hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresiz.”

Öyleyse yapay mutluluklara saklanmadan yaşa ki hayatı, dönüşebil; potansiyeline eriş ve olman gereken kişi ol. Potansiyelini bulmaktan, varoluş nedenin için yaşamaktan vazgeçersen koca bir yalandan öteye gitmez hayatın. Çünkü gittiğin yol istediğin yere varmazsa sadece yorulmuş olursun.

Sen yeter ki kabul et, sana verilen dersleri al, hayatın öğretilerine inan. Çünkü öyle ya da böyle sen o dersi almak zorundasın, hayattaki amacın o, eğer sen almıyorsan hayat sana bambaşka kurgularıyla, gerekirse yaşadığın şerlerle sana o dersi verecek, seni olman gereken kişiye dönüştürecek. O yüzden derler ya “Her şerde bir hayır vardır.” diye. Senin o yaşamak istemediğin, belki isyan ettiğin şey ileride seni olman gerekene dönüştürecek, seni varoluş amacına döndürecek olan şeydir.  Senin hayat dersin budur. Bu, belki bir, belki defalarca olacak hayatında ta ki sen, olman gerekene, hayat seni ulaştırmak istediği noktaya getirene kadar.

 

Uğur Kantekin


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı