Makaleler > Uğur KANTEKİN > SOSYAL VE MANEVİ BENLİK

SOSYAL VE MANEVİ BENLİK

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

SOSYAL VE MANEVİ BENLİK01/04/2012

Maddi benlik, insanın benlik duygusunun temelini oluşturmakla birlikte, onun bir parçasıdır. Özellikle insanların kendine karşı tepkileri, bir insanın kendi davranışları ve özellikleri ile ilgili yargılarının temelini oluşturur. Bir insanın çevresindeki insanlarla ilişkileri, ferdin kendi özellikleri hakkındaki düşüncelerinin biçimlenmesine yardım eder, çocuk davranışlarının çevresindeki insanlarla düşmanlık, onaylamama, alay etme, ilgilenme, ilgisizlik gibi değişik tepkilere yol açtığı görülür. Özellikle bizim için önem taşıyan kimselerin (anne, baba, öğretmenler, arkadaşlar) bize karşı tepkileri kendi kişiliğimizi tanıma biçimimizi yani benliğimizi büyük ölçüde etkiler. Bu kimselerin bizimle övünmeleri ya da bizden utanmaları, bizim hakkımızda söyledikleri şeyler benliğimizin oluşmasında oldukça önemlidir. Sürekli azarlanan, aptal ya da tembel olduğu söylenen çocuk, kendini bu biçimde görmeye başlar ve buna uygun davranışlar ortaya koyabilir. Çevresinde zeki ve çalışkan olarak görülen bir çocuk da, kendini bu gözle görüp ona uygun davranabilir.

            Aslında bu, sadece çocuklar için değil yetişkinler için de geçerli bir olaydır. Sabah işyerine gelen amir, hal hatır sorup personele nasılsın dediğinde personel mutlu olarak çalışmakta iken, selam vermeden geçen ve çirkin birkaç söz söylenen personel akşama kadar bozuk moralle çalışmaktadır.

            Bu konuyu derste anlattığımda bir öğrencim yaşadığı olayı şöyle anlattı: “Hocam, geçen hafta bir aile dostumuza gittik. Biraz sohbetten sonra babam ilköğretim 8. sınıfa giden kızlarını sordu. Kızın babası hemen söze başladı. Aptal, tembel, geri zekâlı içerde dedi. Kızın kapısı açıktı ve bütün konuşmaları duymuştu. Ben hemen kızın yanına gittim ve derslerini sordum. Kız masadaki defter ve kitaplarını yere atarak, demek ben aptalım, tembelim öylemi? Ders çalışmıyorum diyerek ağladı.

            Şimdi bu baba istediği kadar kızına giysi alsın, harçlık versin onu eski haline getirmesi çok zordur. Sonrada elimden geleni yaptım ama adam olmadı deriz. Onun için doğru bile olsa her doğru her yerde söylenmez diye bir şey vardır. Peygamberimiz Hadisi Şerif’te “Ya hayır söyle ya sus” demiştir.

Çocuk başkalarının davranışlarını gözlemlemekte ve taklit etmektedir. Bu konularda rahmetli Kirvem Yusuf Kahraman lise yıllarımızda bize çok tavsiyelerde bulunurdu. Bir gün de şunu anlatmıştı. “Bir eve gittiğimde o evin halkı tarafından sevilip sevilmediğimi hemen anlarım” demişti. Nasıl olur demiştim, devamla anlattı. “Gideceğimiz bir eve mutlaka ya telefon eder yada çocuklarla, müsait iseler misafirliğimize geleceğimizi haber göndeririz. İşte o anda evde bir konuşma başlar. Eğer gelmemizden memnun değillerse arkamızdan olumsuz konuşurlar ve çocuklarına talimat verirler. Evdeki yiyecekle yetinmeleri gibi konular konuşulur. Çocuk fotokopi gibidir. Tüm konuşmaları kaydeder ve biz gittiğimizde bize soğuk davranır, hatta yanımıza bile gelmezler. Eğer bunun tersi ise, çocuk daha zil çalar çalmaz kapıda bizi karşılar ve yanımızdan gitmezler. Bu da bize bir ölçü olarak sevilip sevilmediğimizi gösterir demişti.  

            Sosyal benlik insanın kendini durgun bir nesne gibi çevredeki olaylardan etkilenen ve onlara tepkide bulunan bir varlık olarak görmesinin sonucudur. Olgun insan, bir dünya görüşüne, bir takım inanç ve değerlere, kendinin dünyadaki yeri konusunda düşüncelere sahiptir ve bir sorumluluk duygusu vardır. İşte insanın kendini hareketlerinin kaynağı, belirli değer ve amaçlara yönelik ve sorumlulukları olan bir varlık olarak görmesi ise manevi benliği oluşturmaktadır.

Benlik, bireyin hayatı boyunca kendisi hakkında yetenek ve davranışların ortaya çıkmasını sağlayıcı bir unsurdur. Bir birey dünyaya geldiğinde belirgin bir ben kavramı yoktur. “Ben” çocuğun ilk yaşlarında doğru ve yanlışlarla başlar ve benlik gelişimi bireylerde yaşlara göre farklılık gösteriri. 7-12 yaş dönemini sakin geçiren birey ergenlik dönemiyle benlik arayışına girer ve ilgileri çoğalır.  Çevresinden gelen iletiler, iç dünyasında çeşitli çatışmalar yaşar. Birey kendini doğru tanıma imkânı bulduğu ölçüde çatışmaları kolay atlatacaktır. Bireyler, davranışlarında neyin doğru, neyin yanlış olduğunu çevrelerinden gelen iletiler aracılığı ile öğrenirler. Dolayısıyla, bireyin benlik gelişiminin ortaya çıkışında iletişimin büyük bir katkısı olduğu ortadır. İletişim insanoğlunun hayatında, hava gibi, su gibi bir ihtiyaçtır. İletişim olmasa bireylerin ya da toplumların yaşamlarını devam ettirmeleri neredeyse imkânsızdır. Bireyin benlik gelişimi toplumsallaşma sürecinde ortaya çıkar. Birey doğduğu andan itibaren, doğduğu toplumun ve içerisinde bulunduğu sosyal yapının kendisine öğrettiklerini benimsemesi ile bir kimlik sahibi olur.

            Bu amaçla biz eğitimcilere büyük görevler düşmektedir. Alman şair Goethe bir sözünde “İnsanları olduğu gibi kabul etmeyin, olması gerektiği gibi kabul edin. Olduğu gibi kabul ederseniz onları değiştiremezsiniz. Ancak olması gerektiği gibi kabul ederseniz değişim meydana gelir” demiştir.

            Kuran da ise, Allah’u Teâlâ “Ben kulumun zannı üzerin hareket ederim” diyerek kullarının iyi zanlarda bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Yani gerek çocuklarımız, gerekse çalışanlarımız ya da arkadaşlarımız için hep iyi şeyler düşünüp konuştuğumuzda iyi şeylerin olduğunu göreceğiz.

            Japonya da bir iş adamı fabrikasına hammadde aldığı başka bir bölgedeki fabrikaya gidip sahibiyle tanışmak ister. Biraz sohbetten sonra iş adamını bir yerden tanır ama çıkaramaz. Biraz konuştuktan sonra ilkokuldan sınıf arkadaşları oldukları ortaya çıkar. Ama nasıl bu duruma geldiğine mana veremez ve sorar. “Sen ilkokulda iken çok geveze, tembel bir öğrenciydin, nasıl oldu da bu kadar başarı elde ettin” der. İş adamı tebessüm eder ve “Hani ilkokul son sınıfta veda gecemiz vardı. İşte o gecede sınıf öğretmenim beni bir ara boş sınıfa aldı ve ‘Sen her ne kadar tembel olsan da için tertemiz, ilerde büyük adam olacaksın, senden bu başarıyı bekliyorum dedi. Ben bu sözden çok mutlu oldum. Sonra babamın tayini çıkınca buraya geldim ve derslerime çalışıp hocamın yüzünü kara çıkarmadım der. Adam şaşırır ve bana da bu sözleri söylemişti der. Bunun üzerine merak ederler ve ilkokul arkadaşlarını bulmaya karar verirler ve ilginç bir sonuçla karşılaşırlar. Öğretmenleri tüm arkadaşlarını boş sınıfa alıp herkese aynı şeyi söylemiştir.

            Eğer başarılı insanların hayatını incelersek mutlaka onları motive eden, onlara güzel sözler söyleyen ve verdikleri manevi destekle hayatlarında dönüm noktası olan insanların olduğunu görürüz.  Ya da yakınlarının, okul müdürünün, öğretmenin, amirin bir sözü nedeniyle hayattan kopan, yeşermeye başlarken başı koparılan yüzlerce insan bulunmaktadır. Bu amaçla sosyal benliğimizin yanında manevi benliğimizi de geliştirmeli ve hiç olmazsa manevi benliği yüksek olan insanlarla dost olmalı ve onların sözlerini dinlemeliyiz.

            Manevi benlik, insanın alıcı bir nesne olmaktan çok bağımsız hareket kaynağı, yani bir özne olarak görülmesini kapsadığından, manevi benliğe sübjektif benlik adı verilmektedir. Manevi benlik en geç gelişen benlik kesimidir. İnsan zihni bakımdan belirli bir olgunluk seviyesine geldikten ve çeşitli inanç ve düşüncelerle karşılaştıktan sonra, kendine has dünyaya bakış açısı geliştirebilmekte ve buna bağlı olarak bir duygu kazanmaktadır.

            Bir kimsenin, insanlarla ilişkisi, duygu ve düşüncelerini onlarla paylaşması, davranışlarının onlar üzerinde etkisini görmesi sonucu, bir inanç ve değer yapısı geliştirmekte ve bir kimlik duygusuna sahip olmaktadır. Özellikle gençlik çağında ortaya çıkan birçok bunalımlar, gençlerin bir kimlik duygusu veya manevi bir benlik geliştirmede karşılaştıkları çatışmaların sonucudur. Dünyada bir amaç ve anlam bulma isteği, gençlik çağında ortaya çıkmakta ve manevi benliğin gelişmesinin temelini oluşturmaktadır.

 

            Dergimizin geçen ayki sayısında Recep Ekinci Beyin yazısında Rahmetli Hacı Sabancı’nın hayatından kesitler sunması dikkate değerdir ve rahmetlinin bu davranışlarını tüm iş adamı ve yöneticilerinin uygulaması gerekir. Recep Beyden, böyle güzel şahısların hayatını kitap haline getirmesini diliyoruz. Haydi, öyleyse bu yazıyı okuduktan sonra en yakınızdan başlayarak güzel sözlerle onları onure edelim.  (Uğur Kantekin)


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı