Makaleler > Uğur KANTEKİN > BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ…

BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ…

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ…01/01/2018

Batan gemiden canını kurtarmak için karısını gemide bıraktı. Bıraktı ama daha sonra gelişen olaylar büyük bir ders niteliğinde idi. Öğretmen bir gün denizin ortasında batmak üzere olan bir geminin hikayesini sınıfta öğrencileriyle paylaşır..

Gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. Gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür. O an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar. Batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur diyecekken öğretmen bir an durur ve öğrencilerine, “Sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar:
Öğrencilerinin çoğu: “Senden nefret ediyorum. Nankör herif!” demiştir diye cevap verir.

Öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. Çocuk, “Öğretmenim bence ‘Çocuğumuza iyi bak demiştir’” diye cevap verir. Öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “Daha önce bu hikâyeyi duymuş muydun?” Çocuk kafasını sallar ve “Hayır ama annem babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.

Öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “Cevabın doğru” der.

       Gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir. Yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur. Meğerse çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. O kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış. Baba günlüğünde, “Denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… Ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.
            Hikâye biter ve sınıf sus pus olur. Öğretmen, çocukların hikâyeden gereken dersi çıkardıklarını düşünür. İyiyle kötüyü ayırmanın, aralarındaki ince çizginin ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anladıklarını düşünür.
         Evet bu hayat dersi bize çok şey anlatmaktadır. Bu nedenle, olaylara yüzeysel olarak bakmamalı ve ön yargılarda bulunmamalıyız. Hesap geldiğinde hesabı ödeyen bir arkadaş, zorunlu hissettiği için değil arkadaşlığa paradan daha çok önem verdiği için bunu yapar.
İş hayatında sürekli insiyatif alanlar bunu aptal oldukları için değil sorumluluğun ne demek olduğunu bildiklerinden yaparlar.
       Tartışma sonrasında ilk özür dileyen kişi bunu suçlu olduğu için değil etrafındakilere değer verdiği için yapar. Ancak kendi özür dilemeyip eşlerine özür diletmekte direnenler de var. Size sürekli mesaj atan birisi, yapacak başka bir şeyi olmadığından değil, size önem verdiğinden bunu yapar. Bir gün hepimiz sevdiklerimizden bir şekilde ayrılacağız. Sohbetlerimizi ve beraber kurduğumuz hayalleri özleyeceğiz.
        Bir gün çocuklarımız eskilerden bir fotoğraf görecek ve “Bunlar kim?” diye soracaklar. İçimiz kan ağlayarak “Bunlar, hayatımın en güzel günlerini geçirdiğim insanlar.” diye cevap vereceğiz.

          Ancak bu resmi duvarlarda değil gönüllerde yaşatmak için evliliklere dikkat etmek gerek. 'Sen benim imtihanımsın, senin sayen­de cenneti kazanacağım' diyenler de var mesela. Evlilik sürecinde tarafların, bir takım hareketlerine yahut özelliklerine tahammül edebilmesi gerekebilir. Bu insan ilişkilerinde de böyledir, insanların hayatları düz çizgilerden ibaret değildir. İnişler, çıkışlar ve yokuşlar vardır. Evlilik bir dağa çıkmak gibiyse; o yolda sadece çiçekler yoktur. Taşlar, çukurlar, tepeler de vardır. Bunları aşmak gerekir. Böyle durumlarla karşılaşıldığında, el ele vermek gerekir. İçinde sevgi olan tahammül faydalıdır.

          Büyük şehirlerde büyük hayatlar yaşanıyor, bu doğru. Tabii büyük sorunlar da yaşanıyor. Aslında bunun için sihirli bir formül var: Nitelikli beraberlik. Günümüzde zaman az, hayat çabuk geçiyor. Çiftler 10 dakika bir araya gelebiliyorlarsa; sevgi dolu bir bakış, birkaç güzel söz ve bir tebessümü birbirlerine çok görmemelidirler. Beklemediği bir anda elini tutmak, sevgi sözcükleri söylemek nitelikli beraberliği oluşturuyor. Nitelikli beraberlikler büyük hayatların, büyük tehlikelerini azaltır.

Ayrılmak zor durumda önemli ama evliliği sürdürmek esas olmalı. Evlilik bir geminin okyanusa açılması gibidir. Okyanusun ortasında ben bırakıyorum, gidiyorum diyemezsiniz. Bir sorumluluğu vardır bu işin. Ama kaçınılmaz olarak bırakmanız gerekiyorsa, elinizden gelen her şeyi yapmışsanız, ayrılık bir sonuç olarak ortaya çıkar. Boşanma bir seçenek olmamalı. En ufak tartışmada, boşanalım derseniz, o evlilik yürümez. Karı-kocalıktan boşanma olabilir ama anne babalıktan boşanamazsınız. Böyle olursa çocuklarda gelecekle ilgili güven oluşur. Anne babalar çocuklarına; 'Sizin iyiliğiniz için bir araya geleceğiz' mesajını vermeliler. Bu mesaj ayrılma ahlakına uygundur. Eşler çocuklarının geleceği için insani ilişkilerini devam ettirebilirler. Ama maalesef duygu temelli boşanmalarda bu gerçekleşemiyor. Ahlaki normları olmayan boşanmalar, kişileri üçüncü sayfa cinayetlerine götürüyor.
          Nasıl ki bir öğrencinin okula başlaması için, öğrenci olgunluğu gerekiyorsa; evlilikte de eş olgunluğu gerekir. Mesela, evlilik olgunluğuna erişmeden evlenen bir erkek, üç ay sonra: 'Benim kendi hayatım var. Bana sakın karışma diyebiliyor. Bu tür söylemlerin geçtiği evlilikler, ortak alan bilinci ya da 'biz' bilincini oluşturamayan evliliklerdir, ideal evliliklerde 'biz' bilinci oluşmalıdır. Herkesin kendi özel alanları da vardır ama ortak alanları da olmalıdır. Evlilik iki ayrı cumhuriyetin federasyon kurmasıdır. Evlilik, iki tarafın birbirlerinin kişiliklerini yok sayması demek değildir. Ortak hareket edebilmek demektir. Kendisini ve ilişkisini yönetebilecek seviyeye gelmiş olanlar, evlilik olgunluğuna ulaşmış insanlardır. Bu konuda mevcut testler ve ölçekler de var.  'Evlilik Niyet Sözleşmesi' adını verilen bir sözleşme var. İki taraf da evliliği içselleştirebilecek durumda, bu sözleşmeye imza atabilecek olgunluktalar ise evlenmekten korkmamalıdırlar.

        "Çiftlere, 'Eşinle paylaştığın zaman seni mutlu eden yirmi madde sıralar mısın?' denir. Hastalar ikinci seansa geldiklerinde, çoğu zaman bu yirmi maddeden ancak altı, yedisini yazmış olurlar. Hâlbuki aynı soru evlilikten önce sorulsaydı, yirmi maddeyi kolayca dolduracaklardı.. Eşler beraber paylaştıkları güzellikleri ve karşı tarafın ihtiyaçlarını yeterince bilmediklerinden, ortaya suçlayıcı, yargılayıcı ve birbirlerinin kusurlarını ön plana çıkarıcı bir tablo çıkar. Onlar, evlilikte karşılaştıkları meseleleri problem haline getirmeden çözmenin yollarını bulamazlar. Karşıdakinin hoşlanmadığı bir konuyu, duyguları yıkan bir biçimde çok sık tartışmak, ruhu acıtan bir şeydir, sizi karşı tarafın gözünde sevimsiz yapar. Çiftler böyle durumlarda birbirlerini mutlu eden alanlardan uzaklaşır."

        Boşandıktan sonra ikinci evliliğini yapan birinin söylediği söz çok manidardır: 'Yeni eşime olan davranışlarımı düşündüğüm zaman, ona eski eşime yapmadığım fedakarlığı yaptığımı görüyorum. Önceki eşimle birbirimize gereken fedakârlığı gösterebilseydik, sanırım boşanmazdık'. Yâni eski eşine vermediği değeri yeni eşine verdiğini itiraf etmektedir. Hâlbuki ilk evliliğinde de bu kadar verici davranabilse ve onu anlayabilseydi fırtına aşılacak, ardından kaliteli bir evlilik ortaya çıkacaktı. İnsan, önüne hoşlanmadığı bir şey çıktığında hemen yolunu değiştiriyorsa, aynı şeyi evlilikte de yapabilir, ufak bir sorunda evliliğini bitirme yoluna gitmemelidir. Evlilikte, 'Eşimle nasıl mutlu olurum, birbirimizin ihtiyaçlarını nasıl anlar ve gideririz?' sorusunun cevabını aramak hayat felsefesi haline gelirse, zorluklar aşılacak ve eşler yollarına mutlu bir şekilde devam edecektir."

            Maalesef birçok erkek hanımı ile ilgili problemleri herkese anlatmakta ve özelini paylaşmaktadır. Hadisi şerifte şöyle der: “Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah’ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, kadının sırlarını erkeğin neşretmesi, o gün en büyük ihanettir

           Hazreti Ümmü Seleme radıyallâhü anhâ anlatıyor: Resûl-i Ekrem’in, dili pelteklediği ve sesi kısıldığı halde yaptığı son üç tavsiyesi şu üç şeydir:

“Namaz, (namaza devam edin). Eliniz altında bulunanlara güçlerinden fazla iş teklif etmeyin. Kadınlarınızın hakkında Allah’tan korkun; onlar sizin elinizde (bir nevi) hürriyetleri kaybetmişlerdir. Onları. Allah ile muahede ederek aldınız ve Allah adı ile onları kendinize helal ettiniz. (Allahtan korkun, onlara iyi muamele de bulunun)” der.

 

Kaynak Nevzat Tarhan (Evlilik Terapisi)


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı