Makaleler > Uğur KANTEKİN > KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN.

KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN.

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013

Uzmanlar, dünyadaki tüm ölümlerin üçte birinin sebebi olduğu tespit edilen kalp ve damar hastalıklarına neden olan etkenlerin başında stresin ve kötü beslenmenin geldiğini belirtiyor. Dünyada her üç kişiden birinin ölüm sebebi olarak görülen, özellikle 40 yaş sonrası felçlere neden olan kalp damar hastalıkları, insanlığın umursamaz yaşam tarzının sonucu gelişen çağa özgü ciddi bir problem şeklinde görülüyor.

ABD Columbia Üniversitesi Kardiyak Elektro Fizyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Garan, Batı tipi beslenmeyi kalp damar hastalıklarının en önemli nedeni olarak görüyor.Geliştirdiği yöntemle ritim bozukluğu diye adlandırılan kalp hastalığında çığır açan Garan, sağlık sektörünün geliştiğini düşünerek hastalıkları umursamadan bilinçsizce beslenen insanların kalplerine zarar verdiklerini ifade ediyor.

Türk Kalp Vakfı Başkanı Hakan Akşit ise kalp damar hastalıklarının küresel ölümlerin yüzde 30'unu oluşturduğunu ve yeni doğan bin çocuktan 9'unun kalp hastası olduğunu söylüyor.

Kalb bir şeyin merkezi ve özü demektir. Bir şeyi tersyüz etmek, değiştirmek veya değişkenlik anlamına gelir. Kuran’da genelde idrak ve anlama merkezi, düşünme ve kavrama gücü anlamına yaklaşık 140 yerde geçmektedir. Kalb iman yeridir. Bazı alimlere göre kalb aynı zamanda keşf ve ilhâm merkezidir. Çünkü kalb Hakk’ın tecellîgâhıdır.

Birde gönül kelimesi ile de ifâde edilen kalbin dinde önemi büyüktür, çünkü îmanın ilk rüknü kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrar bundan sonra gelmektedir. Hemen belirtmekte fayda görüyoruz ki kalpten murat vücudumuzda yer alan ve kan pompalanmasını temin eden et parçası değildir. Kalpten murat, ruhun latifelerinden olan ve ruhla müterâdif olarak kullanılan yürek, gönül, her şeyin ortası, en ehemmiyetli ve can alıcı yeridir. Kur'an'da ve tasavvufta zihnî fonksiyonların yerinin kalp kabul edildiği anlaşılmaktadır. Meselâ “Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri de, kalpleri de Allah'ın zikriyle yumuşar.” (Zümer, 39/23) “Hakîki mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı vakit kalpleri ürperir.” (Nisâ, 4/41)  Tasavvufta kalple ilgili zikredilen hadisler de vardır, meselâ; “Ben yere ve göğe sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım”, “Her şeyin cilâsı vardır, kalbin cilâsı da Allah'ı zikretmektir

Son yıllarda yapılan çalışmalar kalbin düşündüğümüzden daha akıllı olduğunu gösteriyor. Kalp beyinden sinyal alıyor ama kendisi de vagus siniri yoluyla beyne bilgi gönderiyor. Beyne gönderdiği sinyallerle beynin entelektüel işlevleri yerine getiren bölümünü uyarabiliyor veya tamamen devre dışı bırakabiliyor. Kalp kendi hormonlarını üretip vücuda bırakıyor, beyinden binlerce kat daha güçlü bir manyetik alan yayıyor. Kalbin üzerinde yer alan sinir hücreleri, tıpkı beyin gibi yapılanıyor. Kalbin beyni, kendi dopaminini salgılayabiliyor. Bu sinirsel iletici, davranışlarımız üzerinde kuvvetli etkileri olan bir bileşik.

Geçmişin bilgeleri kalbin ancak dikkat ve niyet etmekle dönüşebileceğini söylüyorlardı. Kalbimizle görebilir, kalbimizle düşünebilir, kalbimizle hüküm verebilir ve nihayet onunla yaşayabilirdik. Kalp, hem idrak eden hem de idrak edilen hususiyette bir yapıya sahiptir. İnsan; ruhuna, cismine, aklına onunla girer. Kalp, Ruhun Gözü gibidir. Basiret kendi dünyasına göre onun nazarı; akıl ruhu, irade de iç dinamizmidir. Kalp, iki yönü olan öyle nurani bir cevherdir ki, bir yönüyle devamlı ruhlar âlemine, diğer yönüyle de cisimler âlemine bakar

Allah, insana insanın kalbiyle bakar. İnsanla muamelesi o insanın, kendi kalbine göre cereyan eder. Zira kalp; akıl, marifet, ilim, niyet, iman ve kurbet gibi çok hayati hususların kalesi mesabesindedir. Kalp ayakta ise bu duygular da hayatta sayılır, o yıkılmış veya bir kısım olayla sarsılmışsa, bu latifelerin hayatiyetinden, devamından bahsetmek oldukça zordur. Bir alim olan Hazret-i Sâdık u Masdûk bu konuda: “Bakın, cesette bir çiğnem et parçası vardır ki, o sıhhatli olunca bütün cesette sağlam olur; o fesada yüz tutunca da bütün ceset bozulup gider. Dikkat işte o kalptir” buyurarak kalbin, insan bedenindeki yeri ve önemine dikkatleri çekmiştir.

İnsanın mutlu ve sağlıklı bir hayat sürebilmesi düzgün ve üst düzeyde çalışan bir bağışıklık sistemi ile mümkündür. Yani mükemmel yaratılmış insanda sistemlerin sorunsuz çalışması ve mutluluk hormonlarının normalin altına düşmemesi için bağışıklık sisteminin sürekli ve her daim pozitif ve üst düzey kapasite ile çalışması gerekli olup bunu sağlayan ise güzel ahlâk ve pozitif-olumlu olabilmektir.

Tam tersi de doğru olup, negatif düşünceli ve olumsuz ahlâklı insanların immün sistemleri normalaltı kapasitede veya çalışamaz hale gelip çökebilir hatta genetik yapıyı olumsuz yönde değiştirip umulmadık hastalıklara davetiye çıkarabilir. Modern tıp bunun sebebini hala anlayabilmiş değil ve sebebine İdiopatik adını vermiştir. Öte yandan tıbben kolay düzelen bir hastalık bile olsa umulmadık komplikasyonlar ve bir türlü düzelemeyen hasta profilleri, hekimleri de aciz hale düşürüp, modern tıbbın neden hala bazı hastalara gerçekten şifa olamadıkları hakkında fikir verir. Yani hastanın, hastalığa bakış açışı, kalbi durumu o kadar önemlidir ki, tedavi sürecinde biz hekimler bu blokajı çoğu zaman fark edemeyiz. Gereken her şey yapılmıştır ama bir türlü hasta düzelemez, çünkü asıl hastayı ayağa kaldıracak olan bağışıklık sistemini, bizzat hastanın kendisi çökertmiştir. Ama farkında değildir… İşte bunu fark edebilen hekim, ancak hastaya kendi iyileşme gücünü de farkettirebilirse (bilişsel terapiyle-algı düzeylerini değiştirilebilirse ki bu mümkündür=Nöroplastisite) Şifa’ya vesile olabilir…

Bu konuda Avrasya hastanesi Kardiyoloji bölümü Uz. Dr. Celal GÖLGECİ’nin hastane dergisinde çıkan bir makalesinde Kırık kalpler Hastalığı olan (Tako-Tsubo) Nadir görülen, ani başlayan ve genellikle ölümle sonlanan bir kalp hastalığıdır. Çoğu zaman “sen benim kalbimi kırdın, beni çok üzdün, hayatımın ışığıydın ama söndürdün” gibi sözleri duymuşsunuzdur. Genellikle büyük aşkların hüzünlü bir şekilde sonlanması sonrasında ani başlayan göğüs ağrısı, soğuk terleme ve vücutta soluklukla seyreden ve kişiyi yataklara düşüren hastalıklar vardır. Yüzyıllar boyu bu hastalığın tanımı yapılamamış ve gencecik insanlar yetersiz tanı yöntemleri nedeniyle hayatlarını kaybetmişlerdir.

Eski çağlarda türkülerimize de giren ve yetersiz beslenme ve bakımsızlık sonucu verem hastalığı gibi kalbin üzüntü sonucu “ kırılması “ da kişiyi hayati riske sokmaktadır. İlk olarak 1990’lı yılların başında Japon bilim adamları tarafından tarif edilen ve hasta kalbi ahtapot tuzağına (Tako-Tsubo) benzetildiğinden bu ismi almıştır. Burada kalp tam ortadan boğumlanmış (kırılmış) ve uç kısmı taş olmuş gibi durmaktadır. Kırılmış Kalbin anjiyografi sırasında çekilen tipik görüntüsü. Kalbin kasılma – pompalama gücü ileri derece azalmıştır. Bu zamana kadar bu hastalığın varlığından şüphelenilmiş fakat vakalar toplanılmadığından

ismi konulamamıştır. İlk vaka tanımlandıktan sonra tüm dünyada hızla çok sayıda vakanın olduğu bildirilmiş ve sanılanın aksine nispeten ‘Kırık Kalpler’  sık görülen bir kalp hastalığı olduğu belirlenmiştir. Belirtiler kalp krizine benzer şekilde başlar ve genellikle bahsedildiği, gibi olağanüstü bir duygusal ya da fiziksel stresten hemen sonra ortaya çıkar. Hastalığın stres hormonların (adrenalin ve noradrenalin gibi katekolaminler) aniden kana boşalmasına bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Tüm hastaların ortak yönü ani gelişen duygusal bir yıkım sonrasında (ayrılma, kaza, saldırı, doğal afet, ölüm veya hararetli bir tartışma) nadirende aşırı bir sevinç sonrası (piyango kazanmak gibi) bu hastalığa yakalanmalarıdır.

2004 yılında iki kız kardeş de tespit edilen bu hastalığın oluşumunda kalıtsal bir yatkınlık düşündüren bulgulara rastlanılmıştır Bu hastalık özellikle ilk saatlerinde ciddi ve hayatı tehlikeye sokan (ritim bozuklukları, şok, ani kalp yetmezliği) belirtiler ile seyreder. Tahmin edildiği gibi tedavisi de olmamakla birlikte başta yatak istirahatı önerilmekte. Bu dönemde oluşabilecek yeni stres faktörlerinden (üzüntü) hasta korunmalı. Tabii ki mümkünse üzüntü kaynağının giderilmesi kesin tedavi olacağı aşikârdır.

 

Bu sebeple, “Kimsenin sizi üzmesine izin vermeyin ve kimseyi de üzmeyin”.


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı