Makaleler > Uğur KANTEKİN > İLETİŞİMDE SORU SORABİLME

İLETİŞİMDE SORU SORABİLME

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

İLETİŞİMDE SORU SORABİLME01/03/2014

Gönderilen bir iletiyi anlayıp anlamadığımızı ve anlama gayreti içinde olduğumuzu en

belirgin bir şekilde gösteren davranış, soru sormaktır. Soru sorulmadan devam eden

etkileşimlerde, devreye sıklıkla giren bir eğilim "zihin okumacılığıdır." Zihin okuma, karşıdan gelen iletinin, nasıl bir amaçla veya niyetle gönderilmiş olduğunu bilme yanılgısı ve kişinin iç iletişime dönerek, karşıdaki kişinin iletişimini tahmin etmeye çalışmasıdır Yani bir an kişinin "kendi kendine gelin güvey olmasıdır. Zihin okuma hastalığı çok tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Eve geç gelen eşe neden geç geldiği sorulmadan, gerçek öğrenilmeden kendimizce kurduğumuz senaryoyu okumaya başlarız ve biraz sonra kavga başlar.

 Etkin iletişimin en önemli özelliklerinden biri de doğru soruyu sormak ve doğru cevabı verebilmektir. Zira anlamlı bir soru sormak anlamlı bir cevap vermekten çok daha zordur.

             Çocuklar bıkıp usanmadan çok soru sorarak öğrenmeyi pekiştiririler. Kızım 4 yaşında iken yarım saatlik bir yolculukta ilk defa gördüğü yerlerle ilgili yaklaşık 90  defa soru sormuştu. Çocuklar aldıkları cevaplar ile öğrenirler ve kendilerini geliştirirler. Bu yüzden sürekli televizyon seyreden çocuklarda sordukları soruya televizyondan cevap alamadıkları için konuşma güçlüğü çektiği görülmektedir.

Aklımıza gelebilen bütün soruları genellikle dört ana başlıkta toplamak mümkündür.

 Evet-Hayır soruları- Kapalı bilgi alma soruları- Açık bilgi alma soruları ve Ucu açık sorulardır. Evet-Hayır soruları yapılandırılmış, kapalı sorulardır ve böyle sorular olgu ve bilgi alabilmek için sorulur. Günlük iş ya da ev hayatında birbirimize bir sürü Evet-Hayır soruları sorarız.

Kapalı bilgi alma soruları Evet-Hayır sorularından biraz daha fazla bilgi içerir.

-Ne zaman geleceksin? -Toplantı nerede! -Toplantı saat kaçta-Kim geldi? Gibi.

Açık bilgi alma soruları ise karşınızdaki kişinin biraz daha fazla konuşmasını sağlar:

“Falan yere nasıl gidilir? Gibi. Cevaplar daha geniş olarak gelir.

Ucu açık sorular ise; En genel anlamıyla “evet”veya “hayır” ile cevaplanamayacak soru türü temelde, kişinin belirli bir konuyla ilgili görüşlerini, düşüncelerini ve duygularını açıklamaya yarar.

Dinleme ve anlama kanallarının tümüyle açık olduğu sorulardır. Özellikle iletişimin başlarında kullanmaya uygun olup, iletişimin sonraki aşamalarına geçişi kolaylaştırır. Aslına bakarsanız, bunlar soru olmaktan çok âdeta karşılıklı konuşmaya çıkartılan davetiyelerdir.

İnsanların gözlemlerine, duygularına ve görüşlerine başvurmak için merak ettiklerinizi gayet iyi yapılandırarak sorarsınız.

            Açık uçlu sorular, yeni bir eve girerken kullanılan anahtar gibi düşünülmelidir. Evin

her tarafı dolaşılıp görülmeden nasıl ki ev hakkındaki görüş geliştirmek veya karar vermek

mümkün olamayacak ise, açık uçlu sorular karşısında ilk elde gönderilen iletiden, o iletinin

oturduğu mantığı tümüyle anlamak da zor olacaktır.

Ucu açık sorular yapılandırılmamıştır ve bu sorularla görüş ve duyguları ya da gözlemleri öğrenmek isteriz. Açık uçlu soruların çoğu dolaysızdır. İnsanları düşünmeye, görüşlerini ifade etmeye, fikir ve duygularını paylaşmaya teşvik eder. Bunun ötesinde, açık uçlu sorulara verilen

cevaplar daha fazla bilgi, gelişme ve değerlendirme içerdikleri için öğrenmek istediğiniz durum hakkında daha iyi fikir verir.

            Ancak, günlük hayatımızda sadece cevaplanması kolay sorularla karşılaşmayız. Kimi;

- Uzun, karmakarışık ve kafamızı karıştıran, -Yer ve zamana uygun düşmeyen, -Olumsuzluklar taşıyan, -Bir başkasına sorulması gereken sorularla karşı karşıya bırakır.

 Böylesi durumlarda da soru cevaplamanın beş adımı imdadımıza yetişir. Karşımızdaki kişinin niyeti iyiyse, soruyu tekrar ettirmek veya anlaşılmayan noktayla ilgili karşı soru sormak faydalı olur. Böylece ne öğrenmek istediğini saptar ve cevabımızı buna göre veririz.

 Ya karşımızdakinin niyeti kötüyse? Bu durumda kaçamak yollara başvurmaktan başka çaremiz yoktur. Bu kaçamak yollarından bazılarını hatırlayalım:

Soru cevaplamanın Beş Adımı: Dinle - ne sorulduğuna dikkat et!

 -Düşünmek için zaman kazan. -Soruyu tekrar et. -Soruyu cevapla ve bir destek sözcüğü  kullan. - Dur! Sakın özür dileyerek bitirme!

Kötü niyetli soruları cevaplama taktikleri: -Sorunun bir kısmına cevap verin

- Sorunun odak noktasını değiştirin. -Soruyu tartışın. -Köprü kurun. -Olumsuz ifadeyi olumlu hale getirin.

Gerek öğrencilerde, gerek iş hayatında, gerekse aile içi iletişimde nedense çoğunlukla olumsuz sorularla iletişime başlarız. Bir eve misafirliğe gittiğimizde ilk soru: “ Kahve içer misiniz” biz de “Hayır içmeyiz” deriz. Ama “Kahveyi nasıl alırsınız diye sorulduğunda “Şekerli veya orta” deriz. Rahmetli bir büyüğüm gelininin evine bir öğle vakti yemek isteğiyle gider. Ama gelini “bir kahve içer misin” diye sorunca. Utanan kayınpeder ayıp olmasın diye bir kahve içip gider.

Çocuklar babalarından bir şey istediklerinde akşam eve gelen babaya; “isteğimi almadın değil mi baba” der. Baba ise olumsuz soruya istenileni alsa bile “evet almadım” derler.

İslam tarihinin ilk dönemlerinde talebe yerine “ne dersin?” manasına bir kelime kullanılıyormuş. Öğrenciler ilim sahiplerine, “Bu meselede ne dersin?” diye sürekli soru sordukları için onlara “ne dersin?” manasına gelen “ma tekûlü?” deniliyormuş.

Ibni Abbas (r.a)’a “Bu ilmî seviyeye nasıl ulaştın?” diye sorulunca cevap olarak , “Çok soru soran bir dil, çok düşünen bir kalp ile” cevabını vermiştir. Soru sormak ilim talep edenler kadar, ilim dağıtan âlimler ve aileler için de son derece önemli. Zira soru sormak sadece öğrenilen bilgiyi kontrol için değil, öğrenilmek ya da öğretilmek istenen bilgiye zihinde yer açmak ve zihni sıra dışı şeylere zorlamak için de önemlidir. Hz. Ali efendimiz; ‘Güzel soru sormak ilmin yarısıdır’ diyerek soru somanın önemini anlatmıştır.

Çocukların zihinlerinde yürüttüğü düşünceleri gerçek manada görebilmek kolay değildir. Öğretmen ya da ailelerin anlattıklarının çocuk tarafından idrak edip edilemediği, hafızasına kaydedip kaydedilemediğini, hangi duygularını nasıl harekete geçirdiğini bilemez. İşte soru sormak şuurun ve zekânın anlatılan ya da görülen nesnelerle oluşturduğu harmanlamayı anlamamızı sağlar.

 Mesela bir eğitim kurumunda, sıra dışı düşünme dersi işlenirken öğrencilere, “Çorap, bardak, kitap gün boyu düşünüyor olsalardı ne düşünürlerdi?” diye sorulmuş. Öğrenciler birbirinden enteresan cevaplar vermişler. Bir öğrenci, “Bardak olmak dünyanın en bahtiyar nesnesi olsa gerek! Peki neden? Bütün sürahiler önünüzde eğiliyor.” cevabını vermiş. Burada bardak nesnesinin çocuğun zihninde oluşturduğu harmanlama bir soruyla ortaya çıkmış oluyor. Bu yüzden Anne-baba, ya da eğitimciler olarak anlattıklarımız öğrencilerin zihninde nasıl algılanıyor? Onlara verdiklerimizi zihinlerinde doğru harmanlayabiliyorlar mı?

Örneğin, araştırma kabiliyeti ile soru sormayı deneyebiliriz. Önceden keşfedilmiş ya da gerçekleşmiş hadiselerin nasıl olduğunu, oluş şeklini, kimlerin gerçekleştirdiğini daha iyi anlamak için yapılan sorulardır. Araştırmanın temel alanının yanı sıra, ilmî usul sürecini de öğretir.

Tarihî araştırma – Onu başka birisi nasıl yapmış ya da çözmüş. Fatih sultan Mehmet gemileri karadan nasıl indirmiş? Deneme yanılma yoluyla araştırmanın yanı sıra, çeşitli yöntemleri açıklamak, kıyaslamak, karşılaştırmak gibi. Yani, Fatih Sultan Mehmet’in yerinde sen olsaydın gemileri nasıl indirirdin? Biliyoruz ki öğrenciler ve çalışanlar problem durumlarıyla karşılaştıkları zaman öğrenmeleri hızlanır.

Belirsizliklerle ilgili soru sormalıyız. Bunu gerçekleştirecek bir yol da, öğrenme sırasında engeller koymak ve arkasından da belirsizliklerle ilgili sorular sormaktır. Bunun için öğrenme durumunu belirli bir noktaya kadar getirmeli ve sonra yönlendirmeyle çözüme dair sorular sorulmalı; ancak cevaplar hep en can alıcı yerde bırakılmalıdır.

Yazma becerisi ile ilgili olarak da; şekiller, renkler, uyumlar, dokular, sesler ve kokulara dikkat çekilmeli. Kişilere birçok durumda yeni şeyleri kendi kendilerine dank etmelerini sağlayarak ve dank ettiklerini gözlerinde canlandırmaları için sorular sorulmalıdır. Bir eşyanın şeklini, rengini, uyumunu, sesini, kokusunu hissettirdikten sonra yazmalarını isteyebiliriz.“Siz olsaydınız bu şiiri nasıl tamamlardınız? Bu hikâyeyi sen yazsaydın kahramana hangi görevleri verirdin?” gibi sorularla çocuklarda yazma becerileri en üst düzeye çıkarılabilir. Aslında bu tür sorularla işe yeni alınan kişiler ve yeni göreve atanacak kişilere de beyin fırtınası yapan sorular sorulmalıdır.

 

 

Uğur Kantekin


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı