Makaleler > Uğur KANTEKİN > HUZUR MU? MUTLULUK MU?

HUZUR MU? MUTLULUK MU?

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014

Aşkın ve sevginin ayrı anlamlar ifade ettiği gibi, huzur ve mutluluk da ayrı şeylerdir.

Huzur; sükûnet, ağız tadı gibi hayatın aranan birer gerçeği olan kavramlarla ifade edilebilirken, mutluluk ondan çok daha farklıdır.. Huzur da mutluluk da hiçbir zaman bir diğeri için garanti vermez insana.

Küçük şeylerle mutlu olabildiğini söyleyen insanların yasadığı, mutluluktan ziyade bir iç huzurudur. Gerçek mutluluk; genelde acının kol gezdiği, çilenin, ıstırabın, kederin ve hasretin en uç noktalarda yaşandığı ilişkilerin bir getirisidir. Kolay elde edilemez o... Bedeli ağırdır. Ve her beden, her yürek bu yükü kaldıramaz. Önce, azla yetinmemeyi sonra gizemli ve tehlike dolu bilinmezlere doğru yelken açacak cesareti üzerinde barındırmayı gerektirir. Bir çok şeyde olduğu gibi, istemekle başlayan bu süreç, insanin, insan olduğunun farkına varmasıyla gelişme kaydeder. Anlayabilme ya da kavrayabilme kapasitesince anlamlar yüklenir, eşyalara, mekanlara ve olaylara...

Mevla’nın kuluna lütfu denilebilecek bir yazgıyla, kişi karsısına çıkarılan ruh eşi ile tanışır. Yüreği kıpır kıpırdır artik o insanin. Anlayabilme ya da kavrayabilme kapasitesince anlamlar yüklenir, eşyalara, mekanlara ve olaylara... Ve her şeye bir kutsaliyet kazandırılır. Birlikte dinlenilen bir şarkı, beraber yenen ilk yemek, sonraki günlerin detaylarını belirlediği gibi, ölümsüz aşkların, ömür boyu unutulmayan film karelerini de oluşturur. Nedensiz ve niçinsiz bir dünyadır bu hayat tarzı. Seven, sadece sever... Seksiz, şüphesiz, her şeye rağmen sever...

Bir müddet sonra birinin çektiği acıyı diğeri de hissetmeye baslar. O kederliyse diğeri de kederlenir. Kederle birlikte neşede paylaşılır. Ve kimin teselliye ihtiyacı varsa, onu diğerinde arar... Aradığını bulamadığı zamanlarda çoktur. "Beni neden anlamıyor?"; sorusu sık sık gündeme gelir... Sonrasında seven, görevinin, kendisini değil, sevdiğini mutlu etmek olduğunun farkına varır. Öyle içten davranışlar sergilemeye başlar ki seven insan, beklemedik anda, beklemedik yerde olmalar, umulmayan zamanlarda aramalar... İlgilisinin dahi hatırlayamadığı özel günleri hatırlama ve özel bir şeyler yapma çabası alır başını gider.

Lakin sevdiğinden ya azar işitir böyle zamanlarda, ya da aman sende, tarzında ilgisizlik görür. Bu kez kendine kahretmeye baslar.  Damarlarının ve kaslarının sinirden kaskatı kesildiği günler yaşar. Sara nöbetlerinden daha beter nöbetler bekler aşığın yüreğini. Bağırmak istese sesi çıkmaz, ağlamak istediğinde ağlayamaz..."Ben neyi yanlış yapıyorum?"sorusu, bazı şeylerin mesafe alabilmesi için zamana ihtiyacı olduğunu öğrenmesine vesile olur. Olduğu gibi kabullenmekten ve sabretmekten başka çaresi olmadığını görür. Bir müddet sonra, çok alakadar olduğu, her şeyini düşündüğü kişinin kendisinden uzaklaşma arzusuyla karsılaşır. Ve anlar ki, sevdiğini mutlu etmeye tek başına bir sevgi de yetmemektedir.

Bu kez sevginin önüne "saygıyı da koyması gerektiğini kavrar. O'na, fikirlerine, hayat tarzına, kılık-kıyafetine ve her şeyine saygı... Sevgi de olduğu gibi, hesapsız kitapsız bir saygı olmalıdır bu...

Bazen de kıskançlık duyguları kabarır seven insanda. Sevdiğini bütün insanlardan kıskanır. Ve bu kıskançlığı elinde olmayacak şekilde dışa vurmaya baslar. Sevilen öyle olmadığını anlatmak ister ama, nasıl ifade edeceğini bilemez ve seveni kendi kafasında kurduklarıyla baş başa bırakır...

Bu aşamada devreye giren düşünme dönemiyle birlikte seven, sevgi ve saygısının yanına bir de "güven" duygusunu yerleştirmesi gerektiğinin farkına varır. Güven... En azından kendisine güvenilmesi gerektiği kadar güven...Sevginin emek verenin olduğu ortaya çıkar bir müddet sonra... Sahiplenme duygusu yerini hak teslimine bırakır. Kimsenin diğerine muhtaç ya da mahkum olmadığı bir anlayış hakim olur ilişkiye.

Anlaşmak için konuşmaya bile gerek kalmaz. Telefondaki ses bile verir insani ele. Ne dert gizlenebilir. Ne neşe saklanabilir. Her şey ama her şey paylaşılır. Gözler karşı karşıya geldiğinde ise sevgi pompalar yüreklere...

Koşulsuz sevgi, sınırsız sabır, sonsuz saygı ve sonuna dek güven mefhumlarının olgunlaştırdığı ilişki de, karşılıklı iki insanin tüm inanç ve değerleri birbirlerini beslemeye baslar. Tek beden ve tek ruhta bütünleşmeye doğru yol alırlar. Bir elmanın iki yarısı gibidirler. Ne birisi bir adım önde, ne diğeri bir adım geridedir. Hep eşit, hep yan yana, can cana...

Mutluluk; karşılık beklemeden yapılan iyilik gibidir. Sevilenin, sahip olunsun olunmasın, her şart altında mutluluğunu isteme ve o yönde çaba sarf etmektir. Mutluluk; Ateştir, kahırdır... Azaptır, ıstıraptır,  çiledir... Belki de ömür boyu sürecek bir hasrettir.. Kısacası mutluluk zordur. Ve ancak zora talip olanlar mutlu olmak hakkına sahiptirler...

Yazar,  Mehmet Doğramacı Bey, tasavvufi açıdan bu konuda şöyle der: Mutluluk arzusu nefsi, Huzur arayışı ilahi kökenlidir. Huzurun en basit tarifi mi? Beklentisizlik. Beklenti yükseldikçe mutsuzluk, tevekkül yükseldikçe huzur artar. Mutluluk ile Huzurun net olarak ayrıştığı nokta mı?Acılı, zorlu ve kayıplar yaşanan sahnede kişi mutlu olamaz. Yani mutluluk; neşe, tat, kazanma ve olumluya odaklıdır.

Huzur ise ne acı, ne kayıp, ne olumsuzluk ile kayda girmeksizin her an her yerde yaşanır.

Mutluluk odaklı insan cenazede mutlu olamaz. Huzur odaklı insanın ise cenazede bile huzurlu olduğuna bizzat şahidim.

Bir yazar, çocuğunun ölümünde "Allah verdi Allah aldı, ona sözümüz olamaz ki!" diyerek teslimiyet gösteren anne ile eşi vefat ettiğinde taziyeye gelenlere "Hatunun bayramına hoş geldiniz" diyen 80 lik dedenin halinde bizzat izledim ‘Huzuru’ der.

Resulullah (sav) ve sahabesinin yaşadığı çağa ASR-I SAADET denmesi bana hep garip gelmiştir. 23 yıllık tebliğin 13 yıllık Mekke dönemi; işkence, boykot, baskı ve cana kastetmelerle geçmiş. 10 yıllık Medine dönemi ise fakirlik ve savaşla. Neresi saadet bunun, sorusu akla geliyor değil mi?..

Huzur ve Mutluluk farkını kavradığında neresi saadet anlıyor insan!

İşkence, boykot, açlık, savaş, baskı, fakirlik kavramları dikkat edersen hep beş duyuya, bedene ve beşerce bakışa göredir. Şuurdan, İnsanca seyir başladığında ise bunların hiçbirinin kayda değer bir anlamı yoktur o bilinçte. "Olan olmaktadır yerli yerince" diye inanan şuur, bize göre en ağır, en zor görüneni yaşasa da huzurdadır. Çünkü beş duyu kaydından çıkarak hayatı izleyenler üzerinde beş duyu verilerinin hiçbir gücü ve kudreti yoktur.

Bu huzur seyrinin asıl nedeni mi? Ayet vermiş şifresini:

“Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir.” (ENFAL 33)

Ne diyor ayet? "İçlerinde Resul varsa" o topluluk azap çekmiyormuş, hep huzurda oluyormuş...Resul şimdi nerede? Yine senin benim içimde özümüzde!

O bize vicdan adıyla, insaf adıyla, hakkaniyet adıyla seslenip durmada an be an... Kulak verirsek azap; mutsuzluk yok hep huzur var! Şimdi anladık mı neden Asr-ı Saadet imiş o çağ?

Şimdi anladık mı bizde, şu an nasıl yaşanacakmış Asr- Saadet?

Ülkede yaşanan kriz onun üretimde bulunduğu sektörü de vurmuştu. İstanbul'a yolu düştüğünde uğradı her zamanki gibi. Derdini paylaşma gayesiyle konuşurken senin için zor olacak, çalışanların var, patronsun, umarım kolaylaşır dedim. Tebessüm etti. Ve şöyle dedi:

RABBUL ALEMİYN KULUNA ŞİMDİYE DE PATRON ROLÜ VERDİ. ŞİMDİDEN SONRA ÇALIŞAN ROLÜ VERİP BİR PATRONUN EMRİNE SOKACAKSA İSYAN MI EDECEĞİZ?.. ROLLERE RAZIYIZ KARDEŞİM... Anladım ki huzurdaydı. Huzurda olanı hiçbir hal mutsuz edemezdi. Yaşayan mutlu olur, ölüm sonudur. HAYYatta olan huzurdadır, ölüm doğumudur.

Beklentisi olan putlarını yaratır, mutlu ve mutsuz şirkine doğru kürek çeker. Beklentisiz olan Rabbini tanır, Rabbini tanıyan kendini bulur. Kendini bulan daimi huzurdadır.

Ne diyor, İnşirah 1-3 ayetinde: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Fatır 19-22 ayetinde de:” Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla” diyor. 

Tekasür 1-2 de ise: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

- Huzur; sevgi ve nefretin ötesindeki âlemin adıdır.

- Toplum; huzur ve saadeti, düşünmek ve soru sormakla elde eder.

- Her birimiz, birbirimizle de O’nun huzurundayız! Farkında mıyız?..

 

- Olayların ardındaki hakikat noktasını gören kişinin, huzurda olmamasına ihtimal mi vardır?


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı