Makaleler > Uğur KANTEKİN > DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ

DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ01/03/2018

           Dostlarımız, bizimle istişare ettiğinde onlara yardımdan anladığımız; kimimizde “Akıl Vermek”, kimimizde “Teselli Etmek”ten ibaret. Bu ikisi de dostluk değildir. Neden? Her ikisinde de gayrı görme, öteki sayma, başka gördüğüne hitap vardır. Dostluk; gayrılığın kalktığı birliktir.

            Sıkıntılı insanın beklediği akıl değildir. Çünkü onun da kendine yetecek kadar aklı vardır. Sizden beklediği ona üstten bir bakışla sistem okuması yapmanız da değildir. Çünkü kendi sistemini ancak insanın kendisi bilebilir. Kimse kimseyi, o kimseyle aynılık derecesinde bilemez!

           Sıkıntısını açacak kadar sizi kendine yakın görenin beklediği tek şey; Onun frekansına, gönlüne girerek hissettiğini hissetmeniz; Onunla rezonansa geçmenizdir. Bunu yapamıyorsanız akıl vermeniz de teselli etmeniz de o gönülde karşılık bulmaz. Kendiniz çalar kendiniz oynarsınız.

            Akıl Vermede, karşıdakini gayrı görmenin ötesinde gizli aşağılama vardır. Teselli etmede, kendine başka yer biçip diğerine ilaç veya morfin önerme. İkisi de hakiki dostluğun dışındadır. Diyebiliriz ki ikisi de şirk şoşmaktır. Dostluk, öyle bir vahdettir ki şirki hiç kaldırmaz!

         Adam derdini açmış dostuna; Dostu üzülerek “Sana verecek param yok. Sana akıl satacak kadar da kendime yabancılaşmadım. Ama istersen anlat, seninle beraber ağlayabilirim” demiş. Son dediği var ya, paradan da akıldan da üstündür. Dolayısı ile “Akıl vereni dost bilen, gönül vereni tanıyamaz. Gönül veren tek kişi, akıl veren binlercesine bedeldir.”

          Dikkat ettiniz mi, günümüz insanı derdini en yakınına bile açmak istemiyor. Çünkü biliyor ki akıl veya teselli moduyla aşağılanacak ve acısı ikiye katlanacak. Kendisiyle beraber ağlayacak dostu bulan mı? Yaşarken cennete girmiştir. Öylesi dostluk da yok denecek kadar az!

         Dostum bana sıkıntısını açar, ben de onun frekansına girebilirsem orada ne yaşanır? “İnsan insanın zehrini alır” derler. Senin ona uyumlanman onun negatifini bir çırpıda sildiği gibi hem sana hem ona pozitif yükleme yapılır.

          “Mü’minin derdiyle dertlenmeyen, Bizden değildir.” {Hz. Muhammed sav} Dikkat et, “Derdiyle dertlenmek” buyurmuş Resulullah. “Derdini çözmek” dememiş. Yani onunla kalbî frekansı tutturmak imiş imanın gereği.  

Nice incelikleri kaçırdık hadis ve ayetlerde değil mi?Aradı, meşguldü. Ulaştı, yoğunum dedi. Defalarca aradı, defalarca yoğun, kusura bakma cevabı aldı. Nihayet buluştular. Onun derdini yaşamış olanı da almıştı yanına. Sohbet açtılar, açtıkça döküldü, döküldükçe topladılar. Senelerin negatifini aldılar üstünden. Çünkü dosttular…

          “Senin için ne yapabilirim?” sorusunu sormadan, halini hissedip ne gerekiyorsa onu sessizce ve süratle yapan kaç dostun var?! Tam kendi dünyana çekilmek, çaresizliğin verdiği ümitsizlikle herkesten kaçmak istediğinde bir mesaj düşüyor mu cebine?  Dostluk; Kelimeye ihtiyaç duymayan gönül titreşimidir. Dileyene nasip olsun.

Deniz üstüne köprü kurarcasına duygular, duyular üstünden bakamamış hayata! İnsanların gönüllerine kendi gönlünden köprü de kuramamış. Hele onların kalbinin ta içine hiç girememiş, tüp geçitle deniz geçer gibi. Ha bire yanıyor, ha bire köpürüp birilerini suçluyor.  

                       KİŞİSEL İNANÇLARIMIZ VE MUTLULUK İLİŞKİSİ

Siz kendinizin nasıl olduğuna inanmışsanız; insanların size davranışı ve değerlendirmesi de o inanç doğrultusunda olacaktır. Çünkü toplum, bilincimize aynadır. İnsanlar, bize bizim inandığımız biçimde yaklaşırlar. 

Hayatı ve insanları dönüştürenler; kendilerine inananlardır. İnançlarının evrensel ve insani planda hakça olup olmadığının önemi yoktur bu sistemde. Kendine inanan; insanları da inandırır.

Her insanın gerçeği; kendi inançlarıdır. İnsan, inançlarından başkasını yaşayamaz hayatında. O yüzden kişi inançlarını değiştirmedikçe hayatı değişmeyecektir.

Güvendiklerimizin ve sevdiklerimizin hakkımızda söyledikleri, çocukluğumuzdan itibaren bizim kendi hakkımızdaki inançlarımıza dönüşürler. “Beceriksiz” demişlerse beceriksizliğimize; “Muhteşem” demişlerse muhteşemliğimize inanırız.

