Makaleler > Uğur KANTEKİN > TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK…

TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK…

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK…01/05/2014

Çocukluğumuzda televizyon dizilerinde aile dizileri yıkıma yönelik değildi. Ailemizle dizi izlerken utanılacak bir sahne olsa gözlerimizi yere diker bir süre televizyona bakamazdık.

Yıllar önce Tv de oynayan küçük ev dizisinde birbirlerine büyük bir sevgi ve saygı ile bağlı olan Ingalls’lar gerçek anlamda ailenin ne demek olduğunu bizlere göstermenin yanında hayata dair başka dersler de verirlerdi. Bunlara örnek olarak; , aile içi dayanışmayı, diğer insanlara karşı anlayışlı yaklaşımı, yardımlaşmayı, sabır üzerine kurulu ilişkileri, aile içi veya dışı sorunların çözümü aşamasında sergilenen tavırları, anne ve babanın çocuklara davranış biçimini verebiliriz.

Ama bugün güya aile dramlarının anlatıldığı adı geçen programlara konuk olarak alınan kişilerin özel hayatları konuşuluyor sorunlar ise çözülmüyor. Seyirciye "bunlar toplumsal sorunlar, çözelim" diyerek; tecavüze uğrayan, şiddet gören, aile ilgisizliğinden yakınan kadınları az da olsa erkekleri ekrana çıkartarak deşifre ediyorlar. Oysa program dikkatle izlendiğinde; çözüm yollarının gösterilmediği, sadece ilginç kişilerin hayatları dramatize edilerek anlatıldığı fark ediliyor. Bunun yanında sabah programlarında,  kullanılan dilin son derece basit olması, argo ifadeler içermesi de rahatsız edici. Gerek program sunucusu gerek stüdyo seyircisi; sözde sorunlarına çare bulmak için gelen konukları azarlamakta, onurunu kırmaktadır. Şu soruları kimin ne adına sormaya hakkı var, düşünün lüften:

 "Bu kadar çocuğu niye yaptın",  "Niye ayrılmadın"

"Niçin erken evlendin" , "Neden evini terk etmedin"

"Ama sen de aranmışsın, neden o kocadan o kocaya gittin" vs.

            Yine son dönemlerde televizyonlarda yayınlanan dizi filmlerde aile içi çarpık ilişkiler, evlilik dışı ilişkiler, aldatma, cinsellik, gayri meşru çocuk yapma, kürtaj vb. konular dikkat çekici bir yoğunlukta işlenmektedir. Herhangi bir kültürel üründe; roman, tiyatro, ya da sinemada tek bir sahnede yaşanıp biten bu ilişkiler, televizyonun ve dizi filmlerin parçalı ve sürekli yapısı ile günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Ülkemizde televizyon, kültürümüzün bir parçasıdır ve hakim kitle iletişim aracı olması sebebiyle diğer iletişim araçlarınca da sürekli olarak beslenmektedir. Bu durum da televizyon dizilerini aylarca gündemde tutmakta, her bir bölüm hafta boyunca diğer iletişim araçlarınca da işlenmektedir.

Medyalar, hız ve haz üreterek varlığını sürdüren kültürel ve sembolik şiddetin yegâne kaynağı ve en etkili terör aygıtlarıdır. Asıl terörist evinizde, evinizin orta yerinde: Televizyon, gözünüzün içine baka baka, sizi kendisine köle yapar: Bununla yetinmez, kültürünüzü, değerlerinizi, ölçülerinizi, kutsallarınızı topa tutar. Siz de aptal aptal bakarsınız ekrana, kilitlenerek; kendinizden geçerek. Televizyon henüz ergenlik çağına ermemiş insanın 'çocuksu masumiyet'ini kapitalist reklamcılara satarak yok eder. Bu yüzden seyirciyi reklamcılara satan doymak bilmez, açgözlü ama ayartıcı bir kapitalisttir televizyon.  Türkiye'de bir televizyon devrimi yaşanıyor: Dizilerde doruk noktasına çıkan bir devrim bu.

Televizyon devrimiyle, kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz: Geleceğimiz demek olan çocuklarımızı, ekranlardan üretilen bütün değerleri çözücü, bütün ölçüleri yıkıcı, bütün temelleri sarsıcı yoz ve sığ, ayartıcı ve seküler sefih kültürle kurşuna diziyoruz. Sonra da bu toplumda önceleri hayal bile edilemeyecek cinayetleri görünce şaşırıp kalıyoruz! Özellikle bu günlerde çocuk cinayetleri çok artması dikkat çekici olsa gerek.

Aslında demokrasi çağının en iyi sembollerinden biri televizyon olmalı ama televizyon akla hitap etmez; duygulara hitap eder. Televizyonun dili, 11 yaşındaki çocuğun duygu dünyasının dilidir. Fakat ekonomi, siyaset filan derken, bu harala gürele arasında, çocuklarımızın, dolayısıyla geleceğimizin gözlerimizin önünde kaybolup gittiğini görelim lütfen!  Artık, televizyon devrimi, aileyi, aile ilişkilerini çözüyor, içkiyi, sapkın ilişkileri, şiddeti kutsuyor.

 

Peki, bu durum nelere yol açıyor? Ümitsizliğe ve depresyona yol açıyor. Depresyon hali ne zaman başlar? İnsanın ümidinin bittiği noktada depresyon başlar. Hayatımızda bir şeylerin iyileşeceğine olan inancımız kalmadığında enerjimiz biter. Her şey için bir isteksizlik başlar. Kalkmak da zor gelir, işe gitmek de ve hatta arkadaşlarla eğlence için buluşmak da. Ümitle birlikte kaybolan tek şey ümidin kendisi değildir; aynı zamanda anlamda kaybolur. Anlam kaybolduğunda insan yaşama amacını da kaybeder ve zaman beyhude bir şekilde geçer.

Gençlik dizileri, 14-15 yaşındaki çocukları sadece cinsellik, hız ve haz peşinde koşturan, sadece yiyen, içen, çiftleşen insan altı yaratıklara özendirerek kurşuna diziyor. Medya, müzik, spor kültürü, çocuklarımızı İslâmî kaygılardan, ideallerden, değerlerden, temellerden, ölçülerden hızla uzaklaştırıyor. Oysa İslâm, bu toplumun sadece geçmişi değil, yegâne geleceğidir. Ruhudur. Varlık nedenidir. Hayat ve hayatiyet kaynağıdır. Tek ufku ve tek umududur. 

Özellikle Televizyon kültüründen etkilenen büyük şehirlerimizde hızlı bir tempo içinde koşuşturup duruyoruz. Bir yığın kimseyle karşı karşıyayız. Kalabalıklar içindeyiz ama gittikçe yalnızlığımız artıyor. Çoğumuzun dünyası, aile ve iş çevresiyle sınırlı. Yolculuk imkânları artmasına ve kolaylaşmasına rağmen, akraba ve dost ziyaretleri eskisi kadar sık değil. Nedense insanlar arasında güvensizlik çoğaldı. Türkiye, ekonomik olarak büyüyor ama kültürel olarak çöküyor. Ama kimsenin kılı bile kıpırdamıyor nedense?

Her şeye rağmen insanların büyük çoğunluğu iyi ve aslında her yaratılan iyi fıtrat üzere yaratılmıştır. Zira emniyet yetkililerinin verdiği bilgiye göre, işlenen suçlar, nüfusun  % 99’u tarafından değil geriye kalan % 1 tarafından işlendiği belirtilmiştir. İnsanoğlu yüce Allah’ın eseridir ve Allah her insanın içine vicdan ve aklı koymuştur. Hadis-i şerife göre, çocuk fıtrat üzere, hatta İslam fıtratı üzere doğar. Bozulma sonradan olur. 

            Hayat ve insanlar ne hepten kötüdür, ne de arı duru tertemizdir. Her devirde çok iyiler, az iyiler ve iyi olmayanlar vardır. Hâbil ve Kâbil’in, Hz Ebubekir ve Ebû cehilin misyonunu temsil edenler her zaman bulunacaktır. Önemli olan içimizde körelmiş olan olumlu bakış ve iyi görme duygularını aktif hale getirmektir. Böylece gülün dikenlerinden şikâyet etmek yerine, dikenler içinde gül yaratılmış olmasından dolayı şükretme gereğini göreceğiz. İlle de ekonomi, ille de siyaset, ille de statü diye diye, hızla kültürel intiharın eşiğine doğru sürükleniyoruz! İdealleri, hayalleri, rüyaları, iddiaları olmayan kuşaklar yetiştirdiğimiz sürece, Türkiye dünyanın en büyük ekonomik gücü olsa ne yazar!

            Gerek tv dizilerinde gerekse roman ya da diğer kitapların ekseri çoğunluğunda nedense iyi ve olumlu aile örnekleri yerine kavga eden, ahlaksızlığı ön plana çıkan, kolay ve hırsızlıkla para kazanılan, birbirlerini aldatan aile tiplemeleri yer almaktadır. Bu konudaki açığı çok iyi tahlil eden Prof.Dr. Mehmet Demirci hoca ‘İyiler ve İyilikler’ diye bir kitap yazmış. Bu konuda o kadar yaşanmış iyi örnekler var ki yüzlerce kitap yazılır ama milletimizin güzel hasletlerinden olan yapılan iyiliği saklama ve reklamdan korkma özelliği yüzünden insanlarımız yaptıkları iyilik ve hayırları ve bunun sonucu ortaya çıkan güzellikleri kendileri ile beraber mezara götürüyorlar. Keşke öğretmenler, polisler, imamlar başlarından geçen iyi olaylar sonucu topluma kazandırdıkları insanları isim vermeden de olsa yayınlasalar.

 

Ayın sözü: Artık televizyon  okuyor, kitap seyrediyoruz.

 

Uğur Kantekin

 

 


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı