Makaleler > Uğur KANTEKİN > BİLİNÇALTINI YÖNETMEK

BİLİNÇALTINI YÖNETMEK

Uğur KANTEKİN

mail@rapordergisi.com | www.isimsoyisim.com | Twitter | Facebook

BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013

Beyin, çok yönlü bir kontrol merkezidir. Beyin, bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareketler kendilerine özgü frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığımız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Bütün hastalıklar, davranışlar, düşünceler, duygular ve algılamalar da kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir.

Söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını şekillendirir. Çevremizde konuşulan her kelimenin dalgaları beynimize kendi frekansıyla gelir ve tercihimize göre reddedilir veya yerleşebilir. Hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında ise beyin, o sırada çevrede söylenen kelimelerin dalgalarına kontrolsüz olarak açık durumdadır. Bu sebeple insan beynini yönlendirmenin en basit şekli ameliyat esnasında beyne yerleştirilen programlardır. Anestezi de bir nevi hipnozdur, hatta hipnozdan daha büyük etkiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan bayılma, ağrı ve korkuyu aynı anda yaşar. Ameliyat sırasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bilgisayar virüsü gibi çalışır. Bu virüslerin sayısı ve niteliği tamamen ameliyathanede bulunanların ahlakına, konuşmalarına ve konuştukları konuya bağlıdır. Onun için gelişmiş ülkelerde ameliyat sırasında konuşmak yasaklanmıştır.

Bikaç yıl yıl önce ‘NeuroFormat™’ yöntemini geliştiren Barış Muslu, bilinçaltına format atan egzersizler sayesinde, çocuklar gibi mutlu ve iyi hissetmenin formülünü veriyor.

Kötü giden bir şey olmamasına rağmen, hayatımız neden çocukluğumuzdaki kadar keyif vermiyor? İncir çekirdeğini doldurmadığını bildiğimiz olaylar neden canımızı sıkıyor? Topluluğa konuşurken neden hazır olmamıza rağmen heyecanımızı bastıramıyoruz? Çok iyi eğitim almışız, güzeliz ya da yakışıklıyız, bin bir türlü özelliğimiz var peki niye özgüvenimiz yok?

Hemen herkesin hayatının merkezinde bu soruların binlercesi vardır. Ancak, beynimizin mantık çerçevesinde duygularımızı kontrol etmesi mümkün değil mi? Barış Muslu’ya göre, aynen bir bilgisayar gibi beyni de formatlayarak, duyguları kontrol altına almak mümkün. Fobiler, panik atak, obezite, sigara ve alkol bağımlılığı, özgüven eksikliği, depresyon gibi pek çok sorunun üstesinden bu yöntemle hızlı ve doğal şekilde gelinebileceğini savunuyor.

Savaş ya da kaç! “Beynimizin hayatımızı korumak adına verdiği tepkiler, yüz binlerce yıl öncesinde verilen tepkilerle aynı’’ diyen Muslu, şu örneği veriyor: “Mesela, vahşi bir hayvan bizi kovaladığı ya da topluluğa karşı konuşmak üzere olduğumuz zaman bilinçaltımızın verdiği tepki aynı! Bilinçaltımız kendine göre ‘’tehlikeli” olarak gördüğü iki durumda da; savaşmak ya da kaçmak için kullanacağımız kol ve bacaklarımıza daha fazla kan göndermek için, kalbimizi daha hızlı çalıştırmayı seçiyor. Bildiğimiz “heyecanlanma” tepkisi. O günlere göre yaşantımız çok değişmesine rağmen, bilinçaltımızın verdiği tepkiler hiç değişmiyor.”

Bunun yanı sıra bilinçaltımız bazı hastalıkları, travmalara karşı bizi savunmak için yaratıyor. Yani ortada gerçek bir sorun olmasa da, bilinçaltı yanlış karar vererek vücudun dengesini bozacak aykırılıklar üretiyor. “Yaşadığımız, birçok fiziksel ve zihinsel rahatsızlığın aslında sebebi işte bu aykırılıklar. Eğer, bilinçaltımıza yaşadığı travma konusunda “aslında korkulacak bir durum olmadığını” NeuroFormat™ yöntemleriyle iletirsek, vücut eski dengesine dönerek ilgili rahatsızlıkları iyileştiriyor” diyor. 

Ama psikiyatri ve nöroloji doktorları bu tür hastalara verdikleri ilaçla bağımlı ve ya uyurgezer bir hasta modeli üretiyorlar. Hâlbuki ilaç içmeden de sadece duyguları değiştirmek suretiyle iyileşen yüzlerce insan bulunmaktadır.

Barış Muslu, “Farklı oturma, duruş ve göz pozisyonlarını tarayarak beynimizin hatıralara ulaşmasını sağlıyoruz. Aynen bir diskin formatlanması gibi, biz de bu tarama esnasında olumsuz hatıraların etkisini bilinçaltımızdan temizliyoruz” diyor.

Bu tekniği uygulama aşamasında pek çok kişiye danışmanlık da yapan Muslu, NeuroFormat™ tekniklerinin bilinçaltına doğrudan müdahale ettiğini belirtiyor ve şunları ekliyor: “Hayat tecrübelerimizin bir sonucu olan bilinçaltı seviyesindeki inançları değiştiriyor. Yanı sıra, hayatımızda sorunlara neden olan büyük travmatik olayların bilinçaltındaki etkisini temizleyerek çok kısa zamanda otomatik değişimler sağlıyor. Bir yandan geçmiş olayların olumsuz etkisi ‘format’lanırken diğer yandan yine düşünce alışkanlıkları çeşitli NeuroFormat teknikleri yardımıyla değiştiriliyor.”

Bir başka araştırma süreci şöyle işliyor; Beyin MR'ları çekilen katılımcılara önce belli konular hakkında düşünceleri soruluyor ve kendilerinden bahsetmeleri isteniyor. Daha sonra aynı kişilere diğer insanlar ve onların düşünceleri hakkındaki fikirleri soruluyor. Yapılan beyin taramaları incelendiğinde, insanlar kendilerinden bahsederken, beyindeki ödüllendirme sisteminin harekete geçtiği saptanıyor. İnsanlar kendilerinden bahsettiklerinde beyindeki ödüllendirme sistemi harekete geçerek kişiye mutluluk veren dopomin hormonu salgılıyor.

Facebook, twitter gibi sosyal medya alanları insanları nefislerinden yakalamış, beynin çalışma tarzını bile değiştirmiş. Gençleri bağımlılığa dönüştürmesi ve çok sevilmesi bundan.

'Artık matbaa teknolojisiyle beraber gelişen akıl türü, yani uzun süre ve derinlemesine tahlil eden akıl türü, yerini internet teknolojisinin ortaya çıkardığı akıl türüne, yani çok malzemeyi kısa sürede tarama ama derinleşmeme anlayışına terk etti.' Sonunda anlıyoruz ki, insanların beyni ve düşünme biçimleri, internet tarafından tamamen yeniden şekillendirilmiş.

Uzmanlar "İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkileyecek mekanizma üretilmiştir. Bu mekanizma insanların beynindeki elektromanyetik dalgaların

normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu yolla insanların davranışlarını değiştirebilir olduğunu belirtiyorlar. Örneğin bir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekrana yansıtabilir, aynı zamanda beyin faaliyetini etkileyecek ve kontrol edecek dalgalar gönderebilir. 

Sinema, televizyon veya reklam filmleri ya da her türlü televizyon programı 24 kare resmin bir saniye içinde ardarda gelmesiyle hareketli hale gelir. İnsan gözü ardarda gelen bu 24 kareyi algılarken, bunların arkasına yerleştirilen 25. kareyi algılayamaz. İnsan, algıladığı kareler hakkında yorum yapabilir, ondan etkilenip etkilenmemeyi seçebilir. İnsan gözünün algılayamadığı 25. kare ise kontrolsüz olarak beyne gider ve insan bilincine yerleşir. 25. kare genellikle yazı şeklindedir ve bu efekt “algılama dışı uyarıcı” olarak da isimlendirilir. 25. kare program yapımcıları tarafından insanları yönlendirmede kullanılabilir. 25. kare ile insanları, herhangi bir fikre veya eyleme, belli bir adaya oy vermeye, bir ürüne bağımlılığa ya da başka bir amaç doğrultusunda yönlendirerek beyinleri yönetmek mümkündür.

İnsan davranışlarını kontrol etmede en cazip yöntem haline gelen bu yöntemin temelinde insanın şuuraltına tesir etmek vardır. Özel kodla şifrelenen ses kasetleri, radyo ve televizyon aracılığıyla insanlara herhangi bir emir verilebilir ve onların bu emir çerçevesinde hareket etmesi sağlanabilir. Kişi, kasetten veya CD’den, ilahiler ve

Kuran-ı Kerim dahil herhangi birşey dinlerken veya televizyon seyrederken, seslerde ve

görüntülerde tehlikeli bir buyruk gizlenmişse, bunun şuuraltına indiğini fark edemez.

Ayrıca zihin Kontrolünde renk, ses ve şekillerin birlikte kullanılması renklerin insan psikolojisinde ne kadar etkili olduğu yıllardır bilinmektedir. Örneğin kırmızı, turuncu ve sarının uyarıcı, mavi ve morun sakinleştirici, yeşilin ise uyum sağlayıcı etkileri vardır. Renklerin, seslerin ve şekillerin tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sırayla ve hızla hareket ettirilmesiyle insanların, özellikle çocukların beynini kontrol altına almak mümkündür. Bu virüs bilgisayar kullanıcısına çok büyük bir kuvvetle etki edebilir. İlk önce belli bir amaçla düzenlenmiş renk lekeleri ki bunlar şekiller içine yerleştirildiği zaman daha da etkili olabilir, sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Sonra şekillerin ve renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi kalp ritmini ve tansiyonu kontrol altına alır, hastalığa hatta ölüme götürebilir. 1999 yılında sadece Rusya’da, bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen, 46 ölüm vakası tesbit edilmiştir.

Japonya’da 1 Aralık 1997’de “Pokemon” çizgi filmini izleyen 700 çocuk epilepsi nöbetleri ile hastahaneye getirilmiştir. Bu “televizyon epidemisi”ne, kırmızı ışığın saniyede 10 ila 3030 defa kesintiler halinde verilmesi yol açmıştır. Kesintiler halinde hızla geçen kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm, sonra da bayılma, kasılma ve boğulma hissine sebep olmuştur. Bu tür efektler vasıtasıyla “psikotron" silahlar üretilmekte, televizyon ekranı ve bilgisayar monitörü aracılığıyla kullanılmaktadır.

            Bize de televizyon ve bilgisayar başından uzaklaşıp daha faydalı işler yapmak kalıyor.

Uğur kantekin

 

 


Sosyal Ağlarda Paylaş

Yazarın diğer makaleleri Tarih
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA AKRAN ZORBALIĞI VE ZORBALIĞA MARUZ KALMA 01/03/2019
AT GÖZLÜĞÜYLE DEĞİL, AT GÖZÜYLE BAKMAK 01/02/2019
KALICI ÖĞRENME VE YAPILMASI GEREKENLER 01/01/2019
KALP DİLİ 01/12/2018
KADIN İLE ERKEK BEYNİNDEKİ EMPATİ FARKI 01/11/2018
MUTSUZLAR 01/10/2018
DEĞER VERME VE DEĞERSİZLİK HİSSİ 01/08/2018
ŞIMARTILAN ÇOCUKLAR AĞIR BEDELLER ÖDÜYOR 01/07/2018
INOVASYON YENİLİK Mİ? MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Mİ? 01/06/2018
YUNUS EMRE VE TRAVMA TEDAVİSİ 01/05/2018
DOSTLUK; AKIL VERMEK, TESELLİ ETMEK VE İNAÇLARIMIZ 01/03/2018
BATAN GEMİDEN KALAN SEVGİ… 01/01/2018
FIRSAT EĞİTİMİNE ÖNEM VERMELİYİZ 01/12/2017
ŞÜKÜR BİR SÖZ MÜDÜR? 01/11/2017
SEVGİ NEDİR? ALMALI MI? VERMELİ Mİ? 01/10/2017
STRES NEDİR? OLMALI MI? KURTULMALI MI? 01/09/2017
İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK VE KARAKTER EĞİTİMİ 01/08/2017
SÜREKLİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ 01/01/2017
ANACI ERKEK, BABACI KIZ, EHL-İ KEYF GENÇ MODELLERİ ÖRNEKLERİNİN ARTMASI “HATA NEREDE?” SORUSUNU SORDURTUYOR. 01/12/2016
DENEYİMLEYEN, TEVEKKÜL EDEN BİLİNÇ VE KÜÇÜK MUTLULUKLAR… 01/11/2016
KIZGINLIK- GÜCENME- HASET- ÜZÜNTÜ- KORKU-BAĞIŞLAMA 01/10/2016
GENÇLİK KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞERLER 01/09/2016
İSTEKLERİMİZİ HANGİ YOLLA YAYIYORUZ? 01/07/2016
NİYET NE DEMEKTİR? 01/06/2016
SON MODA RUH HASTALIĞI: MEMNUNİYETSİZLİK 01/05/2016
DERTLİYSEN EĞER… 01/03/2016
KUŞATILMAYAN HEDEF FETHEDİLEMEZ! 01/11/2014
ÇEKTİKLERİMİZ HEP KENDİ ELİMİZDEN Mİ? 01/10/2014
TELEVİZYONUN ESİRİ OLDUK… 01/05/2014
SEVGİ, GERÇEK ANLAMDA KENDİNİ BULABİLMESİ İÇİN NE İSTER?.. 01/04/2014
İLETİŞİMDE SORU SORABİLME 01/03/2014
HUZUR MU? MUTLULUK MU? 01/02/2014
KİMSENİN SİZİ ÜZMESİNE İZİN VERMEYİN VE KİMSEYİ DE ÜZMEYİN. 01/09/2013
MUHABBET… 01/07/2013
ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ 01/06/2013
HAYATA İKİ YÖNDEN BAKMAK… 01/05/2013
EŞLER BİRBİRLERİNDE NELERE TAHAMMÜL EDEMİYOR… 01/04/2013
ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ? 01/03/2013
BİLİNÇALTINI YÖNETMEK 01/02/2013
SEVGİYİ İFADE ETMEK 01/01/2013
BOŞANMALARI ÖNLEYELİM…… 01/12/2012
GENÇLİĞİN DEĞERİ BİLİNSE İHTİYARLIĞIN ŞİKÂYETİ AZALIR 01/11/2012
GİZLİ KAMERA GEREKLİ Mİ? 01/10/2012
TELEFON VE TELGRAF 01/09/2012
DEPRESYON İLAÇLARI KULLANILMALI MI? 01/08/2012
CENNET KOKULU ELMALAR 01/07/2012
MUALLİM VE MÜELLİM 01/06/2012
HZ ALİ DEN YÖNETİCİLERE NASİHATLER 01/05/2012
SOSYAL VE MANEVİ BENLİK 01/04/2012
HAYIR DİYEBİLMEK 01/03/2012
ÖZGEÇMİŞ NASIL OLMALI? 01/02/2012

Ziyaretci Sayısı