Çocukluğunda ilgisiz bırakılan yavaş yavaş önemsiz olduğuna inanmaya başlar. Her halinde aile ve çevrenin ilgisini hisseden çocuklar ise kendine inanmış, özgüven pekiştirmişlerdir. Önemsizliğine inanan önemsenmediğinden, önemli olduğuna inanan önemsendiğinden öyle inanmıştır.

Beynin, yerine göre iyi yerine göre kötü bir işlevi de “Tekil olaylar hakkında Genelleme” yapmasıdır. Bir olayda başarısız olmuşsanız beyin, artık her olayda başarısız olacağınıza; bir yerde bir kez mahcup olmuşsanız sürekli mahcup olacağınıza sizi inandırır.

       Yerleşik İnançlarımızı değiştirmek, ilgi alanlarımızı değiştirmekle tetiklenecek bir süreçtir. İlgi duyarak yoğunlaşmak; doğal olarak karşıdan ilgi görmeyi beraberinde getirir. Sindiremediklerimizi sindirmiş, başaramadıklarımızı başarmış bilinçlere gösterilecek her ilgi; inanç dönüşümümüze katkı sağlayacaktır.

       İnsan, farkında olmaksızın inançları temelinde bir dünya inşa eder kendine. Bu da alışkanlık ve gelenekleri doğurmuştur. Sonrası mı? İnançlarına sadakat adına bağlı ve bağımlı bir hayat. Ama mutlu, ama uyumlu.

Çoğu insan; temel inançlarına uygun bilgiler aramaya ‘Hakikat’ adı vermiştir. Oysa onların aradığı hakikat değil veri tabanlarına yazılı, kafalarına kazılı olana uyumlu bilgilerdir. Uyum arayışı değildir hakikat. Uyumu hakikat gibi göstermek de beynin bir oyunudur.

         Temel İnançlarımız, bizi gerçeği filtrelemeye yöneltir. Bu da farkında olmadığımız ve hatta müdahale edemeyeceğimiz bir beyin işlevidir. Önüne hangi bilgi gelirse gelsin beyin, kendi temeline uygun olanı seçer de haberimiz bile olmaz.

          Çevremizdeki hayat; inançlarımızı pekiştirme, kemikleştirme eğilimindedir. “Hayat zor, riskli, çok sorun var” diye inanmışsak öyle inananlar bize yaklaşıp çevremizi kuşatacak “Hayat kolay, zevkli, akışkan” diye inanmışsak arkadaş-dost çevremiz onlardan kendiliğinden oluşacaktır,!

          İnsanlar iç âlemlerinde, gerçekleşeceğine inanmadıkları şeyleri dış dünyalarında yaşamak ister, hatta bunun duasını ederler. İşte bu tam da halkın “Olmayacak duaya âmin demek” dediği şeydir. İç aleminizde inanmadıklarınız için dua etseniz de dış dünyanızda açığa çıkmaz.

“Bu son dediğinden şöyle bir lamba yandı: İç alemimdeki inançlara göre dualarım şekilleniyor bu da dış dünyamı oluşturuyor. Veri tabanı bakış açım olarak benim inanmadığım oluşmuyor, buna da Allah duamı kabul etmedi diyorum. Öyle mi?

- Güzel düşün, iyi şeyler hayal et dendiğinde hayatımda memnun olmadığım şeylerin düzelmesi yönünde hayaller kuruyorum. Bu doğru bir usul mü?

- Zaten düzgün akan hayat hakkında hayalleri, düzeltme üzerine kurmak? Hayal kurarken bile sahaya hükmen yenik çıktığının farkında mıyız?

       Bol kahkahalar atılan neşeli bir geceydi. İçlerinden birinin sözleri havayı bıçak gibi kesti: “Çok güldük. Gülmenin sonu ağlamak derler, Kendimize gelelim!..” Gülmeyi, Neşeyi kendilerinden başka kesen yoktu oysa! İnançları; zevklerini korkularıyla biçti! Kendilerine geldiler (?!)

İsa (as) kendisinden şifa isteyen körlere sordu: “Sizi iyileştireceğime inanıyor musunuz?” Evet dediler. İsa, “Öyleyse olacak olan; İmanınıza göre olsun” diyerek gözlerini sıvazladı. Görür oldular. İsa mucizesi dediler; Kendi İnançlarının gücünü görmek bile istemediler

İsa, “Ben her şeye Kâdir İsa’yım, sizi iyileştiririm” demedi. Onlara, “Olacak olan İmanınıza göre olsun” dedi.

           İnançlarımıza paralel inanç sahiplerini seviyoruz. Bu gerçek manada bir sevgi midir? İnsanları, hayatı kendimize göre kategorize etme, bölme gruplandırma eğilimindeyiz hep. Oysa 7.5 milyar insanın bir tanesi bile diğerinin aynı değil. Ne yaptığımızın farkında mıyız?!

İnsanları, alışılmış değerler üzerinden gruplandırmayı bırakıp her bireyin özgün- mükemmel bir orijinalitede olduğunu fark eden, hayatı da mükemmel algılayacaktır. Hayatı mükemmel gören bir inanç sahibi huzursuzluk, eksiklik, boşluk hissedebilir mi?

 

Kaynak: Değiniler (Mehmet Doğramacı

 

Uğur kantekin


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı